Son çeyrek yüzyılda internetten yapay zekâya uzanan hızlı teknolojik dönüşüm, önümüzdeki yıllarda çok daha derin değişimlerin habercisi olarak görülüyor. Uzmanlara göre 2050’ye gelindiğinde insan bedeni ile makineler arasındaki sınırlar bugünkünden çok daha belirsiz hale gelecek.
Londra Nanoteknoloji Merkezi’nden Prof. Steven Bramwell, elektronik, biyoloji ve makineler arasındaki ayrımın giderek silikleştiğini belirterek, insan–makine birlikteliğinin artık bilim kurgu olmaktan çıktığını vurguluyor.

Bilim Müzesi Grubu Direktörü Prof. Roger Highfield ise geleceğin en dikkat çekici başlıklarından biri olarak “dijital ikizler”i gösteriyor. Gerçek zamanlı verilerle oluşturulan sanal insan modelleri sayesinde bireylerin, ilaçların ya da yaşam tarzı tercihlerinin bedenleri üzerindeki etkilerini henüz denemeden görebileceği ifade ediliyor.
Yapay zekâdaki hızlı gelişmenin kuantum bilgisayarlarla birlikte daha da ivme kazanması bekleniyor. Google ve IBM gibi teknoloji devleri bu alana milyarlarca dolarlık yatırım yaparken, Nvidia CEO’su Jensen Huang, kuantum bilgisayarların yaygın kullanımının yaklaşık 20 yıl alabileceğini dile getiriyor.

Eğitim alanında ise hibrit bir modele geçilmesi öngörülüyor. Fütürist yazar Tracey Follows’a göre yapay zekâ destekli öğretmenler, öğrencilerin öğrenme hızına ve biyometrik verilerine göre ders içeriklerini anlık olarak şekillendirecek. Klasik ders kitaplarının yerini ise etkileşimli simülasyonlar alacak.

Ulaşımda otonom araçların yaygınlaşmasıyla trafik kazaları ve şehir içi yoğunluğun büyük ölçüde azalacağı belirtiliyor. Uzmanlar, sürücüsüz araçların senkronize biçimde hareket ederek trafiksiz şehirleri mümkün kılacağını ifade ediyor.
Uzay alanında da rekabetin artması bekleniyor. Önümüzdeki 25 yıl içinde Ay’da yaşama elverişli bir üs kurulabileceği, hatta bazı ilaçların yerçekimsiz ortamda daha saf şekilde üretilebileceği değerlendiriliyor.