“Etrafımda olup biten başka hiçbir şeyle ilgilenmiyorum. Sadece ve doğruca sana bakıyorum. Oysa yanı başımdan kamyonlar geçiyor ve durmadan kavun taşıyor. Taksiler kurşun gibi gelip geçiyor, troleybüsler salınıyor. Ben sana bakıyorum.
Akşamın alacakaranlığı çökmüş bile. Birazdan tek tük kadınlar caddeyi aydınlatacak. Genç kızlar beyaz neonlar gibi, ortancalar gül renkli ışıklar saçacak. On beşine varmamışların saçtığı ışık ise masmavidir, biliyorsun.
Ben de yalnızlık saçıyorum. Yine efkar basacak diye içmeye korkuyorum. Ayıplarlar diye ağlayamıyorum. Hiç anlatmış mıydım, sana benzeyen bir sevgilim vardı. Gözlerinde rüzgarlar eserdi. Halden anlardı. Sevecen bir İstanbul’da yaşardık o zamanlar. Bütün Şehzadebaşı, Gülhane parkı, yaşlı gemiler hikayemizi bilirdi. Gelip geçen herkes bize bakardı. Baharda, gariptir, saçları uzardı. Şimdi adını bile unuttum. Bazen asfalt caddelerde yüzü aklıma geliyor, hepsi o kadar.