İstanbul
Parçalı bulutlu
5°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
43,2789 %0.22
50,2002 %-0.1
6.375,38 % -0,30
95.109,99 %-0.284
Ara
Muhalif. DÜNYA ABD serbest piyasadan vaz mı geçiyor? Trump döneminde “hissedar devlet” modeli Venezuela’ya uzanıyor

ABD serbest piyasadan vaz mı geçiyor? Trump döneminde “hissedar devlet” modeli Venezuela’ya uzanıyor

ABD’de Trump döneminde hız kazanan “devletin yatırımcı gibi davranması” yaklaşımı yeni bir boyut kazanıyor. Beyaz Saray’dan gelen açıklamalar, Venezuela petrol sektöründe doğrudan ABD hissedarlığı ihtimalini gündeme taşıdı.

Okunma Süresi: 3 dk

ABD’nin yıllardır savunduğu “serbest piyasa” temelli ekonomik yaklaşım, Donald Trump döneminde köklü bir dönüşüm sürecine girdi. Beyaz Saray, stratejik sektörlerde artık yalnızca düzenleyici ya da teşvik edici rol üstlenmekle yetinmiyor; giderek artan biçimde doğrudan ortak, hatta hissedar konumuna geçiyor. Bu yeni yönelimin bir sonraki adresi olarak ise siyasi ve ekonomik krizlerle yıpranmış Venezuela’nın petrol varlıkları öne çıkıyor.

CBS’e konuşan ABD Enerji Bakanı Chris Wright, Washington’un Venezuela petrol sektöründe hisse alıp almayacağına ilişkin soruya, Nicolás Maduro’nun devrilmesi sonrasında bunun “çok gerçek bir ihtimal” olduğunu söyleyerek dikkat çekti. Bu açıklama, ABD’nin Venezuela’da yalnızca yatırımcıları teşvik eden değil, doğrudan “hissedar devlet” rolünü benimseyebileceği şeklinde yorumlandı.

Cato Institute’tan Scott Lincicome’un aktardığı bilgilere göre Trump yönetimi, son bir yıl içinde çelikten yarı iletkenlere, nadir toprak elementlerinden nükleer enerjiye kadar uzanan stratejik alanlarda 14 şirkette devlet adına doğrudan pay sahibi oldu. Bu portföyün 2026 itibarıyla daha da büyümesi beklenirken, Cumhuriyetçi cephede bile “devletin yatırımcı gibi davranması” yaklaşımı tartışma yaratmış durumda.

Kuzey Carolina Senatörü Thom Tillis, devletin bir şirkette yüzde 10 hisseye sahip olmasının bile yönetim üzerinde baskın bir etki yaratacağını savunarak bu gidişatı “kaygan bir zemin” olarak nitelendirdi.

Venezuela senaryosu ise geçmişteki kamulaştırmalar nedeniyle daha da hassas görülüyor. Hugo Chávez döneminde petrol sektöründe başlayan devletleştirme süreci ExxonMobil ve ConocoPhillips gibi dev şirketlerin ülkeden çekilmesine ve uzun hukuki süreçlere yol açmıştı. Bu geçmiş, Venezuela’nın uzun süredir uluslararası sermaye açısından “yatırılamaz ülke” olarak anılmasına neden olmuştu.

Geçtiğimiz hafta Beyaz Saray’da yapılan görüşmede ExxonMobil CEO’su Darren Woods’un Venezuela’yı açıkça “yatırılamaz” olarak nitelemesi, Trump yönetiminde rahatsızlık yarattı. İddiaya göre Trump, bu çıkışın ardından şirketi dışlama ihtimalini değerlendirdi. Aynı günlerde Venezuela petrol gelirlerinin ABD’de tutulan hesaplarda korunmasına yönelik bir kararname yayımlanması da dikkat çekti.

ABD petrol sektörünün en güçlü lobi kuruluşu American Petroleum Institute (API) ise devletin hissedar olmasına karşı. API Başkanı Mike Sommers, Venezuela’ya yatırım için asıl ihtiyaç duyulanın devlet ortaklığı değil; güvenlik, hukukun üstünlüğü ve el koyma riskinin ortadan kalkması olduğunu söyledi.

Enerji profesörü Carolyn Kisseau ise Trump dönemindeki bu yaklaşımı “kaynak diplomasisinin neredeyse silaha dönüştürülmesi” olarak yorumladı. Kisseau’ya göre amaç yalnızca petrol çıkarmak değil, çıkarma sürecinin tamamını kontrol altına almak.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *