Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inácio Lula da Silva, ABD’nin Venezuela topraklarındaki askeri operasyonu ve Venezuela liderinin tutuklanması sonrası The New York Times gazetesi için çarpıcı bir makale kaleme aldı.
Bölgedeki en büyük demokrasinin lideri olarak Washington’a sert eleştiriler yönelten Lula, uluslararası hukukun erozyona uğratıldığını ve güç kullanımının bir kural haline gelmesinin yarattığı tehlikeleri vurguladı. Güney Amerika’nın egemenliğini ve çok kutuplu dünya düzenini savunan Lula, bölgenin ABD'nin arka bahçesi olmadığını belirterek yeni bir dönemin işaretini verdi.
Muhalif'in ünlü Amerikan gazetesinden aktardığı Lula’nın, "Bu Yarımküre Hepimize Ait" başlıklı yazısı:
Amerika Birleşik Devletleri'nin Venezuela topraklarını bombalaması ve 3 Ocak'ta Venezuela Devlet Başkanı'nı ele geçirmesi, uluslararası hukukun ve İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan çok taraflı düzenin sürekli aşınmasında bir başka üzücü bölümdür.
Yıllar geçtikçe büyük güçler, Birleşmiş Milletler'in ve Güvenlik Konseyi'nin otoritesine yönelik saldırılarını yoğunlaştırdı. Anlaşmazlıkları çözmek için güç kullanımı istisna olmaktan çıkıp kural haline geldiğinde; küresel barış, güvenlik ve istikrar tehlikeye girer. Eğer normlar sadece seçici bir şekilde uygulanırsa, kuralsızlık (anomi) baş gösterir ve sadece bireysel devletleri değil, uluslararası sistemin tamamını zayıflatır. Kolektif olarak üzerinde anlaşmaya varılmış kurallar olmadan özgür, kapsayıcı ve demokratik toplumlar inşa etmek imkansızdır.
“Adalet Dağıtma Hakkını Kendinde Görmek Meşru Değildir”
Hangi ülkeden olursa olsun, devlet veya hükümet başkanları, demokrasiyi ve temel hakları baltalayan eylemlerinden dolayı hesap verebilirler. Hiçbir lider, halklarının çektiği acılar üzerinde tekel sahibi değildir. Ancak, başka bir devletin adalet dağıtma hakkını kendinde görmesi meşru değildir. Tek taraflı eylemler dünya genelinde istikrarı tehdit eder, ticareti ve yatırımları sekteye uğratır, mülteci akışını artırır ve devletlerin organize suçlar ve diğer ulus sınırlarını aşan zorluklarla mücadele kapasitesini daha da zayıflatır.
Bu tür uygulamaların Latin Amerika ve Karayipler'de hayata geçirilmesi özellikle endişe vericidir. Bu eylemler; ulusların egemen eşitliği, güç kullanımının reddi ve halkların kendi kaderini tayin hakkının savunulması yoluyla barış için çabalayan bir bölgeye şiddet ve istikrarsızlık getirmektedir. 200 yılı aşkın bağımsızlık tarihinde, ABD güçleri daha önce bölgeye müdahalede bulunmuş olsa da, Güney Amerika ilk kez Amerika Birleşik Devletleri'nin doğrudan askeri saldırısına maruz kalmıştır.
“Hegemonik Çabalara Boyun Eğmeyeceğiz”
Latin Amerika ve Karayipler 660 milyondan fazla insana ev sahipliği yapmaktadır. Savunmamız gereken kendi çıkarlarımız ve hayallerimiz var. Çok kutuplu bir dünyada, hiçbir ülkenin dış ilişkileri, evrensellik arayışında olduğu için sorgulanmamalıdır. Bizler hegemonik çabalara boyun eğmeyeceğiz. Müreffeh, barışçıl ve çoğulcu bir bölge inşa etmek bize uyan tek doktrindir.
Ülkelerimiz, pragmatik sonuçlar elde etmek adına ideolojik farklılıkların üstesinden gelebilecek pozitif bir bölgesel gündem için çaba göstermelidir. Fiziksel ve dijital altyapıya yatırım çekmek, nitelikli iş imkanları yaratmak, gelir üretmek ve hem bölge içinde hem de bölge dışındaki uluslarla ticareti genişletmek istiyoruz. İş birliği; açlık, yoksulluk, uyuşturucu kaçakçılığı ve iklim değişikliği ile mücadele etmek için umutsuzca ihtiyaç duyduğumuz kaynakları harekete geçirmek adına temeldir.
“Sürekli Düşmanlık Dünyası Sürdürülebilir Değil”
Tarih göstermiştir ki güç kullanımı bizi bu hedeflere asla yaklaştırmayacaktır. Dünyanın nüfuz alanlarına bölünmesi ve stratejik kaynaklar için yapılan yeni sömürgeci saldırılar çağ dışıdır ve zarar vericidir.
Büyük güçlerin liderlerinin, sürekli düşmanlık üzerine kurulu bir dünyanın sürdürülebilir olmadığını anlamaları hayati önem taşımaktadır. Bu güçler ne kadar kuvvetli olurlarsa olsunlar, sadece korkuya ve baskıya güvenemezler.
Venezuela'nın ve diğer herhangi bir ülkenin geleceği, halkının ellerinde kalmalıdır. Yalnızca Venezuelalıların liderliğindeki kapsayıcı bir siyasi süreç, demokratik ve sürdürülebilir bir geleceğe yol açacaktır. Bu, birçoğu geçici olarak Brezilya'da barınan milyonlarca Venezuela vatandaşının evlerine güvenle dönebilmeleri için temel bir şarttır. Brezilya, paylaştığımız 2.000 kilometreyi aşkın sınırı korumak ve iş birliğimizi derinleştirmek için Venezuela hükümeti ve halkıyla çalışmaya devam edecektir.
Hükümetim, Amerika Birleşik Devletleri ile işte bu ruhla yapıcı bir diyalog kurmuştur. Bizler Amerika kıtalarındaki en kalabalık iki demokrasiyiz. Brezilya olarak; yatırım, ticaret ve organize suçla mücadele konularında somut planlar etrafında güçlerimizi birleştirmenin ileriye giden yol olduğuna inanıyoruz. Hepimize ait olan bu yarımküreyi etkisi altına alan zorlukların üstesinden ancak birlikte gelebiliriz.
*Kapak fotoğrafı yapay zekayla üretilmiştir.