İstanbul
Açık
21°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
47,3677 %0.06
54,1021 %0.42
6.234,14 % 1,07
65.598,98 %1.941

Van’lı Anguslara ne denir?

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Van’lı Anguslara ne denir?

Angus deyince hâlâ birçok kişinin aklına “ithal et” geliyor. Oysa Van’da gördüğüm proje tam tersini hedefliyor. Projenin amacı, kırmızı ette ve damızlık materyalde dışa bağımlılığı azaltmak; uzun vadede ithalat ihtiyacını en aza indirmek.

Sıfır Atık Vakfı’nın Van Gölü Havzası Çalıştayı için geçtiğimiz haftalarda bulunduğum Van’da bir hayvancılık yatırımını görme fırsatım oldu. Aslında bu konuya dikkatimi çeken de çalıştayın açış konuşmacılarından biri olan Van Valisi Ozan Balcı’ydı. Balcı, Van’ın geleceğinin inşasında eğitimden sağlığa tarımdan hayvancılığa bir çok alanda yatırımların sürdüğünü anlatınca, aldı beni bir merak. Çünkü Van’daki Angusları duymuştum ama görmemiştim. Üstelik Angusların adı olmuş Vangus.

Adını duyunca önce gülümsedim:

Vangus.

Van ve Angus kelimelerinin birleşiminden doğmuş. Ama hikâyesi isminden çok daha önemli.

Çünkü Türkiye’nin kırmızı ette yıllardır tartıştığı meselelerden birine, yani dışa bağımlılığa farklı bir çözüm deneniyor.

Önce bir yanlış anlaşılmayı düzeltelim. Vatandaşın bir kısmı şunu sanıyor; Kasapların et reyonlarındaki Anguslar, ülkemize kesilmiş olarak giriyor. Yok öyle değil,  onlar besilik sığır olarak geliyorlar ülkemize, burada kesiliyorlar. Hatta Tarım ve Orman Bakanlığı’nın 2026 yılı için açıkladığı plan 500 bin baş besilik sığır ithalatını kapsıyor*.  İthal edilenin besilik sığır olduğunu ,“Et” olmadığını Van’daki Türkiye Kırmızı Et Üreticileri Merkez Birliği yetkilileri de doğruluyor. Dolayısıyla evet bir ithal söz konusu, o da besilik erkek sığır. Bunun yanında bir de damızlık olarak getirilen hayvanlar var. İşte ele alacağım konu bu.

Bu bir proje. Kendi kırmızı et ihtiyacımızı karşılayacak olan hayvanların kendi ülkemizde üretilmesi. Proje başarıya ulaşır ise yurt dışından kesilmek üzere ülkemize getirilen besi sığırları da artık getirilmeyecek.

Van’da açılan Düve Üretim Merkezi tam da bunun için önemli.

Yaklaşık 10 bin dönüm arazi üzerinde kurulan merkeze yaklaşık 2 bin düve teslim edilmiş durumda. Buradaki fikir, hayvanı dışarıdan getirip besleyip kesmekten ibaret değil. Damızlık materyali çoğaltmak, doğan hayvanlarla sürüyü büyütmek ve zamanla Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu besi hayvanını kendi topraklarında üretmek.

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın bu konuda yapmış olduğu açıklamayı da hatırlatmak da fayda var; “Hedef, etçi damızlık materyal ihtiyacını kendi yetiştiricimizden ve kendi toprağımızdan karşılamak.”

Ben bu yaklaşımı önemsiyorum. Çünkü gıda güvenliği yalnızca sofrada yeterince yiyecek bulunması değildir. O yiyeceği üretebilme kabiliyetine sahip olmaktır. Pandemide gördük, savaşlarda gördük, iklim krizinde görüyoruz: Paranızı verip her şeyi her zaman dünyanın başka bir ülkesinden satın alabileceğiniz dönem sona eriyor. Üretim artık yalnızca ekonomik değil, stratejik bir mesele.

Peki neden Angus? Tam burada başka bir tartışma başlıyor. Angus denildiğinde toplumun bir bölümünde hâlâ bir direnç var. “Bizim hayvanımız yok mu?”  “Yabancı hayvanın bizim topraklarımızda ne işi var?”

Aslında bu sorular ilk bakışta anlaşılır. Ama hayvancılığın gerçekliği biraz farklı. Bugün Türkiye’nin süt üretiminde çok yaygın biçimde gördüğümüz siyah-beyaz Holstein ineklerinin kökeni de Anadolu değil; Hollanda’nın Frizya bölgesi. Simental de, Jersey de Anadolu’nun yerli ırkları değil.

Yani mesele hayvanın pasaportu değil. Mesele hangi hayvanın hangi coğrafyada, hangi amaçla, ne kadar verimli ve sürdürülebilir yetiştirildiği. Angus da dünyada özellikle et verimi amacıyla yetiştirilen kültür ırklarından biri. Dolayısıyla bence tartışmamız gereken asıl sorular şunlar olmalı:

  • Türkiye koşullarına uygun mu?
  • Yemi nereden geliyor?
  • Ne kadar su tüketiliyor?
  • Hayvan refahı gözetiliyor mu?
  • Bir kilogram et üretirken ne kadar kaynak kullanılıyor?
  • Ve en önemlisi, bu üretim ithalat ihtiyacımızı gerçekten azaltıyor mu?

Gelelim benim asıl meseleme;  İklim Krizi. Benim açımdan hikâyenin bir de diğer tarafı var. Ben yıllardır “daha az et tüketelim” diyorum. Çünkü büyükbaş hayvancılığın iklim üzerinde ciddi bir etkisi var.

İnekler ve diğer geviş getiren hayvanlar sindirim sırasında metan üretiyor. FAO verilerine göre sığırlar dünyadaki  sindirim kaynaklı metan emisyonlarının yaklaşık yüzde 75’inden sorumlu. Metan da güçlü bir sera gazı. Şimdi önümde binlerce büyükbaş hayvanın yetiştirileceği bir proje varken “Üretelim, daha çok et yiyelim” demem kendi söylediklerimle çelişmez mi?

Hayır çelişmez. Çünkü;  Et üretmek başka, gereğinden fazla et tüketmek başka. Benim savunduğum hiçbir zaman “kimse et yemesin” değil. Savunduğum şey şu; Daha az ama daha iyi. Daha bilinçli. Daha yerel. Daha verimli. Ve mümkün olduğunca düşük çevresel maliyetle üretilmiş gıda.

Üstelik kırmızı et; protein, demir ve B12 gibi önemli besin öğelerinin kaynaklarından biri. Özellikle büyüme çağındaki çocukların ve gençlerin yeterli ve dengeli beslenmesi önemli. Ancak bunun çözümü bütün toplumun sınırsız et tüketmesi değil; yaşa, sağlık durumuna ve ihtiyaca uygun dengeli beslenme.

O nedenle Van’daki projeye benim bir şartım daha var:

Vangus yalnızca yerli üretimin değil, düşük karbonlu hayvancılığın da örnek projesi olmalı. Çünkü artık dünyada hayvancılık “inek metan çıkarıyor, yapacak bir şey yok” noktasında değil.

Yemin niteliği değiştirilebiliyor. Yemden yararlanma verimliliği artırılabiliyor. Daha düşük metan üreten hayvanların genetik seçilimi üzerinde çalışılıyor. Gübre biyogaza dönüştürülebiliyor. Hayvan sağlığının ve sürü yönetiminin iyileştirilmesiyle aynı miktarda ürün daha düşük emisyon yoğunluğuyla üretilebiliyor. O halde Van’daki bu modern tesis neden yalnızca “Türkiye’nin damızlık üretim merkezi” olmakla yetinsin? Neden aynı zamanda Türkiye’nin düşük metanlı hayvancılık laboratuvarı olmasın?

  • Hayvan başına metan ölçülsün.
  • Yemlerin karbon ve su ayak izi hesaplansın.
  • Gübre enerjiye dönüştürülsün.
  • Hayvan yemi bölgede üretilsin  taşıma kaynaklı emisyon azaltılsın. (Van’daki merkezde bu uygulama var)
  • Üreticilere yalnızca hayvan değil, iklim dostu hayvancılık bilgisi de verilsin.

Ve birkaç yıl sonra önümüze yalnızca “kaç buzağı doğdu?” rakamı değil, “bir kilogram eti ne kadar daha düşük çevresel maliyetle ürettik?” rakamı da konsun.

İşte o zaman Vangus gerçekten başka bir model olur. Çünkü Dünyanın ihtiyacı yalnızca daha fazla üretmek değil. Aynı zamanda daha akıllı üretmek. Ben Van’daki bu projeye bu nedenle olumlu bakıyorum. İthal ederek tüketen değil, kendi damızlığını yetiştiren bir Türkiye fikrini destekliyorum.

Ama iklim gazetecisi olarak bir notumu da kenara düşüyorum;  Kırmızı ette dışa bağımlılığı azaltırken, iklime olan borcumuzu büyütmeyelim. Başarabilirsek Vangus yalnızca Van’ın Angus’u olmaz. Türkiye’nin “daha yerli, daha verimli ve daha iklim dostu hayvancılık mümkün” iddiasının da adı olur. Eğer proje başarılı olursa sırada Kars ve Erzurum var. Belki yıllar sonra “ithal Angus” yerine “Vangus” konuşacağız.

*2026 Yılı Besilik Sığır İthalatı Başvuru ve Değerlendirme Talimatı 5. Madde “2026 yılı için planlanan besilik sığır ithalatı miktarı 500.000 (beşyüz bin) baştır.”     

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız