İstanbul
Kapalı
17°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
49,3882 %-0.00
55,3753 %0.01
6.603,67 %-0.05
83.508,35 %1.15
Muhalif. GÜNDEM Zil, şal ve gül…

Zil, şal ve gül…

Lemi Özgen yazdı: Zil, şal ve gül…

Zil, şal ve gül…
Okunma Süresi: 2 dk

Bakır meşaleler gecenin karanlığını aydınlatıyor, çalgıcılar altın dişleriyle gülüyor, ateşten nefesleriyle dantelalarını kemanlarının yakasına takıyorlardı. Utlar, kemanlar, klarnetler, Endülüs işi perdesiz gitarlar, ziller, defler çok eski zamanların adı konmamış eski bir müziğini çalıyordu. Hava kurşun gibi ağırdı ve çingeneler herkesi kurşun dökmeye çağırıyordu.

Kadim Mısır, Bizans, Roma, Bask, İspanyol, Seferad, Osmanlı, Pomak, Ari Hint ve Endülüs suretleri dolaşıyordu ortalıkta. Gece “Pi” kokuyordu, gece “Ra” kokuyordu. Gece ilahi saltanatları anlatıyordu. Hor’a tapanlar, Tin’li krallar sırtlarında piramitlerle dolaşıyordu. Kraliçe Hatşepsut oradaydı, Thotmes ve Thotmeşin, Amonofis, Mernefetah oradaydı. Nefertiti oradaydı. Herkes, herkes için “Om Mane Padme Hum” diyordu. Gece Cipsice konuşuyordu, gece Baskça konuşuyordu. Jitanlar, Arileri selamlıyor, zil, şal ve gül sonsuz uzun gecenin içinde kobalt mavisi sislere karışıyordu.

Alev kırmızısı elbisesi içinde kömür karası gözlü, kuzguni kara saçlı kadın, ağır adımlarla dönüyordu. Kadının kulaklarındaki halkalar, erimiş bir altın gibi aşağılara akıyor, fildişi renkli ince uzun boynunu okşuyordu. Alplerden, Toroslardan ve Karpatlardan esen is kokulu ağır bir rüzgar,  sabahı olmayan bu Endülüs gecesine karışıyordu. Kadın inci dişlerini göstererek karanlık gökyüzüne gülüyordu. Kırmızılı kadın “Si Senyor” diyordu. Kırmızılı kadın “Evet Beyim” diyordu...

Köşe yazısının tamamını aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız