Ruhunuza dokunmayan, akla mantığa ters düşen, ne söylediysem inanmayın ve ne söylenirse hiçbirine inanmamalıyız. Bize ait anlam projemizi kendi deneyimlerimizden çıkarmalıyız. Adilce, dürüstçe, samimiyetle yapılan ifadenin, yanılgıların körlüğünden bizi bir nebze olsun kurtarmayı hedeflemiş olduğunu düşünebiliriz. Sağduyu ve akla ters gelen, günü geçmiş, ruhun gerçekleriyle ilgisi olmayan maddeye, şekle bağlı öğretilerin tutsaklığından, yarattığı karmaşadan kurtulabilmek için kendi deneyimlerimizin içinde hakikat arayışımızı sürdürmeliyiz. Bütünlüğümüze tanıklık etmeliyiz. Benim yazarak yaptığım sadece bir örneklemeydi. Ben, yazarak yapabileceklerime uzaktan baktım ve bir süreliğine kendini gözlemleyen bir bilinç oldum.
Tutsak kalmış aklımız, kalbimiz yolunu şaşırmış gibi, geleceğin belirsizliği ile huzursuzlanırız zaman zaman. Üzerimizdeki ağır yük ile karanlık sahalarda dolaşırız bazen. Öyle zamanlarda kendimizi kelimelerle ifade edemeyiz. Ruhu anlatmaya çalışan kelimelerin acizliğini yadsıyamayız. Çünkü kelimeler havaya karışıp zihinlerden içeri sızmış dahi olsa hâlâ bir o kadar nesne dünyasına aittir. Ama şimdilik birbirimiz arasında kullanabileceğimiz tek argümandır. Ruhun zenginliği karşısında kalan diğer tüm varlıklar her zaman acizdir. Çünkü ruh özdür ve her şeyden daha kuvvetlidir.