İki direk arasına pek çok şey sığdırılabilir. Mesela bir bakmışsınız, plaj da kum üzerinde ciddi gayret sarf edilen, Voleybol, karşınızda. Araya bir ip çekersek, bazen İtalya’nın kenar mahallerinde bazen İstanbul’da kezâ dizi dizi, renk renk çamaşır yığını. Ama işin içine sanat giriverirse; işte o zaman renk değişiverir.
Yüzüncü yılımızda, henüz yüzüncü yılını doldurmaya az kalmış ama ne yazık ki medeniyetsizliğimiz ile sanki hiç yokmuş, hiç yaşamamışlar gibi İstanbul, Beyazıd, Gedikpaşa, Şehzadebaşı’ndayız. İşin en tuhafı, rehberimiz özenle çalıştığı ve titizlikle anlattığı yer, zaman, kişiler sanki hayalet bir şehrin kahramanları. Hiç olmamışlar gibi değil hakikaten yoklar! Rehberimiz, Muhalif ailesinden, Erdem Beliğ Zaman, eskinin ama şimdinin yeni ve mekânı da yeni, Küllük’ü, İstanbul Üniversitesinin kapısına yakın diğer arkadaşları beklerken kahve ile Pazar sabahına başlıyoruz. Kendisi kadar bende heyecanlıyım. Bir yanda ortaokulu Gedikpaşa’da, liseyi Pertevniyal’de ve karışık siyasi ortamda, İstanbul Üniversitesinde okuyan babamdan öğrendiğim, mekândayım. Çocukluğumun, Koska Helvacısı, Zıp zıp amca, valizci Selahattin, Çakmakçı, hepsi birbirinden farklı karakterler ve insan manzaraları arasından bilmediğim, hatta unuttuğumuz yeni bilgileri aktarmaya hazır, Erdem Beliğ Zaman ile Zaman yolculuğuna çıkıyoruz. Bu adı da ben taktım ama yakıştı da. Aslında bunun İstanbul Kültür Üniversitesi, Kültür Sanat Bölümü öğrencileri Yağmur ve öğretmenleri Nazlı Hanımefendi tarafından gerçekleştirildiğini mola da öğreniyorum.