Yasemin Mıstıkoğlu yazdı:

Utanç dolabı

  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
Utanç dolabı
Abone ol

Bir bayramı daha bitirdik. Küslerin barıştığı, dostlukların hatırlandığı, önce aile büyüklerinin sonra da büyüklerin küçükleri ziyaret ettiği, Allah ne verdiyse ikramların yapıldığı, hatıra olsun diye bol bol aile fotoğraflarının çekildiği bir bayram. MI? Yoksa telefonla “iyi bayramlar” yazan çiçek böcek resimlerinin gönderildiği, başkasından gelen bayram kutlama mesajına bir isim ekleyerek “özel mesaj” a dönüştüğü zannedilen mesajın bir başkasına atıldığı, herkese tek tek değil de instegram, facebook gibi sosyal medya hesaplarından toplu mesaj yayınlandığı bir bayram MI?  Tercihiniz ikinci seçenek oldu ise “Utanç Dolabı” nıza yeni bir şeyler eklemişsiniz demektir.

Utanç dolabı, evinizde gidecek başka yeri olmayan eşyaları tıktığınız yerdir. Dolap olmasına gerek yok. Bir garaj olabilir, bir oda olabilir, bir şifonyer olabilir ya da hepsi birden olabilir.

Bu dolabı kalabalık yapan ıvır zıvır şeylerin başında dijital malzemeler geliyor. Yüzlerce telefon mesajı, onlarca watsup grubu iletileri, mail kutumuza gelen binlerce mesaj, telefonla çekilen yüzlerce fotoğraf utanç dolabını gittikçe kalabalıklaştırıyor. Ve konunun uzmanları bu ortama “dijital ayak izi” diyor. Yani bu faaliyetlerin hepsi ya da bir kısmı kişinin “dijital ayak izi”ni oluşturuyor. Bu izin farklı olumsuz etkileri var insan yaşamında. Örneğin, kendiniz hakkındaki tüm istihbaratı başkalarına kendinizin veriyor olması. Evde misiniz, şehir dışında mı? Hangi arkadaşınızlasınız, hangi mağazada ya da hangi tatil beldesinde? Neyi yemeyi seviyorsunuz? Hangi saatte neredesiniz? Kaç kardeşsiniz, kaç çocuğunuz var? İnternette yaptığınız her aramanın size reklam olarak geri dönmesi bu ayak izinin bir neticesi örneğin. Kısacası hayatınızın tüm bilgilerinin tahmin edilemeyecek yerlere ulaşması çok mümkün. Dijital ayak izinin bir diğer olumsuz etkisi de dünyaya verdiği zarar. Tüm bu bilgiler sağa sola teknoloji ile gidiyor elbette. Alıcılar, vericiler, yani elektrik demek, elektriğin elde edildiği kaynağın tükenmesi demek. Kömür ise bu kaynak fosil yakıt tüketimi - ki fosil yakıtlar iklim krizine neden oluyor- Su ise, suyun tüketimi su kıtlığı, su yokluğu demek. Yani dijital işlemler İklim krizinin sebeplerinin oluşmasına katkı sağlamak demek.

Aslında bu dolaptaki her malzeme iklim krizine etki yaratıyor. Çünkü hepsi bir atık. Evet bu dolapta ihtiyacın olan şeyler vardır muhakkak ama asla ihtiyacın olmayacak şeyler de var. Ve utanç dolabı büyüdükçe o dolabı düzenleme motivasyonu da küçülüyor maalesef.

“Utanç Dolabı” nın en önemli parçalarından biri olan “dijital ayak izi” ni oluşturan unsurlardan biridir e- postalar. E posta ortamlarından Gmail'in hayatımıza girmesini şöyle bir hatırlayalım. 20 yıl önce, Gmail’in yaratıcısı Google ücretsiz bir gigabayt sunuyordu. Hatırlarımsınız bilmiyorum, bu ortamı kullanabilmek için davet edilmeniz gerekiyordu. O davetlerden birini bulmak  “Kendini şanslı, seçilmiş hissetmek ”ti.

Bugün ise daha fazla depolama alanı için Apple ve Google'a aylık ücretler ödeniyor. Çeşitli programlar, kendim için yapmadığım şeyleri benim için yapmaya çalışıyor. Bana geçmişimden resimler hatırlatıp ve kendi anılarımı içeren sanal albümler yapmayı teklif ediyor. Bilgisayarda, telefonda benim için hiçbir şey ifade etmeyen reklam verenlerin önerdikleri, karşıma çıkıyor.

Gelin dijital hayatımızın kontrolünü elimize alalım.

Tam da bugün Gmail hesabınızdaki tüm okunmamış mesajlarınızı gözden geçirip gerekli olmayanları silebilirsiniz mesela. Okunmayacak kadar çoksa bu mesajlar, işte o zaman radikal bir karar vermek gerekiyor olabilir. Hepsini silmek; yani Gmail hesabınıza ötenazi yapmak.

Bunu hallettiyseniz ne harika. Ama İşin içinden çıkmak çok zor olabilir. Motivasyonunuzu kaybetmeden fotoğraflarınıza geçebilirsiniz belki. Icloud hesabınızda  ya da telefonunuzun sunucularından biri tarafından saklanan yüzlerce belki de binlerce fotoğraf ve video. Asla aklınızda olmayan, olmadığı için unutulan fotoğraflar ve videolar.

Spotify'da bir zamanlar beğendiğiniz ama dinlemeye vakit ayıramadığınız için kenarda köşede unutulmuş onlarca şarkı.  WhatsApp'ta, Signal'de, Twitter'da, Instagram'da ve Facebook DM'lerinde depolanan konuşmalar. Arşiv olarak sakladığımız ama bataklığa dönen alanlar. Ne sakladığımızı ancak tesadüfen bulduğumuzda hatırladıklarımız.

Sosyal ağlar şimdiye kadar tanıştığımız herkesin hatta hiç tanımadığımız pek çok insanın bizimle arkadaş olmasını ve bizi takip etmesini kolaylaştırmış olabilir. Onlarla tek tek iletişime geçmeden, hepsiyle aynı anda iletişim kurmuş olabiliriz. Ya da biz öyle sandık, sanıyoruz.  Bu kadar az çabayla bu kadar çok topluluğa sahip olma fikri harika gözükse de hep bir şeylerin eksik olduğunu fark etmedik mi? Her zamankinden daha fazla insana dijital olarak bağlıydık belki ama yine de yalnızdık.

Bunun için birilerini ya da teknolojiyi suçlamak da yine pek çoğumuzun yaptığı bir şey. Bu şirketlerin yaptığı bir şey değil. Bu bizim kendimize yaptığımız bir şey. Telefondaki, bilgisayardaki çocuklarımızın binlerce fotoğrafını eleyerek fiziksel bir albüm oluşturmak hem kendimize hem çocuklarımıza hem de dünyaya iyi gelecektir.

NOT: Dijital düzeninizi kurabileceğiniz yazılımlar mevcut. Sadece doğru olanı bulmak gerekiyor. Benim de çok yeni öğrendiğim ve yakın zamanda kullanmaya başladığım bir yazılım HEY. Örneğin, mailleri kategorilere ayırmanızı sağlayarak gereksiz olanları görmenizi kolaylaştırabiliyor


Yorum Yazın