Dünya bir yandan rekor sıcaklıklar, seller, kuraklıklar ve orman yangınlarıyla mücadele ederken, diğer yandan iklim krizinin varlığı hâlâ bazı siyasi liderler tarafından sorgulanıyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın ikinci kez Paris İklim Anlaşması’ndan çekilme kararı alması ve uluslararası iklim mekanizmalarından uzaklaşması, küresel iklim diplomasisinin geleceğine ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirdi.
Öte yandan Ortadoğu’da tırmanan gerilimler ve İran merkezli krizler, dünyanın dikkatini bir kez daha güvenlik ve enerji gündemine çevirmiş durumda. Ancak uzmanlar, savaşların ve jeopolitik krizlerin iklim krizini ortadan kaldırmadığını, aksine uluslararası iş birliğini daha da gerekli hale getirdiğini vurguluyor.
İstanbul’da düzenlenen Sıfır Atık Forumu kapsamında konuştuğumuz eski Şili Cumhurbaşkanı Michelle Bachelet’e, iklim değişikliğine inanmayan liderlerin küresel mücadeleyi nasıl etkilediğini sorduk. Bachelet, bilimsel kanıtların artık tartışmaya açık olmadığını söylerken, uluslararası iş birliği ve çok taraflılığın önemine dikkat çekti.

Yasemin Mıstıkoğlu: Dünyada hâlâ iklim değişikliğine inanmayan liderler var. Bu durum uluslararası iş birliğini nasıl etkiliyor?
Michelle Bachelet: Bu gerçekten büyük bir meydan okuma. Bazı ülkeler hâlâ fosil yakıtların sorun olmadığını düşünüyor. Ancak iklim değişikliğinin yarattığı risklere ilişkin bilimsel kanıtlar son derece açık.
Öte yandan çevreyi korumak ekonomik büyümeden vazgeçmek anlamına gelmiyor. Tam tersine, daha sürdürülebilir büyüme modelleri oluşturmak mümkün. Çevreyi koruyabilir, okyanusları ve doğal kaynakları savunabilir, aynı zamanda insanların ihtiyaçlarını karşılayan güçlü ekonomiler kurabiliriz.
Paris Anlaşması kapsamında verilen sözlerin hayata geçirilmesi için uluslararası iş birliğine ve çok taraflılığa her zamankinden daha fazla ihtiyaç var. Belki herkesi ikna edemeyiz ama ortak hareket etmeye devam etmek zorundayız.
Yasemin Mıstıkoğlu: Paris Anlaşması’nın üzerinden yıllar geçti. Bugün geldiğimiz noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Michelle Bachelet: Paris Anlaşması’nı imzaladığımızda bunun insanlık için karşı karşıya olduğumuz en büyük tehditlerden biri olduğunu biliyorduk. İklim değişikliği, biyolojik çeşitlilik kaybı ve kirlilikten oluşan üçlü gezegen kriziyle karşı karşıyayız. Ancak uygulamalar yeterince hızlı ilerlemedi.
Eğer küresel sıcaklık artışını 1,5 derece ile sınırlandıramazsak, bütün insanlık ciddi bir tehlikeyle karşı karşıya kalacak.
Yasemin Mıstıkoğlu: Antalya’da düzenlenecek COP31’den beklentiniz nedir?
Michelle Bachelet: COP31’in önemli bir fırsat olmasını umuyorum. Özellikle sıfır atık ve döngüsel ekonominin iklim politikalarının merkezine yerleşmesi çok önemli.
Atıkların depolama alanlarına gömülmesi büyük miktarda metan üretiyor. Metan da çok güçlü bir sera gazı. Eğer gıda atıklarını azaltabilir, kullanılmayan gıdayı insanlara ulaştırabilirsek hem beslenme sorunlarına çözüm üretir hem de daha sağlıklı bir gezegen için önemli bir adım atmış oluruz.
Aslında ne yapılması gerektiğini biliyoruz. Neyin işe yaradığını da biliyoruz. Artık daha az konuşup daha çok harekete geçmeliyiz.
Yasemin Mıstıkoğlu: Kadın liderlerin iklim politikalarına farklı bir katkı sunduğunu düşünüyor musunuz?
Michelle Bachelet: Karar alma mekanizmalarında daha fazla kadına ihtiyaç olduğuna inanıyorum. Kadınların farklı deneyimleri ve bakış açıları var. Gerçekten önemli olan konulara dikkat çekiyorlar.
Temiz hava bir insan hakkıdır. Sağlıklı bir çevrede yaşamak bir insan hakkıdır. Kadınların bu konuları çok iyi anladığını düşünüyorum. Bu nedenle iklim mücadelesinde daha fazla kadın temsilinin önemli olduğuna inanıyorum.
Yasemin Mıstıkoğlu: Şilili diplomat Julio Cordano’nun Küresel Plastik Anlaşması müzakerelerinin başkanlığına getirilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Michelle Bachelet: Bu Şili için büyük bir onur. Dünyanın böyle bir anlaşmaya ihtiyacı var. Kendisiyle kişisel olarak tanışmıyorum ancak üstlendiği görevin önemini biliyorum. Başarılı bir sonuç elde etmek için elinden geleni yapacağına inanıyorum ve kendisine başarılar diliyorum.