Google Adsense Otomatik

Lemi Özgen’le yazarlık ve hayata dair... - Lemi Özgen

Lemi Özgen’le yazarlık ve hayata dair... - Lemi Özgen

Muhalif. Röportaj / Oğuz Büber

Lemi Özgen; anı, günlük, seyahatname, roman ve köşe yazıları gibi edebiyatın birçok alanında eserler verdi. Biz de birçok alanda içerik üreten değerli Muhalif. yazarı Lemi Özgen’e yazarlığa ve hayata dair sorular sorduk. Kendisi bu soruları içtenlikle yanıtladı. İşte o röportaj:

Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu olup edebiyata geçişiniz nasıl oldu?

Okuldayken bir gazetede “yarı zamanlı” ve tabii amatör olarak çalışmaya başladım. Bu çalışma fasılalarla devam etti. Okul bitti. Yazılı ve sözlü sınavlar derken, Maliye Bakanlığı Tetkik Kurulu’nda devlet memurluğuna adım attım. Uzun bir süre o sıralarda Maliye Bakanlığı’nda Maliye Müfettişi olarak görev yapmakta olan şair Cemal Süreya’nın yanında çalıştım. Bu aynı zamanda edebiyatın o büyülü dünyasına en azından “hevesli bir izleyici” olarak rüya gibi bir giriş oldu benim için. Cemal Bey’i dinlemek, onun arkadaşları ve hepsi de ünlü olan sıkı şairleri, romancı ve hikayecileri görmek, ara sıra da  olsa onlarla konuşabilmek, içimde zaten var olan edebiyat hevesimi iyice artırdı sanırım. Maliye’den emekli olduktan sonra çeşitli gazetelerde biyografi, kitap tanıtımı ve eleştirisi yazmaya koyuldum. Özellikle K Dergisi’nde yazmaya başladıktan sonra bu dünyanın iyice içine girdim. İlk kitabım olan “Nereye Gitti O Güzel Kadınlar”dan sonra “Kavun Acısı Bir Yalnızlık” yayımlandı. Devam edip gidiyor işte…

 Üniversiteden de arkadaşınız olan, çok güzel şiirleri bulunan Şair Arkadaş Zekai Özger'in bu kadar az tanınmasını neye bağlıyorsunuz?

Tek kelime ile söylemeye çalışayım: “İstemiyordu”.  Kendi deyimiyle o, “tribünlere oynamayı sevmeyen” bir şairdi. Yayınevleriyle, dağıtım şirketleriyle, telif hakları avukatlarıyla konuşmak, pazarlık etmek düşüncesi bile onu dehşete düşürüyor ve ortalıkta görülmemeyi yeğliyordu. Kırılgan bir söğüt dalı gibiydi. Nedir, bu sadece yayın hayatında geçerliydi. Yoksa toplumsal hayatta doğru bildiği her şeyi çatır çatır söyleyen, gereğinde kavga da edebilen yürekli bir adamdı. Bu yürek bazen adeta bir militan yüreği de olabilir bazen de duyarlı bir çocuk yüreği haline gelebilirdi…

Sıkı şair Arkadaş Zekai Özger ile SBF Yurdu kantininde bir gece yarısı sohbeti. Genç olmanın dayanılmaz sevinci ve geleceğe umutla bakışımız. 

Yazarlığı, yazar olmayı nasıl tanımlarsınız?

Muhalif’de birlikte yazdığımız değerli yazar arkadaşım sevgili Tuğçe Özcan, bir yazısında şöyle diyordu: “Bana göre yazar, anlatacak çok şeyi olan değil onu en ilgi çekici şekilde anlatan kişiye deniyor. Öyle ya, bir olayı anlatmanın ya da bir durumu tasvir etmenin bin bir türlü farklı yolu var. Fakat biz yazarların her zaman hiç açılmamış bir pencereyi açması, hiç takılmamış bir gözlüğü takması gerekiyor olayları bambaşka bir şekilde ele alabilmesi için…” Bu sözlere tümüyle katılıyorum. Yazı yazmak, yazarlık bazen gerçekten insana eziyet gibi gelebiliyor. Çünkü yine Özcan’ın deyimiyle biz yazarlar bir “yazı yazma fabrikası” değiliz. Nedir, ben kendi payıma söyleyeyim, yazmak zevkli bir iş. Yazı bittikten sonra duyulan huzur ve tatmin bambaşka bir duygu. Hani derler ya, “tadından yenmiyor” diye. Öyle işte.

Günümüzde bilgiye kolayca erişim sağlanabiliyor. Teknoloji ile gelen bu kolaylık kişide öğrenme isteğini düşürüyor mu?

Bu, neyi öğrenmek istediğimize bağlı. Ulaşmak, öğrenmek istediğimiz bilgi mesela bir futbolcunun adı ise, elbette buna kolayca ulaşılabilir ve bu tip bilgiye ihtiyaç duyan bir kişinin öğrenme isteğini de düşürmez. Ama örneğin Amerika İç Savaşını veya Fransız İhtilalini öğrenmek isteyen bir kişinin öğrenme arzusunu belki köreltebilir. Öyle ya, bir düğmeye basıp Jacobenleri veya General Lee’nin iç savaş stratejisini şıpınişi öğrenebilen ya da öğrendiğini sanan bir kişi bunları daha ayrıntılı olarak bilmeyi neden istesin ki?

 Yazılarınızı takip edenlerin ortak bir sorusu var. Lemi Özgen’in kütüphanesi nasıl? Kaç kitabınız var ve kitap satın alırken sizi yönlendiren nedir?

Benim mütevazı kitaplığıma pek kütüphane denemez. Yani belli başlı bir düzeni yok. Ev küçük. Kitaplarımı bulabildiğim her boş yere, her raf aralığına alt alta, üst üste yerleştiriyorum. (Hangi kitabın nerede olduğunu gayet iyi biliyorum ama).  Kızım ve oğlum beni ziyarete geldiklerinde sağ olsunlar bunlara bir çeki düzen veriyorlar. Bir süre sonra bir de bakıyorum ki, kendi dağınıklığım yüzünden benim kitaplar yine evin orasına burasına özgürce yayılıvermişler. Bu dağınıklık ve sürekli yeni kitap edinmeler nedeniyle tam bir sayım yapamadım. Çocuklarım daha fazla kitap var diyorlar ama sanırım 1000’i aşkın kitabım var. Kitap alırken, önce yazarına, eğer yabancı ise çevirmenine ve yayınevinin adına bakıyorum. Kapak resmi, kapak düzenlemesi de etkiliyor beni.

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar