Suriye’de yaşanan yönetim değişikliği ve rejiminin yıkılmasının ardından sahadaki askeri dengelerle birlikte bölgesel diplomatik ve hukuki süreçler de hızla kabuk değiştiriyor. Nefes'in aktardığına göre bu kapsamda, Suriye'de geçici Cumhurbaşkanlığı görevini yürüten Ahmet El Şara liderliğindeki Heyet-ül Tahrir El Şam (HTŞ) örgütü bünyesinde faaliyet gösteren ve Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı Terörle Mücadele (TEM) Daire Başkanlığı tarafından aranan 5 Türk vatandaşının ismi terörden arananlar listesinden resmen kaldırıldı. Suriye'deki köklü değişim sonrası meşruiyet zeminine kayan HTŞ unsurlarının önemli bir kısmı, yürütülen yeni yapılanma çalışmaları doğrultusunda Suriye resmi ordusuna entegre edilmişti.
Listeden çıkarılan isimler ve ödül kategorileri
Türkiye Cumhuriyeti uyruklu toplam 12 HTŞ üyesi, hem Interpol kırmızı bülteniyle hem de İçişleri Bakanlığı tarafından farklı renk kategorilerinde para ödülleriyle aranıyordu. Bakanlığın terörden arananlar listesinde yapılan son güncellemeyle birlikte bu isimlerden 5'inin kaydı tamamen silindi. Veritabanından çıkarılanlar arasında, başına 8 milyon lira ödül konulan Turuncu kategorideki Savaş Özaslan, 4 milyon lira ödüllü Sarı kategoride aranan Şenol Işık ile 2 milyon liralık Gri kategoride aranan Sait Ali Gürsoy, Kenan Canlı ve Nedim Koparal yer alıyor. Kaydı silinen bu kişilerin, HTŞ'nin dahil edildiği yeni Suriye ordusu bünyesinde aktif görev alıp almadıkları ise henüz net olarak bilinmiyor.
El Nusra'dan devlet yönetimine uzanan süreç
Suriye'de geçmişte "Ahmet Golani" adıyla bilinen ve küresel kamuoyunda El Nusra Cephesi lideri olarak tanınan Ahmet El Şara, örgütün yapısını değiştirerek adını Heyet-ül Tahrir El Şam (HTŞ) yapmıştı. Geçmişteki sivil katliamlar nedeniyle terör listelerinde yer alan HTŞ, Suriye'deki iç savaşın son evresinde Esad rejiminin devrilmesinde ana aktörlerden biri haline gelerek uluslararası ve bölgesel siyasette yeni bir pozisyon elde etti. Ankara'nın arama listelerindeki bu dikkat çekici güncelleme, Suriye'deki yeni devlet yapılanmasıyla gelişen ilişkilerin ve değişen bölgesel güvenlik stratejilerinin bir parçası olarak yorumlanıyor.