Kültür tarihimize göz ucuyla dahi bakılırsa görülecektir; bizde yeni daima bir kavgayla ve reddiyeyle gelmiştir! Reddiye, yani geçmişi inkâr ve tenkit; kavga, yani kendinden öncekilerle amansız bir mücadele ve onlara sataşma! Tâ Tanzimat devrinden beri, o, “kafiye kulak için midir, yoksa göz için mi?”ye kadar indiğimizde bu savların uğrunda kaç gözün çıkarıldığını, kaç kulağın koparıldığına şahitlik edilecektir! Ya da edebiyatımızda Garip akımının zuhurunu hatırlayınız. İsmi Garip olan bu grubun eskilerin sert ve çok zaman kırıcı olan eleştirilerine karşı nasıl aslan kesildiği edebiyat tarihi kitaplarının sayfalarından bağırmaktadır hâlâ…
Tıpkı bu hesap, ne zaman İnternette bir konuşmaya denk gelsem ya da bir talk-show programına takılsam mutlaka laf arasında bir Yeşilçam ironisi, dalgası ve eleştirisi görüyorum… Hoş olunca gülüyorum da… Zeki Müren’in, hareket eden uçağı durdurup atlamasına kim gülmez ki zaten! Yalnız bu eleştiri bir yerden sonra küçümseme halini alıyor ya… Bu küçümseme ucuzluk kuyrukları gibi uzuyor uzuyor ya… Nihayetinde de altını doldurmadan bitiyor! Geriye birkaç boş kahkaha ve belki o ân dışında hiç hatırlanmayacak espriler kalıyor…