Geçen yıl "casusluk" suçlamasıyla tutuklanan Hüseyin Gün'ün etkin pişmanlık yasasından faydalanmak amacıyla verdiği ifadelerle başlayan hukuki süreçte kritik aşamaya gelindi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma neticesinde; İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, gazeteci Merdan Yanardağ ve danışman Necati Özkan hakkında hazırlanan "siyasal casusluk" iddianamesi, İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilmişti. Davanın ilk oturumu yarın Silivri’deki Marmara Cezaevi yerleşkesinde bulunan duruşma salonunda görülecek.
Merdan Yanardağ: Bu bir kumpas iddianamesidir
Duruşma öncesinde bir açıklama yayımlayan gazeteci Merdan Yanardağ, hazırlanan iddianamenin hukuki değil, ideolojik bir metin olduğunu savundu. Yanardağ, süreci TELE1 televizyonuna el koymak amacıyla kurgulanmış bir "kumpas" olarak nitelendirerek şu ifadeleri kullandı:
“Bu iddianamenin amacı TELE1’e el koymak ve beni medyadan uzaklaştırmaktı. Satış tekliflerini reddettiğim için kanala kayyum atandı. İddianamede casusluk suçunun temel unsurları olan yabancı bir devlet ya da örgüt bağlantısı bulunmuyor. Somut delil yerine varsayımlara dayanan bu metne karşı savunmamı bir 'karşı iddianame' olarak sunacağım.”
Yanardağ ayrıca, cezaevi koşullarındaki eşitsizliğe dikkat çekerek, 12 Eylül döneminde dahi bu denli hukuksuz yargılama örneklerine rastlanmadığını iddia etti.
Necati Özkan: Paranoya iklimiyle beslenen bir hikâye
Davanın bir diğer tutuklu sanığı olan Necati Özkan ise süreci "hakikat dışı" olarak tanımladı. Özkan, daha önce gündeme getirilen yolsuzluk iddialarının karşılık bulmaması üzerine casusluk suçlamasına başvurulduğunu öne sürdü. 160 sayfalık iddianamenin zorlama bir kurgudan ibaret olduğunu belirten Özkan, seçim manipülasyonu iddialarının yalnızca birkaç WhatsApp mesajına dayandırıldığını vurguladı.
Uluslararası tepkiler ve kayyum tartışması
Davaya ilişkin uluslararası arenadan da tepkiler yükseliyor. Uluslararası Af Örgütü, Yanardağ’ın derhal serbest bırakılması yönünde çağrıda bulunurken, Türkiye’deki muğlak yasaların muhalif sesleri susturmak için kullanıldığına dair endişelerini dile getirdi. Öte yandan, TMSF’nin TELE1’in sahibi olan şirkete kayyum olarak atanması ve ardından kanalın satışa çıkarılması, bağımsız medya üzerindeki baskıların somut bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.
Yarın Silivri'de başlayacak olan duruşmayı Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) başta olmak üzere çok sayıda basın meslek örgütünün ve siyasi temsilcinin takip etmesi bekleniyor.