Oğuz Büber - Muhalif Analiz
Türkiye’de e-ticaret alışkanlıklarını kökten değiştirecek, tüketicinin zaten daralmış olan bütçesine yeni bir darbe vuracak karar resmileşti. Yurt dışı alışverişlerinde uygulanan 30 Euro’luk gümrük muafiyeti tamamen kaldırıldı. 7 Ocak 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan ve 6 Şubat’ta yürürlüğe girecek olan kararla birlikte, yurt dışından gelen ürün 1 Euro dahi olsa gümrük vergisine ve detaylı beyanname işlemlerine tabi tutulacak.
Hükümet ve ticaret odaları bu kararı "yerli üreticiyi korumak" ambalajıyla sunsa da, tablonun geneline, fiyat farklarına ve ticaret hacimlerine bakıldığında asıl amacın üretimden ziyade "ithalatçı tekellerin kâr marjını korumak" olduğu şüphesi kuvvetleniyor.
"Fırsat" Kimin İçin?
Kararın hemen ardından İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, düzenlemeyi "yerli üretim için çok önemli bir fırsat" olarak nitelendirdi ve memnuniyetini dile getirdi. Avdagiç’e göre bu adım, haksız rekabeti önleyecek ve Türk sanayicisini güçlendirecekti.
Ancak madalyonun diğer yüzünde, tüketicinin cebinden çıkan para ve aradaki uçurum var. Gazeteci Boran Erdin ve Murat Muratoğlu’nun paylaştığı çarpıcı örnekler, "yerli üretim" kalkanının arkasına sığınan bazı yapıların, aslında "ithalat komisyonculuğu" yaptığını gözler önüne seriyor:
- Çin’de gümrük dahil 2.500 TL olan bir traktör gölgeliği, Türkiye’de "yerli satıcı" tarafından 17.000 TL’ye satılıyor.
- Temu’da 156 TL olan bir ürün, Türkiye pazarında 3.000 TL etiketle vitrine çıkıyor.
Vatandaşın yurt dışından 156 TL’ye alabildiği ürüne erişimi kesildiğinde, aradaki 2.800 TL’lik fark "yerli üretim maliyeti" değil, doğrudan aracıların fahiş kârı olarak hanelerine yazılıyor. Bu durum, kararın üretimi teşvik etmekten çok, vatandaşı içerideki yüksek fiyatlı tekelci yapıya mecbur bırakma projesi olduğu eleştirilerini haklı çıkarıyor.
Rakamların Ortaya Koyduğu "Rant" Gerçeği
Teknoloji ve girişimcilik dünyasından Ertaç Paprat, konuya getirdiği veri odaklı bakış açısıyla "yerli ve milli korumacılık" söyleminin altını oyuyor. Paprat’ın analizi, meselenin bireysel tüketicinin aldığı üç-beş parça eşya olmadığını net bir şekilde ortaya koyuyor:
- Hacim Farkı: İTO üyelerinin Çin’den ithalatı 45 milyar dolar iken, "tehdit" olarak gösterilen Temu’nun Türkiye hacmi sadece 1.3 milyar dolar. Yani bireysel alışveriş, ticari ithalatın %3’ü bile değil.
- Konteyner vs. Kargo: Büyük firmalar konteynerle mal getirip üzerine marka basarak "yerli üretim" diye 10 katına satarken bu "ticaret" sayılıyor; ancak vatandaş aynı ürünü kargoyla getirtmek isteyince sistem kilitleniyor.
- Katma Değer Masalı: Dream Games veya Peak Games gibi teknoloji firmaları yüzlerce çalışanla milyar dolarlık "gerçek" değer üretirken; Çin’den ucuza alıp içeride pahalıya satan "al-satçı" zihniyet, devlet korumasına muhtaç kalıyor.
Paprat’ın, "Siz konteynerle Çin'den mal getirince 'dış ticaret', vatandaş kargoyla sipariş verince 'vatan hainliği' oluyor" tespiti, yaşanan çelişkiyi en yalın haliyle özetliyor.
Hukuki ve Sosyal Tepkiler: "Kapalı Ekonomi" Tehlikesi
Düzenleme sadece ekonomik değil, hukuki ve sosyal bir tartışmayı da beraberinde getirdi. Hürriyet Partisi, kararın anayasaya, mülkiyet hakkına ve eşitlik ilkesine aykırı olduğunu belirterek Danıştay’a dava açacağını duyurdu. Parti, Türkiye’nin bir "kapalı ekonomi" haline getirilmeye çalışıldığını, özellikle AR-GE ve girişimcilik için gerekli parçalara ulaşımın imkansızlaşacağını savunuyor.
Siyaset kanadından Ümit Dikbayır da 240 TL’lik ürünün 3.000 TL’ye fırlamasına dikkat çekerek, vatandaşı "simsarlara soydurmakla" suçladığı ekonomi yönetimine sert tepki gösterdi.
Vatandaşa Kesilen Fatura
Vatandaşlar ise sosyal medyada şimdiden boykot çağrılarına başladı. E-ticaret sitelerindeki fiyatların son bir haftada iki katına çıkması, endişelerin yersiz olmadığını kanıtlıyor.
30 Euro limitinin kaldırılması; günün sonunda Türkiye’de üretimi olmayan, olsa bile fahiş fiyatla satılan ürünlere ulaşmak isteyen vatandaşın özgürlüğüne vurulmuş bir gemdir.
Bu karar, "yerli üreticiyi korumak" adı altında, küresel rekabetten korkan, verimlilik yerine gümrük duvarlarıyla ayakta durmaya çalışan ve vatandaşı "mecbur müşteri" olarak gören bir zümrenin zaferi gibi görünmektedir.
Gerçek bir ekonomik kalkınma, tüketicinin seçeneklerini kısıtlayarak değil; yerli üreticinin dünya standartlarında fiyat ve kalite sunabilmesini sağlayarak mümkündür.