Bilim insanları uyardı: Görünmez cinsiyetçilik kadın beyninde iz bırakıyor

Gündelik hayatta “önemsiz” gibi görülen cinsiyetçi davranışların, kadınların beyin yapısını değiştirecek kadar derin etkiler bırakabildiği ortaya çıktı. Araştırmalar, yapısal cinsiyetçiliğin ruhsal ve fiziksel sağlığı kalıcı biçimde etkilediğini gösteriyor.

Gündelik hayatta çoğu zaman açıktan yapılmayan cinsiyetçilik, genellikle önemsiz gibi algılanıyor. Oysa bilimsel araştırmalar, bu tür deneyimlerin yalnızca psikolojik değil, nörolojik izler de bırakabildiğini ortaya koyuyor.

Sokakta laf atılması, ıslık çalınması ya da küçümseyici tutumlar anlık bir tehdit oluşturmasa bile, kadınlarda uzun vadeli stres, güvensizlik ve savunma reflekslerini tetikliyor. Uzmanlara göre bu tekrar eden deneyimler, beynin stresle ilişkili bölgelerinde yapısal değişimlere yol açabiliyor.

Beyinde “yara izi” etkisi

29 ülkeden 7 binden fazla beyin taramasının incelendiği geniş kapsamlı bir çalışma, cinsiyet eşitsizliğinin yüksek olduğu ülkelerde yaşayan kadınların, duygu düzenleme ve travmayla ilişkili beyin bölgelerinde belirgin incelmeler olduğunu ortaya koydu.

Araştırmacılar, kronik stresin beynin uyum yeteneğini bozduğunu ve bunun uzun vadede “kalıcı bir yara izi” etkisi yaratabildiğini vurguluyor.

Yıllar sonra ortaya çıkan ruhsal hasar

İngiltere’de yapılan uzun dönemli bir çalışmada, cinsiyet ayrımcılığına maruz kalan kadınların yıllar sonra daha yüksek depresyon oranlarına, daha düşük yaşam memnuniyetine ve daha fazla yalnızlık hissine sahip olduğu belirlendi.

Uzmanlar, tekrar eden ayrımcılık deneyimlerinin vücutta yıpranmaya yol açtığını ve bunun zamanla ruh sağlığı sorunlarını derinleştirdiğini ifade ediyor.

Sorun bireysel değil, yapısal

Araştırmacılara göre tablo yalnızca bireysel davranışlardan kaynaklanmıyor. Kadınların iş hayatından sağlık sistemine kadar pek çok alanda karşılaştığı eşitsizlik, “yapısal cinsiyetçilik” olarak tanımlanıyor.

Bu yapı, kadınların kaynaklara erişimini kısıtlarken, kronik stres, güvensiz çalışma ortamları ve şiddete maruz kalma riskini de artırıyor.

Sağlık sisteminde de eşitsizlik

Çalışmalar, kadınların tıbbi alanda da daha az ciddiye alındığını gösteriyor. Acil servislere başvuran kadınlara ağrı kesici verilme oranının erkeklere kıyasla daha düşük olduğu, aynı şikâyetlere rağmen tedavide sistematik farklar bulunduğu ortaya kondu.

Eşitlik arttıkça hasar azalıyor

Araştırmalar, toplumsal cinsiyet eşitliğinin daha güçlü olduğu ülkelerde yaşayan kadınlarda hem depresyon oranlarının daha düşük olduğunu hem de beyin üzerindeki olumsuz etkilerin belirgin biçimde azaldığını gösteriyor.

Bu kapsamlı değerlendirme, BBC’de yayımlanan analizde de vurgulandığı gibi, cinsiyetçiliğin yalnızca sosyal bir adaletsizlik değil, aynı zamanda ciddi bir halk sağlığı sorunu olduğunu ortaya koyuyor.

Çözüm ne?

Uzmanlara göre çözüm, yalnızca bireysel farkındalıkla sınırlı değil. Eğitimden iş hayatına, bakım yükünün paylaşılmasından ücret politikalarına kadar atılacak yapısal adımlar, hem kadınların hem de erkeklerin ruhsal ve fiziksel sağlığı üzerinde doğrudan etkili olabilir.

Bilim insanları, toplumsal cinsiyet eşitliğinin güçlendirilmesinin, toplum genelinde sağlık maliyetlerini de düşürdüğüne dikkat çekiyor.

İLGİLİ HABERLER