Haluk Şahin
[email protected]
İstanbul’da büyük kıyameti beklerken: Ne yapmalıyız?
İstanbul aşığı dostum Çelik Gülersoy bundan 40 yıl kadar önce bir gün şöyle demişti: “Haluk Bey, bu şehir çok değerli ve özeldir. Onu bize bırakmazlar! ”“Bırakmazlar” derken İstanbul’un değerini bilen ya da gözü olan yabancıları kastediyordu.
Aklını kullanmak mı, kafayı çalıştırmak mı? İşte bütün mesele!
Birkaç ay önce 2023’ün nasıl bir yıl olacağı konusunda tahminlerde bulunurken daha çok siyasi ve ekonomik senaryolardan konuşuyorduk. Ama artık biliyoruz ki; 2023, tarihe büyük depremin olduğu yıl olarak geçecektir. Daha işin başındayız.
Kara kutunun esrarı: Her şey bu kadar açıkken…
Cehalet mi, bencillik mi, dirayetsizlik mi, nedir bu tembelliğin, üşengeçliğin, inkarcılığın nedeni? Her şey bu kadar açık iken…Bunun filmi bile yapıldı: Don’t Look Up! Küresel ısınma ile bağlantılı olarak, dünyaya doğru ilerleyen bir göktaşı üzerinden bu psikolojik sendrom anlatıldı.
Çok farklı bir seçime doğru: Cepheler yok, öbekler var
Seçimlerde hep kutuplaşmadan söz ederiz. Bu sefer kutuplaşma çok farklı, öbekleşme desek daha doğru olur. Kutuplaşma ille kötü bir şey değildir. Kötü olan aşırı kutuplaşmadır.
Hıfzı Topuz’un yaşgününün düşündürdükleri: Bunun bir de dünü var
Bir süredir bu güzel yıldönümünün anlamı üzerinde düşünüyorum:Şanslısınız, 100 yaşına gelmişsiniz, yaş sayınızla yarışacak kadar kitap yayınlamışsınız, gazeteler, radyolar yönetmişsiniz, başta İstanbul ve Paris olmak üzere kentler tanımışsınız, sevmiş ve sevilmişsiniz. Hala üretiyorsunuz.