Kurtuluş filmi ve önemi
Şubat ayındaki Berlin Film Festivalinde Gümüş Ayı ödülü kazanan Kurtuluş filmi kısa süre içinde sinemalarda seyircisiyle buluştu. Sinema adına çok iyi bir yapım olan Kurtuluş, toplumsal şiddetin arka planına ait önemli alt metinler barındırıyor.

4 Mayıs 2009’da Mardin’in Mazıdağ ilçesine bağlı Bilge köyündeki bir nişan töreninde çocuklar dahil 44 kişi topluca katledildi. Soruşturmada olayın altında aşiretler arası husumetle beraber, daha pek çok karmaşık suç ilişkisinin olduğu ortaya çıktı. Yönetmen Emin Alper bu katliamdan yola çıkarak yazdığı senaryoda insanın akıl almaz boyutta kötüleşmesi ve cana kıymanın kabul edilebilir toplu bir eyleme dönüşmesi trajedisinin izlerini sürüyor.
Bir önceki film Kurak Günler’de sessiz sakin görünen bir taşra kasabasında siyasal manipülasyonla faşizmin vücut bulmasına odaklanan Emin Alper sineması Kurtuluş’ta, feodal güç savaşları ile bütün bir köy halkının fanatizme ve paranoya evrilerek toplu katliam aygıtına dönüşmesini gözler önüne seriyor. Aynı zamanda bir anlamda suça ortak ettiği seyircisini çok katmanlı sorularla baş başa bırakıyor.

Terör nedeniyle bölgeyi terk edip yıllar sonra geri dönen Bezari aşireti ile korucu olarak orada kalmış Hazeran aşireti arasındaki psikolojik gerilim, aşiret güç savaşları kaynaklı şiddetin aslında derin bir sistem sorunu olmasına işaret ediyor. Başta Caner Cindoruk, Berkay Ateş ve Feyyaz Duman olmak üzere muhteşem oyunculuğu ve olağanüstü final sahnesiyle büyüleyen Kurtuluş, birden fazla kez izlenmeyi hak eden bir film. Ana hikayenin çıkış noktasını bilerek ikinci defa izleyin daha da etkileneceksiniz.
