Gizli Ajan
Her şeyin gizli yürütüldüğü, şimdiye kadar ki faili meçhul kayıplardan, normal çalışkan, vatanını seven ve gelecek için iyi şeyler yapmak için üreten, düşünen, çalışan insanları yok ettiğimiz. Kendi sistemlerimiz içinde entegre etmeye çalışarak kendi varlıklarını yok saydığımız, bir kişiden dünya vatandaşlarına evrilen “Evrensel, Bütünsel ve Kapsayıcı” herkes için bir film, Brezilya’dan geliyor.
Senarist ve Yönetmen, Kleber Mendonça Filho, 2 saat 40 dk boyunca dünya var olduğundan beri tüm insanlık suçlarını başta “ötekileştirme” ile faşist düzenin yıkımının otopsisini yaptırıyor.

Anlama kapalı, kategorisinde yer alacak çok yönlü ve insanlığın kirlenmişliğinin sıradan insanları bile ne derece yok oluşa götürdüğünü anlatmakta.
Film, önce siyah beyaz olarak açılır. Brezilya, önce kendisi sonra tüm dünyaya yansıyan yönüyle kendini takdim eder.
Brezilya’nın kendisi ile yüzleştiği bu içses filmde de izleyiciye sorar:
BREZİLYA’yı Nasıl Bilirsiniz?
Siyah Beyaz şeritte Dünyaya bakan yüzü ile dış görüntüsünde Brezilya’da öne çıkan bizim ülkemizde de 1985’de Türkçe dublaj ile Pembe Dizi furyasında başı çeken –Köle Isaura- da geçer.
1976-1977 yıllarında Brezilya’da, kölelik karşıtı yazar, Bernardo Guimaraes’n romanından uyarlanmıştır.
“Pireler berber iken…” İnsanlar, yönler, sistemler çökertilmiş ve pembe diziler ile uyuşturulmaya başlamışken.

“Kimlik arayışı/ Kendini Bulma/ Aidiyet” kavramlarını ustaca kurgulayarak, bizi sistemsel bakış açısından sonra doğru Anne’ye yani bir nevi yaratıcıya da yönelten.
SİSTEMLER ve KIYIMLAR
Neyi, ne için “köleleştirme” hakkını bulduk? Üzerinden Faşist rejime anında geçer. Bu sahne filmin hemen başında üç gündür yolda olan Marcelo (Wagner Mouro) atıl durumdaki benzin istasyonuna Sarı Volkswagen arabası girişi ile başlar.
Yıl 1977’dir, Volkswagen, Almanya'da, 1937 yılında tek model halk tipi otomobil üretimi için Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi lideri yani Adolf Hitler tarafından Alman Otomotiv Birliğine kurdurulan otomobildir.
Halktan biri olarak girer, sarı renk sinemada ölüm ve güvensizliktir. Buradaki gönderme arî ırk derdine düşerek en büyük kıyımı gerçekleştiren Faşist düzenin neler doğuracağını o yıllarda kimsenin bilmediği gerçeğidir.
Salı gününden beri ortada üzeri gazete kâğıdı ile örtülmüş ve kokmuş bir ceset, tek başına benzin istasyonunu işleten kişinin, kişisel çabaları ile polis çağırmış ama polis –Karnaval- ile ilgilenmekte ve yoğun oldukları gerekçesi ile uğramamışken ansızın aynı renkte araçları ve ters yönde iken Wagner Moura’yı –Marcelo’yu durdurur.
Ve avanta ister, tek bir sigara bile almaya razı olan polis memurunun, ortadaki ceset ile ilgilenmeyişi, arabadan sahibini indirip, araç hakkında:
-Şanzımanı biraz büyük değil mi? Yorumu, kara mizahın en güzel örneğini bu şekilde film boyunca sunacaktır.
Ortada gerçekler ve cinayetler, kıyımlar olacak. Herkes gerçeklikten kopmuş vaziyette dolaşacak. İpi kopmuş, başı boş düzende herkes kendi sistemini kaos olarak yaşayacaktır.
“İyilerin ve iyiliklerin” yok sayıldığı düzende, zamanında İtalya’da yaşadığını filmin sonuna diğer bölümler gibi saklayan yönetmen, burada 77 yaşındaki tonton, mini mini Dona karakteri (79 yaşında Aktris, Terzi ve Zanaatkardır. Sanat dünyasına 72 yaşında girerek iyi ki katkıda bulunmuş. Filmin en önemli yardımcı oyuncularından. Sizlere bizlerdeki kültürü ve çağrışımları sadece bu karakter üzerinden değil tümünde yakalayacak sahneler mevcut) bir nevi rahibe gibi tüm farklı ırklardan, ülkelerden çeşitli nedenle buraya, çatısına sığınmış herkese ana olur. Yurt olur.

Öyle ki çift başlı kedisini bile ötekileştirmemiştir.
Karakterimiz Marcelo, bir yazar edası ile güzel bir otelde, yazıya koşacağı, beklenirken. Olabilecek son derece yalın bir ortamda birbirine bağlı ve sürükleyici olay örgüleri ile baş başa kalacaktır, oysa.
Filmden koparmadan her düğümü ustaca anlayabilene, kafa yorana açan yönetmen öyle güzel bir iş çıkarmış ki:
Gerçekten boşa değil ödüller.
MARCELO ARMANDO VE NİCELERİ…
18 Mayıs 2025 tarihinde Cannes da Dünya Prömiyerini yapan film: Aynı filmde çift rol ile sadece Wagner Moura’ya ENİYİ ERKEK OYUNCU- ÖDÜLÜNÜ getirmedi. Brezilya da kazanan ilk aktör unvanına da sahip oldu.
Böylelikle Mendonça Filho’ya ise 1969 yılından sonra Glauber Rocha’dan sonra ikinci kazanan Yönetmen ödülünü de sağladı.
Filmin yavaş yavaş açılan sahnesinde karşımıza çıkan akademisyen olduğu, okula ziyarete gelerek göreve başlayan Almanya'nın savaş izlerini hala taşıyan, insanları tenleri, soyadları ve konumlarını hak etmeyişleri ile yüzleştiren atanmış kişinin (Henrquie Ghirotti) direktifleri ile başlayan örgüyü.
Doğa gibi kabullenişi, kucaklayıcı, anne Dona karakterinde bulduğumuz gibi göremeyiz. Herkes bir şekilde yaşamlarından izole edilmektedir.
Benzer devam etmekte olan asimilasyonu Polis memurlarında ve iş ahlak anlayışlarında görürüz.

Marcole’ye tanıştırmak istedikleri kişiyi:
“Göster 2.Dünya Savaşından kalan yaralarını” derken. Terzi rolündeki Hans (Udo Kier, 23 Kasım 2025 tarihinde vefat etmiştir)’n memurlar gelirken terzi masasının üzerinde duran 7 kollu Menora’yı (Yahudiliğin simgesi şamdan) kenara çekişinde buluruz.
ARAŞTIRMA ÖĞRENME DOĞRU BİLGİ
Yine araştırma görevlileri ile cahil halk arasında ki farkı, adli tıpta görürüz.
Filmin başında dış ses olarak “ Çürümüş olan bir Brezilya’daydık” ardından alt yazıda araba arkasındaki yazıda şöyle yazar:
“BEN DİREKSİYONDAYIM SÜREN TANRI”
Burada ortaya çıkan köpekbalığı bir insan bacağını yutmuş şekilde yakalanır. Herkes ise tamamen bacağın erkek mi yoksa dişi mi olduğu ile ilgilenmektedir. Oysa cinayetler, kim vurduğa gidenler doludur ve çoğunluk ise karnavaldadır.
Dans etmek cesaret işidir, diyerek film başında sunulan alt yazıyı kopuk bir “kıllı bacak” n intikamı ile başlar.
Tamamen kara mizahın, suç örgütlerinin insafsız, akılsız ve vicdansız müdahaleleri ile nerelere sürüklenebildiğinin. İpi ucu kaçtığında, şiraze görülmez olduğunda var olacak kaos –Karnaval- gölgesinde gizlenir. Ahlaksızlık, Fuhuş, Ensesi İlişkiler, Rüşvet ….İnsana yakışmayan kirli ne varsa, düpedüz ortada kol gezerken sadece geleceğe iyi bir proje geliştirmeye çalışan akademisyen, Arnando (Marcelo) eşi ismi Fatima olduğu için onunda Müslüman kökenli olduğunu anlarız.
Diğerleri gibi sistem dışına atılanlar kategorisindedir.
Vefat etmiş FATİMA ya olan sevgisi, annesinin yokluğu, evsizlik, minik oğluna yeterince ilgili olamayışı, işte hepsi döner dolaşır köpek balığında ortaya çıkar.
JAWS
Kayın pederinin sinema salonunda çeşitli filmler gösterilirken ki içlerinde Midnight Cowboy 1969 (1969 yılında Oscar alan ve başrol oyuncuları arasında Dustin Hoffman ve Jon Voight’n yer aldığı) – Jean- Paul Belmando’nun siyah beyaz sahneleri arasında oğlu Fernando’nun izlemesini istemediği 1975 yapımı Jaws vardır.
Güzel şeritlerden değişen dünyaya, sanatta değişen yönleir ile vermek ister, yönetmen. Tıpkı filmin başında film şeridi olarak sunduğu eski Brezilya gibi.
JAWS Filminin yönetmeninin Steven Spielberg olduğunun altını çizelim. Yıllar sonra Schiend’ler Listesini çekecektir(1993). En başta Volkswagen girişinden tamamlayabilirsiniz.
Senarist ve Yönetmen, ödüllü Kleber Mendonça Fiho, içerdeki ve dışarıdaki büyük balıklardan bahseder. Doğa büyük balığın, küçük balığı yuttuğu ilkesinde peki arada kaynayanların suçu nedir?
KÖLELİK düzeninin özne olduğu film, Kimlik Çıkarma Bürosunda, büyüyecek ve filmin sonuna saklanan, adaletin düzmece salonlarda ne şekilde yaşandığını sunacaktır.

Hizmetçi olduğu ailenin kapıyı açması ile küçük çocuğunun ölümüne sebep olan hikâyede hizmetçi annesin haykırışı Köle Isaura’ların sesidir!
Siyah Beyaz kareler, eski sinema salonları, telefon kulübeleri, daktilolar, kilitli James Bond çantalar, dinlenen telefonlar, takip edilen ama kimin kimi takip ettiği belli olmayan.
İster yaşarken, ister Karnaval sırasında kayıp cinayetler.
Zaten sistem tarafından yok sayılıyorsanız; bunun kriterleri; soyunuz, kökünüz, ne iş yaptığınız ve dürüst olup olmadığınız ile netleşmektedir.
Faşist düzende kaybolanların hazin hikâyesinden daha fazlası bu filmde.
Her sahne, bir felsefe.
Oscar adayı olan İlk Brezilya’lı aktörün yer yer sakallı hali ile Che ‘ye benzer duruşu. Dona’ya sığınmış, birbirinden farklı insanların dertleştikleri sırada söyledikleri:
“Önce Komünistim sonra Anarşist oldum yok önce Anarşist oldum” sözleri yalan üzerine kurulmuş tüm kıyımların, rejimlerin en büyük göstergesini, bizlere en yalın hali ile sunarken.
Görmezden geldiğimiz ve sustuğumuz her şeyde de suçluyuz, gerçeğinin altını çiziyor.
Çünkü Dünya hala vicdanlı insanların yürekleri üzerinden yükseliyor.

Eğer düzgün ve iyi olmayı becerebilseydik, Dünya ANA ‘yı da yormayacak. Ve ortada sadece cesedin üstüne örtmek için gazeteler olmayacak.
Ne de kimsesiz cesetler yerde olacaktı.
Bu gerçeği Bodrum’a sahile vuran bebeklerden tutun da.
Toplama kamplarında ve hala Güney Amerika ormanlarında kaybolan ve annelerinin kayıp cesetlerini aradığı yere kadar bütünleyebilirsiniz.
Bu kadar açık, net ve ibretlik!
KESİNLİKLE OSCAR HAK ETMEKTE ve DAHA FAZLASI.
EMEL SEÇEN