İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, “terör örgütünün silah bırakması için yasal zemin oluşturulması” yönündeki değerlendirmelere tepki gösterdi. Dervişoğlu, bu yaklaşımın mevcut siyasi sürecin mantığını tersine çevirdiğini savundu.
“Önce yasa sonra silah bırakma” tartışması
Dervişoğlu, geçmişte sürecin “önce silah bırakma, sonra hukuki düzenleme” şeklinde ifade edildiğini hatırlatarak, yeni söylemlerin bu dengeyi değiştirdiğini belirtti. Bu durumun müzakerenin yönünü etkilediğini söyledi.
“TBMM hiçbir silahlı örgütün beklentisi için yasa çıkarmaz”
TBMM’nin hiçbir silahlı yapının beklentilerine göre hareket edemeyeceğini ifade eden Dervişoğlu, Meclis’in önceden şartlara bağlı yasa yapamayacağını vurguladı.
Dervişoğlu, sürecin “çözüm” değil farklı bir siyasi amaç taşıdığını ileri sürerek, Türkiye’nin geleceğini etkileyecek adımlar konusunda uyarılarda bulundu ve bu tür kararların kabul edilemeyeceğini ifade etti.
Müsavat Dervişoğlu'nun konuşmasının tamamı şöyle:
"Aziz milletim, Saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, Aziz vatandaşlarım
Hepinizi saygıyla, sevgiyle ve muhabbetle selamlıyorum. Grup toplantımıza hoş geldiniz, şeref verdiniz.
Değerli arkadaşlarım,
Cumartesi günü Ankara’nın kalbinde, Tandoğan Meydanı’nda, Millet iradesine şahit olduk.
Tandoğan’da Hakkına, hukukuna ve geleceğine sahip çıkan, Bayrağına sahip çıkan, Vatanına, Cumhuriyetine sahip çıkan Türk milleti vardı.
Edirne’den Ardahan’a, Trabzon’dan Hatay’a, Ege’den İç Anadolu’ya, Karadeniz’den Güneydoğu’ya kadar Her bölgeden, her yaştan, her kesimden insanımız
Yollara düştü, Tandoğan’da buluştu, Tek bir iradede birleşti.
O iradenin haykırışı şuydu:
Türk milleti buradadır; ayaktadır. Ve her şeyin farkındadır!
Tandoğan bize şunu gösterdi:
Türk milletinin hafızası silinmemiştir. Türk milletinin yüreği soğumamıştır. Türk milletinin istiklal aşkı tükenmemiştir.
Kimse bu milletin sabrını çaresizlik sanmasın. Kimse bu milletin sükûnetini teslimiyet sanmasın.
O meydanda yükselen ses, Bir saman alevi değil,
Bir çoban ateşidir!
Bugün bu kürsüden, Tandoğan’da bizimle yürüyen, Bayrağını elinden bırakmayan, Umudu büyüten, Haksızlığa rıza göstermeyen Her bir vatandaşımıza en içten teşekkürlerimi sunuyorum.
Sizlere teşekkür ediyorum.
Milletvekillerimiz, Başkanlık Divanımız, GİK Üyelerimiz,
Gecenizi gündüzünüze katarak bu büyük buluşmaya büyük emek verdiniz.
Teşkilatlarımıza, İl ve İlçe Başkanlıklarımıza,
Kadın-erkek dava arkadaşlarımıza,
Yüksek bir sorumluluk duygusuyla hareket eden,
Ve sürecin her aşamasında olağanüstü katkılar sağlayan
Gençlik ve kadın teşkilatlarımıza şükranlarımı sunuyorum.
Sağ olun. Var olun. İyi ki varsınız!
Siz varsınız, öyleyse bu memleketin ufku kararmayacak. Siz varsınız, öyleyse Türkiye teslim alınamayacak. Siz varsınız, öyleyse Türk milleti mutlaka kazanacak!
Değerli arkadaşlarım,
Eğitim-öğretim yılı sona erdi. Milyonlarca evladımız karne sevinci yaşadı.
Bütün öğrencilerimizi tebrik ediyorum. Onları büyük fedakârlıklarla yetiştiren annelerimize, babalarımıza teşekkür ediyorum. Bütün imkânsızlıklara rağmen
Sınıflarının ışığını söndürmeyen öğretmenlerimize şükranlarımı sunuyorum.
Fakat bir karne gününün ardından, Bu ülkenin asıl karnesine de bakmak zorundayız.
Soru şudur:
Bu çocuklara nasıl bir gelecek hazırlıyoruz?
Bir çocuğun eline karne vermek yetmez. O çocuğa umut da vermek gerekir. Bir çocuğu dersten geçirmek yetmez. Hayata hazırlamak gerekir. Bir çocuğa diploma vermek yetmez. Ona şahsiyet ve özgüven kazandırmak gerekir.
Yeteneklerini güçlendirmek,
Hür teşebbüs için yol göstermek gerekir.
Ezcümle, özgürlük gerekir!
Bugün Türkiye’de eğitim sadece müfredat meselesi değildir. Çocuğun okula aç gitmesidir.
Öğretmenin sınıfa huzurla girememesidir.
Ailenin eğitim yükünü taşıyamamasıdır.
Milli eğitim, sadece ders programı değildir. Milli eğitim, milletin kendisini geleceğe taşıma iradesidir.
Türkçeyi doğru konuşan, doğru yazan,
Doğru düşünen nesiller yetiştirmektir. Milli eğitim, hurafeyi tarih diye okutmak değildir;
Tarihini bilen, milletinin kaderini anlayan,
Dünyaya açık ama vatanına bağlı gençler yetiştirmektir. Evladımıza sadece bilgi değil,
Görgü, sorumluluk, haysiyet ve muhakeme kazandırmaktır.
Bu durumda Milli Eğitim Bakanının görevi,
Saraya sinyal çakmak değil, Cumhuriyet’in çocuklarına sahip çıkmaktır.
Öğretmenleri itibarsızlaştırmak değil, onların yanında durmaktır.
Bakanlığın görevi, okulu vakıf ve dernek ağlarına bırakmak değil, Devletin okullarını güçlendirmektir.
Ama bu iktidarda ne böyle bir irade ne böyle bir vizyon,
Ne de böyle bir millî duygu vardır.
Tandoğan’da milletin itirazının,
Bayrak açışının sebeplerinden biri de,
İşte bu millîsiz eğitim anlayışınadır.
Bu torpil düzeninedir.
Bu mankurtlaştırma siyasetinedir.
Bu pedagojik fukaralığadır.
Ez cümle bu iktidarın sadece terör seviciliğine değil,
Eğitim politikasınadır!
Millet, bayrağı bu olumsuzluklara açmıştır.
Açmaya da devam edecektir.
Değerli milletvekilleri,
Türkiye Cumhuriyeti’nin ülküsü, aynı zamanda bir eğitim seferberliğidir.
Cumhuriyet, çocuğu kula kulluktan çıkarıp yurttaş yapan büyük hamledir. Cumhuriyet, köydeki evladımıza da şehirdeki evladımıza da aynı ufku göstermenin adıdır. Cumhuriyet, milletin her ferdine,
“Sen düşünebilirsin, sen sorabilirsin, sen itiraz edebilirsin” deme cesaretidir.
Biz vatanını seven, aklı hür, vicdanı hür, irfanı hür gençlik istiyoruz. Onların beklediği, el pençe divan duran,
Eleştirmeyen, itiraz etmeyen biat neslidir.
Onların yaptığı,
Beğenmediklerine burs, yurt vermemektir.
Mülakat kuyruklarında yok etmektir.
Espri yapanı, tweet atanı, itiraz edeni
Sorgusuz sualsiz, zalimce içeri atmaktır.
Fişlemek, korkutmak, sindirmektir.
Bir dönem sağcı-solcu kavgasından bir kuşağı yitirdik.
Bitmedi Alevi-Sünni diye kavga ettirdiler.
Laik-anti laik, seküler-dindar diye bir başka kuşağımızı da zehirlediler.
Yıllardır etnik ve mezhebi kardeş kavgasını körüklüyorlar.
Sadece bir kuşağı değil, topyekûn milleti hedef alıyorlar.
Şimdilerde sosyal medyanın zehirli ve sorumsuz dili üzerinden
Post-modern bir ayrışmayı körüklüyorlar.
Ortak değerlerimizi unutturup,
Sevinçte ve kederde ortaklaşmamızı engellemeye çalışıyorlar.
İşte son günlerde yaşadıklarımıza bir bakın.
Ayrışmak için, kavga için çeşitli bahaneler üretenler var.
Bir nesli de böyle birbirine düşman etmeye çalışıyorlar.
Buradan herkese sesleniyorum:
Bu kirli tezgahlara,
Değil bir kuşağımızı,
Tek bir gencimizi bile yedirmeyeceğim.
Bu mübarek toprakların sahibi gençlerimizi,
Birbirine düşman etmeye çalışan kirli tezgahlara geçit vermeyeceğim.
Yeter artık yetti artık.
Binlerce yıldır “BİZ” diyebilen bu büyük milleti daha fazla ayrıştıramayacaksınız.
Sizin sıcak koltuk hesaplarınıza, menfaat senaryolarınıza,
Bu milletin evlatlarını kurban ettirmeyeceğim.
Bize yaşattınız.
Onlara yaşatmanıza izin vermeyeceğim.
Her bir evladımız,
Yeniden “biz” diyene kadar durmayacak,
Size rahat vermeyeceğim.
Düşün arkadaş, gençlerin yakasından düşün artık.
Omuz omuza verdiklerinde neler yapabileceklerini bildiğimiz,
O pırıl pırıl gençlerimizin arasına nifak tohumları ekmekten vazgeçin artık.
Düşün yakalarından.
Bırakın özgürce konuşabilsinler.
Bir sosyal medya paylaşımından dolayı hayatlarını zehir etmeyin.
Genç fikirlerden korkmayın, korkutmayın.
Yeter artık.
Türk gençliği baskıyı değil, hürriyeti, adaleti ve eşitliği hak ediyor.
Değerli arkadaşlarım,
Gelecek hafta Ankara’da,
NATO Devlet ve Hükûmet Başkanları Zirvesi yapılacak.
Türkiye, tarihî ve jeopolitik konumu itibarıyla
Böyle bir zirveye ev sahipliği yapabilecek yeterlilikte bir devlettir. Bunda şaşılacak bir şey yoktur. Türkiye büyük devlettir.
Fakat mesele şudur:
Büyük devlet olmak, sadece büyük toplantılara ev sahipliği yapmakla olmaz. Büyük devlet olmak, o toplantılara
Kurumsal ciddiyetle ve millet onuruyla hazırlanmakla olur.
Bugün Ankara’da yaşanan manzaraya bakıyoruz.
Yollar kapanıyor. Şehir, olağan düzeninden çıkarılıyor. Üniversiteler, kamu kurumları kapatılıyor.
Gündelik hayat, güvenlik tedbirleri bahanesiyle zorlanıyor. Gazetecilerin akreditasyonları tartışma konusu oluyor. İnsanlar yasaklarla, gözaltılarla karşı karşıya bırakılıyor.
Bu telaş nedir? Bu eyyamcılık nedir?
İYİ Parti Meclis Grubu olarak bir kanun teklifi verdik.
Amacımız, bu tedbirler kapsamında doğacak olan
Ekonomik yükü esnafımızın omuzundan almaktır.
İktidara sesleniyorum:
1-31 Temmuz 2026 tarihleri arasında
Ankara genelinde faaliyet gösteren işletmelerin
Kira ödemeleri üzerinden gelir vergisi stopajı almayın.
Aynı tarih aralığında,
Ankara’da faaliyet gösteren özel sektör işverenlerinin
Sigorta primlerinin işveren payını,
Ankara'da gelir vergisi mükellefi olan
Veya esnaf ve sanatkâr siciline kayıtlı
Bağ-Kur kapsamındaki sigortalıların ait
Malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları ile
Genel sağlık sigortası primlerini de Hazine’den karşılayın.
Madem Ankara’yı Brezilya favelası gibi
Tenekelerle çevirmeyi biliyorsunuz,
Başka bir mağduriyet,
Başak bir utanç ve rezalet yaratmayın.
Türkiye, NATO Zirvesi’ne ev sahipliği yapıyor diye
Kendi vatandaşına yabancı muamelesi yapmak zorunda değildir.
Gazeteciden, öğrenciden, akademisyenden,
Sivil toplumdan korkmak zorunda değildir.
Devlet ciddiyeti bu değildir!
Türkiye’nin itibarı,
Boyanan duvarlarla, kapatılan yollarla, susturulan gazetecilerle ölçülmez. Türkiye’nin itibarı,
Hukukunun güvenilirliğiyle, kurumlarının ciddiyetiyle
Ve dış politikasının tutarlılığıyla ölçülür.
Türkiye’nin yeri,
Ne günübirlik öfke nöbetleriyle Ne de mahcup sadakat şovlarıyla belirlenemez.
Türkiye’nin ekseni,
Ne şahısların öfkesi ne de saray diplomasisinin mahcubiyetidir. Türkiye’nin ekseni, Türk milletinin menfaatidir.
Bu iktidar, Türk devletine dış politikada tam bir savrulma yaşatmıştır.
Önce duygusal ve ideolojik bir “stratejik derinlik” masalına kapıldılar. Ortadoğu’nun bütün krizlerini, Türkiye’nin kapısına yığdılar. Milyonlarca sığınmacı ülkemize geldi. PKK’nın Suriye’de alan kazanmasının zemini oluştu. IŞİD terörü şehirlerimizde canlarımızı aldı.
Sonra aynı iktidar, bu kez dümeni Moskova’ya kırdı. İç politikada kullanacağı birkaç propaganda malzemesi uğruna,
Türkiye’yi yeni bağımlılıklara sürükledi.
İdlib’de 33 askerimiz şehit edildi. Ama bu iktidar, şehitlerimizi anarken
Onları kimin şehit ettiğini söylemekten bile çekindi.
Sonra… S-400 alındı. Alındı ama kullanılamadı. Bir ambara kondu, kapısı kilitlendi.
Bunun karşılığında Türkiye, yatırımcısı olduğu F-35 programından çıkarıldı. Milyarlarca dolarlık maliyet, yine milletimizin sırtına yüklendi.
Şimdi bütün bu savrulmaları telafi etmek için
Yeniden başka bir vitrin kurmaya çalışıyorlar.
Türkiye’nin dış politikası,
Bir kişinin ruh haline,
Bir seçimin hesabına,
Bir propaganda cümlesine göre yön değiştirirse
Bunun bedelini millet öder.
Bir gün “stratejik derinlik” dediniz,
Bedelini sınır güvenliğimiz ödedi. Bir gün “dostum Putin” dediniz,
Bedelini askerimiz ödedi. Bir gün S-400 dediniz,
Bedelini hava savunma kabiliyetimiz ödedi. Bir gün yeniden NATO’ya mahcup dönüş yaptınız,
Bedeli Türk milletinin milyarlarca doları oldu.
Madem NATO konuşuyoruz, O halde milletimize NATO ülkeleri içindeki
Yerimizi de açıkça söyleyelim.
Hayaller, yol kenarına dizilen teneke boyalı panolar,
Gerçeklerse, onun ardındaki gecekondular. Türkiye NATO’nun en büyük 2. ordusuna sahiptir.
Ama NATO üyeleri içinde askeri hastaneleri olmayan tek ülkedir.
Bunun da müsebbibi bu iktidardır.
Şimdi çıkıp koalisyonun minik ortağı
Askeri hastaneleri kapatmak hataydı.
Yeniden açılmalı diyor.
İYİ Parti olarak,
Hem 27. hem de 28. dönemde defalarca önerge verdik.
Askeri hastanelerin kapatılmasının mahsurlarına işaret ettik.
Hastanelerin yeniden açılması için kanun teklifleri hazırladık.
Bu iktidar tarafından ya reddedildi ya da meclis gündemine getirilmedi.
Yaptığınız hatayı düzelterek alkış alamazsınız.
Günaydın derler buna!
Üsküdar’da sabah oldu!
Biz de sabah-ı şerifleriniz hayrolsun,
Şerler defolsun,
Hayırlar fetholsun diyoruz.
Değerli arkadaşlarım;
Türkiye, kişi başına nominal gelirde
NATO ülkeleri arasında son sıralara itilmiş durumdadır. Enflasyonda ise ne yazık ki açık ara birincidir. Dışarıya karşı büyük devlet görüntüsü vermeye çalışırken,
İçerideki vatandaşı yoksulluğa mahkûm etmiştir.
Bütün bu telaşlarının,
Bütün bu vitrin siyasetinin arkasında aynı gerçek var:
Bu iktidar artık Türkiye’yi yönetemiyor, sorunları çözemiyor.
Sorunların üstünü
Protokolle, propagandayla ve yasakla örtmeye çalışıyor.
Ama milletin hayatı, gösterişle düzelmiyor.
Bir yolu boyamak,
Emeklinin sofrasına et koymaz. Bir zirveye ev sahipliği yapmak,
Çiftçinin zararını kapatamazsınız. Tablolar yayınlamak,
İşçinin, esnafın, sanayicinin, gencin derdini ortadan kaldırmaz.
Bugün ekonomide yaşanan şey, Bilinçli bir tercih meselesidir. Üretimi dışlayan,
Emeği ezen,
Çiftçiyi yalnız bırakan,
Sanayiciyi finansman yükü altında boğan
Çarpık düzen meselesidir.
Açlık sınırı 35 bin liranın üzerine çıkmış. Yoksulluk sınırı 114 bin lirayı aşmış. Bekâr bir çalışanın yaşama maliyeti 45 bin lirayı geçmiş.
Buna rağmen iktidar ne diyor?
“Otomatik işleyen bir sistem var” diyor!
Güler misin? Ağlar mısın?
Otomatik işleyen sistem!
Evet, bu ülkede otomatik işleyen bir sistem var.
Vatandaş otomatik olarak vergi ödüyor.
Emekli, otomatik olarak yoksullaşıyor. Asgari ücretli, otomatik olarak eziliyor. Çiftçi, otomatik olarak borçlanıyor. Sanayici, otomatik olarak faiz yüküne giriyor. Genç, otomatik olarak gelecek kaygısına mahkûm ediliyor.
Millete gelince otomatik sistem, Yandaşa gelince KORUMATİK sistem işliyor.
Onlara özel ilgi var. Onlara öncelik var. Onlara imtiyaz, ihale var, garanti var.
Onlara rant var
Biz buna razı değiliz.
İşte Tandoğan’da milletin yükselttiği bayrak,
Bu düzene de bir itiraz ve soylu bir baş kaldırıydı!
Anlayana sivrisinek saz; anlamayana davul zurna az.
Değerli arkadaşlarım,
Türkiye’de üretim çarkları zorlanıyor.
Yüksek faiz reel sektörün finansman kanallarını tıkıyor. Girdi maliyetleri sanayicinin belini büküyor. Fabrikalar, satılık ve kiralık ilanlarına düşüyor. Sanayicimiz, dünya ile rekabet etmekte zorlanıyor. İhracatçımız pazar kaybediyor.
Türkiye’nin ihracatı yerinde sayıyor.
Dış ticaret açığımız azalmıyor. Finansman problemi aşılamıyor. Değerli arkadaşlar,
Böyle enflasyon düşemez.
Alım gücü artamaz.
Milletimiz ev ve iş sahibi olamaz. Üreticimiz yüksek faizle, yüksek kurlarla
Öngörülemez kurallarla, ayakta kalamaz.
Bu ülke böyle kalkınamaz. Türkiye’nin ihtiyacı vitrin değil, üretimdir. Hamaset değil, planlamadır. İmtiyaz değil, rekabettir.
Tarımda da tablo farklı değildir.
Çiftçi bu yıl da tarlasından bereket değil,
Zarar hasat ediyor.
İktidar hep aynı hatayı yapıyor:
Çiftçiyi korumuyor Sonuç: üretim düşüyor. Çözüm diye ithalat yapıyorlar. Sonuç: bizim çiftçimiz kaybediyor.
Bu bir tasfiye politikasıdır.
Bu tasfiye politikası, mutlak suretle tasfiye edilmelidir.
Aziz milletim!
Gıda egemenliği, milli güvenlik meselesidir. Kendi çiftçisini yaşatmayan bir ülke,
Sofrasını da güvence altına alamaz. Kendi üreticisini korumayan bir devlet,
Vatandaşının ekmeğini de etini de sütünü de
Hem kalitesizliğe hem de yüksek maliyete mahkûm eder.
Sonra iktidar çıkıp “enflasyonla mücadele ediyoruz” diyor.
Enflasyonla mücadele, dar gelirlinin boğazından kısmak değildir. Enflasyonla mücadele,
Ücretliyi, emekliyi, çiftçiyi, esnafı ve sanayiciyi
Bedel ödeyen kesim hâline getirmek değildir.
Enflasyonla mücadele; Üretimi artırmaktır, Arzı güçlendirmektir, Rekabeti adil kılmaktır, İsrafı kesmektir, Kayırmacılığı bitirmektir, Hukuku ve öngörülebilirliği yeniden tesis etmektir.
İşte Tandoğan’dan yükselen ses,
Bu iş bilmezliğe yapılan itirazdır da aynı zamanda!
Bu millet boş yere o meydanda toplanmadı.
Davet ederken, ‘Haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe ve ihanete bayrak açıyorum’ demiştim.
İşte millet de o meydanda,
Bu ülkede ne kadar olumsuzluk varsa buna bayrak açmıştır.
Bundan ders çıkarması gereken de iş başındaki iktidardır!
Değerli arkadaşlarım,
Gençlerimiz de bu düzenin en ağır yükünü taşıyor.
Eğitimde kalite sorunu var. Üniversiteyi kazanan genç için barınma sorunu var. Mezun olan genç için işsizlik sorunu var. Çalışan genç için geçim sorunu var. Hayal kuran genç için yurt dışına gitme baskısı var.
Böyle gençlik politikası olmaz. Böyle gelecek inşa edilmez.
Genç, vatanın sermayesidir, Büyük milletin de aklıdır.
Gençliği işsizliğe ve umutsuzluğa mahkûm eden bir iktidar,
Çıkıp “Türkiye Yüzyılı” diyemez!
Yüzyıl denilen şey afişle kurulmaz. Reklamla kurulmaz. Milletin sırtına yük bindirip
Sonra onu alkışa çağırmakla hiç kurulmaz.
Türkiye Yüzyılı, okulda başlar. Tarlada başlar. Fabrikada başlar. Adliyede başlar. Evine ekmek götürmeye çalışan insanın onurunda başlar.
O yüzyılın nasıl başladığını da
Cumhuriyet devletini kuran
Mustafa Kemal Atatürk göstermiştir.
Değerli arkadaşlarım,
25 yıldır iktidardalar.
Çeyrek asırdır bu ülkeyi yönetiyorlar.
Buna rağmen hâlâ milletten sabır istiyorlar.
Millet sabretti. Millet bekledi. Millet fedakârlık yaptı. Millet krizleri sırtlandı. Millet yangınları, depremleri, enflasyonu,
İşsizliği, adaletsizliği ve liyakatsizliği yaşadı.
Ama artık millet şunu da görüyor ve biliyor:
Bu düzen, kendiliğinden düzelmeyecek. Bu düzen, milletin lehine işlemeyecek. Bu düzen, vatandaşın derdini çözmeyecek.
İşte Tandoğan’da milletin el birliği ile yükselttiği bayrak,
Bu hakikati de ilan etmiştir!
İktidarın büyük, küçük, orta boy ortakları tercihini yaptı. Biz de tercihimizi yapıyoruz.
Onlar kayırmacılığı tercih etti. Biz liyakati tercih ediyoruz.
Onlar gösterişi tercih etti. Biz hizmeti tercih ediyoruz.
Onlar susan toplum istedi. Biz itiraz hakkını savunuyoruz.
Onlar üretmeden bölüşmeyi,
Borçla günü kurtarmayı,
İthalatla açığı kapatmayı tercih etti. Biz üretimi, planlamayı,
Rekabet gücünü ve adil paylaşımı savunuyoruz.
Onlar dış politikayı kişisel macera alanına çevirdi. Biz devlet ciddiyetini,
Kurumsal aidiyeti ve milli menfaati savunuyoruz.
Onlar milleti yalnız bıraktı. Biz milletin yanındayız.
Onlar ihaneti tercih etti,
Bizse Türk milletiyle birlikte ihanete bayrak açıyoruz!
Değerli dava arkadaşlarım;
Aziz milletim;
Yaklaşık iki yıldan beri gündemde tutulan yeni açılım süreciyle ilgili olarak
Büyük bir aldatmacayla karşı karşıya bulunduğumuzu defalarca dile getirmiş,
Oynanan oyuna işaret etmiştim.
Her zaman olduğu gibi yine haklı çıktık.
Ömer Çelik’in son açıklaması, “Terörsüz Türkiye” sürecinde bugüne kadar kamuoyuna anlatılan temel çerçeveyi fiilen değiştirmektedir.
Düne kadar söylenen şuydu:
Önce terör örgütü hiçbir şart ileri sürmeden silah bırakacak, ardından ihtiyaç varsa hukuki düzenlemeler değerlendirilecekti.
Bugün ise deniliyor ki:
“Terör örgütünün silah bırakmasını gerçekleştirecek yasal zeminin oluşması gerekiyor.”
Bu cümle, iktidarın bugüne kadar anlattığı sürecin mantığını tersine çevirmektedir.
Önce yasa çıkarılacak, sonra silah bırakılacak…
Bu yalnızca bir yöntem değişikliği değildir.
Bu, müzakerenin ağırlık merkezinin de değiştiğini gösteren siyasi bir beyan niteliğindedir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi, hiçbir silahlı yapının beklentilerini karşılamak için önceden yasa çıkaran bir kurum değildir.
Beyefendiler, ‘Siz önce yasayı çıkarın, ondan sonra bakarız’ diyorlar.
Herkes aklını başına almalıdır.
Bu cani örgüt silah bırakmamıştır, kendini feshetmemiştir.
Türkiye Cumhuriyeti’ne ve Türk milletine karşı düşmanlıktan vazgeçmemiştir.
Ayrıca bunu söyleyen sadece ben değil, aynı zamanda Milli Güvenlik Kuruludur.
Dertleri çözüm filan değil,
Dertleri, İmralı canisi bebek katiline statü kazandırmak,
Teröristlere hukuki imtiyaz ve özgürlük sağlamaktır.
Türk milleti buna asla izin vermeyecektir.
Buradan uyarıyorum:
Türkiye’nin geleceğini karartacak adımları atmayın.
Bugünkü pozisyonunuza güvenip,
Hesabını veremeyeceğiniz kararlar almayın.
İhanetin zaman aşımı olmadığını da asla unutmayın!
Biz buradayız!
Değerli arkadaşlarım,
Aziz milletim,
Bütün bu olumsuzluklar içinde bir şey parlıyor.
Ben onu Tandoğan’da gördüm. O meydandaki yüzlerde gördüm. Bayrağı tutan ellerde gördüm. Gözlerindeki kararlılığı kaybetmeyen vatandaşlarımızda gördüm.
Türk milleti pes etmemiştir. Türk milleti dağılmamıştır. Türk milleti umudunu kaybetmemiştir.
Bu milletin iradesi varsa, herkes iyi bilsin ki bu düzen değişir. Tandoğan’da gördüğümüz budur.
Tandoğan’da gördüğümüz irade,
Sadece bugünün itirazı değil, Yarının iktidar hazırlığıdır.
Biz bu hazırlığı ciddiyetle, programla,
Kadroyla ve millet sevgisiyle sürdürüyoruz.
Biz İYİ Parti olarak bunun için buradayız. Biz, Türkiye için buradayız.
Tandoğan’da hep birlikte yükselttiğimiz ses, Bu milletin tarihinden gelen sestir. O ses, haksızlığa itiraz edenlerin sesidir. O ses, “Bu vatan sahipsiz değildir” diyenlerin sesidir.
Bütün vatan sevdalılarına sesleniyorum:
Gelin, çocuklarımızın okulunda birleşelim. Öğretmenimizin onurunda birleşelim. Emeklimizin sofrasında birleşelim. Çiftçimizin tarlasında,
İşçimizin alın terinde,
Sanatçının hayal gücünde
Gencimizin hedeflerinde birleşelim. Adaletin terazisinde birleşelim. Cumhuriyet’in çatısı altında birleşelim.
Bizim kavgamız adaletsizlikledir. Bizim kavgamız yoksullukladır. Bizim kavgamız liyakatsizlikledir. Bizim kavgamız kayırmacılıkladır. Bizim kavgamız bu milleti çaresiz sanan anlayışladır.
Yüce milletim,
Aziz vatandaşlarım,
Hakkını ararken de geleceğini kurarken de yalnız değilsin.
Biz milletiz. Senin için buradayız. Senin için çalışacağız. Sonuna kadar senin için mücadele edeceğiz.
Çünkü gelecek, korkanların değil, Cesurların olacaktır.
Gelecek, susanların değil, İtiraz edenlerin olacaktır.
Gelecek, milleti yalnız bırakanların değil, Milletle yürüyenlerin olacaktır.
Gelecek bizimdir. Gelecek İYİ’lerindir. Gelecek Türk milletinindir.
Bu inanç ve düşüncelerle sözlerime son verirken hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.
Sağ olun, var olun, Allah’a emanet olun"