Üççeyrek asrı aşan yaşamımın neredeyse tümü devlette; cumhurbaşkanları/krallarla; her düzeyde devlet adamları ve siyasetçilerle hatta bizzat siyasette geçti. Böylesi bir ilkesizliğe hele de bu ilkesizliğin, ilkelere dayandırılarak açıklanmaya çalışılmasına ilk kez tanık oluyorum. 14 Mayıs’tan, 22 Mayıs Pazartesi saat 17.00’ye kadar geçen kısa sürede, “Türkiye’nin kaderinin ona bağlı olduğu” algısı yaratılmaya çalışılan Sinan Oğan’dan söz ediyorum.
Sinan Oğan’a atfedilen niteliklere -ilkeli, Atatürkçü, milliyetçi, AKP, Erdoğan ve bu ikilinin son 20 yılda ülkeye verdikleri zarara karşı olmak vb- hiçbir zaman inanmadım, katılmadım. Bu inancımın kanıtlanmasına memnun oldum ama Oğan’ın yaptığı gibi kanıtlanmasından, önce onun sonra da siyaset adına hicap duydum. Oğan’ın ise böyle düşündüğünü hiç zannetmiyorum. Öyle olsaydı, eline başkaları tarafından tutuşturulduğu her halinden, tavrından hatta bazı sözcükleri okumakta zorlanmasından açıkça belli olan sayfalar dolusu konuşma yapıp, üstelik o konuşmasında sık sık, destekleyeceği ilkeler yoluyla Millet İttifakı’nı tarif ettikten sonra son on saniyede Erdoğan’ı destekleyeceğini söylemezdi.