Sosyal ilişkilerde, iş toplantılarında ya da aile içi tartışmalarda sürekli kendini savunan, her koşulda haklı çıkmaya odaklanan kişiler çoğu zaman “baskın” veya “özgüvenli” olarak algılanıyor. Ancak birçok modern terapiste göre bu davranış biçiminin temelinde yüksek özgüven değil, düşük özsaygı ve duygusal güvenlik eksikliği bulunuyor.
Uzmanlar, sürekli kendini açıklama ve haklı olduğunu kanıtlama ihtiyacının çoğu zaman çocuklukta öğrenilen bir hayatta kalma stratejisi olduğunu belirtiyor. Her tartışmada son sözü söyleme isteği ya da hatalı olmayı kabul edememe hali, genellikle derin bir reddedilme ve yetersizlik korkusundan besleniyor. Bu kişiler için haksız olmak, sadece yanlış yapmak değil; aynı zamanda değersiz ve savunmasız hissetmek anlamına geliyor.
Kökeni çocuklukta atılıyor
Psikologlara göre bu davranış biçimi çoğu zaman, yalnızca “doğru” davranıldığında onay görülen veya hataların sert şekilde eleştirildiği ortamlarda büyüyen bireylerde gelişiyor. Yetişkinlikte de benzer bir tehdit algısı devam ediyor. Bu yüzden kişi daha kimse karşı çıkmadan kendini savunmaya başlıyor, uzun açıklamalarla sınırlarını korumaya çalışıyor ve “haklı olma”yı adeta bir zırh gibi kullanıyor.
Aşırı açıklama, duygusal kimlik kartı gibi
Sürekli haklı çıkmaya çalışan kişilerin en belirgin özelliklerinden biri, gereğinden fazla açıklama yapma eğilimi. Uzmanlar bunu, kişinin adeta duygusal bir “kimlik kartı” gösterme çabası olarak tanımlıyor. Çünkü kişi, düşüncelerinin ya da kararlarının tek başına yeterli olduğuna inanmadığı için, karşısındakini ikna edene kadar konuşmayı sürdürüyor.
Bu noktadan sonra iletişim, fikir alışverişi olmaktan çıkıp onay kazanma mücadelesine dönüşüyor. Haklı çıkmak kısa vadede rahatlama sağlasa da uzun vadede özsaygıyı zedeliyor. Çünkü kişinin kendine verdiği değer, içsel bir yerden değil, tartışmanın sonucundan beslenmeye başlıyor.
“Yanılıyor olabilirim” diyebilmek güç göstergesi
Uzmanlara göre psikolojik olarak sağlıklı olmak, her zaman haklı çıkmak zorunda hissetmemekle yakından ilişkili. Bazen yanılıyor olabileceğini kabul edebilmek, güçlü bir ruh halinin göstergesi olarak değerlendiriliyor.
Bu kısır döngüden çıkmak için net ama kısa sınırlar koymak ve savunmasız olabilmenin gücünü kabul etmek öneriliyor. Bir tartışmada “Haklı olabilirsin” ya da “Bu senin bakış açın” diyebilmek, uzmanlara göre özgüvenin en açık işaretlerinden biri.
Gerçek özsaygının, kendini başkalarına kanıtlama ihtiyacı ortadan kalktığında güçlendiği vurgulanıyor. Sürekli haklı olma çabasını bırakıp gerçekten dinlemeye odaklanmanın, hem zihinsel rahatlama sağladığı hem de ilişkilerdeki yıpratıcı çatışmaları azalttığı ifade ediliyor. Çünkü haklı olmak insanı koruyabilir; ancak anlamak ve esneyebilmek gerçek bağlar kurmayı sağlıyor.