Tuğçe Özcan

Tuğçe Özcan


Yol yorgunluğu ruhu dinlendirir

Yol yorgunluğu ruhu dinlendirir

A noktasından B noktasına varış sırasında geçen sürenin ne kadar kıymetli olduğunu hiç düşündünüz mü?

Her yolculuk ruhumuz için bir serüven aslında. Sessizlikteki gürültüleri duyduğumuz, yalnızken kalabalıklaştığımız, en sevdiğimiz şarkılara zihnimizde hayallerimizden sekanslarla klip çektiğimiz, pencereden hızla akan yollarda kaybettiğimiz benliğimizi bulduğumuz, bulutların üzerinden yükselirken kendimize koyduğumuz engelleri alçalttığımız, denizin en dalgalı olduğu seferlerde bile ruhumuzun nasıl da koşulsuz bir dinginliğe teslim olduğunu gördüğümüz bir arınma, kendini kendinle bırakma zamanı gibidir yolculuklar.

Ben uzun yol, kısa yol ayırmadan her yolculuk için ayrı heyecanlanırım. Çünkü yolda olma hissi bana hep özgür, ayakları yere basarken uçmayı da becerebilen bir kaşif ruhun duygusunu yaşatır.

Hayatımın en unutulmaz yolculuklarında 20 yaşımda tek başıma yaptığım Bodrum’a otobüs yolculuğu başı çeker. Saatin tiktaklarının haince yavaş aktığı bir cuma mesaisini devirip günler öncesinden hazır ettiğim dergilerim, kitabım, bir kitap boyutunda şarjlı Dvd oynatıcım, en sevdiğim filmlerin dvd’leri, müzikçalarım, atıştırmalıklar ve pilli kitap okuma ışığımla boyumdan büyük bir çekçekli valizle soluğu otogarda almıştım. O zamanlar tek kişilik koltukla sefer yapan otobüsler yeni yeni çıkmıştı, şuan hala var mı bilmem. Ama otobüsün sol tarafındaki koltuklar hep alıştığımız gibi ikili, sağ tarafındakiler ise tekli ve daha genişti. Bu sağ tarafa arka arkaya sıralanmış tekli geniş koltuklar bir nevi “business class uçuş” mantığı ile dizayn edildiği için, hem koltuğun rahatlığı hem de yatış pozisyonu ve diz mesafesi 20 yaşında çok az seyahat tecrübesi olan bir kız için ultra konforluydu.

Bir otobüs penceresinden yolun güzelliğini seyrede seyrede kendi kendimle yaptığım bu müthiş tek kişilik parti varış noktasında sona erince; yolculuğun bitişinin verdiği hüzün, varış noktasına ulaşmanın verdiği mutluluğa ağır basmıştı. Tüm geceyi dergi karıştırıp, Ajda Pekkan dinleyip, Dvd oynatıcımda Pretty Woman filmini izleyerek geçirdikten sonra; Bodrum’un beyaz evlerini seyrede seyrede müthiş bir otobüs kahvaltısı yapmıştım. Her anını hatırladıkça sanki ruhumun genişlediğini, sınırlarımın sonsuzluğa uzandığını hissediyorum.

İşte bu mükemmel his, yolda olmayı sevdiriyor bana.

Köklerine derinden bağlıyken de, ihtiyacın olanları bir valize sığdırıp ulaştığın her yeri yuva yapabilme köksüzlüğü…

Gittiğin her here anılarını, hayallerini, hedeflerini, ilkelerini ve yaşama amacını da götürebilme lüksü. Üstelik bunlar için bagaj limiti ve kilo aşım cezası da yok :)

Yolda kendi içinde matruşka bebekler gibi yeni yeni senler çıkarıp, her birinin varlığını hayranlıkla keşfedebilme şansın da var. Çünkü yola çıkarkenki sen, dönüş yolundaki sene artık hiç benzemez. Sen artık yoldasındır, yol seni büyütür, dinler, yüklerini alır. Yol seni pamuklara sarıp sarmalamaz ama sende unuttuğun ne varsa gözüne gözüne sokmak için önüne farklı yollar çıkarır. Bütün mesele “Sen sadece camdan mı bakıyorsun, yoksa camdan bakarken karşına çıkanları görüyor musun” dan ibarettir.

Yol sana yeni iklimler, yeni şehirler, ciğerlere daha önce çekilmemiş yeni deniz kokuları getirir. Yol sana özlemeyi öğretir. Yol sana düşünmeyi hatırlatır. Yol seni şefkatli kollarıyla yavaşlatır. Bunu öyle naif şekilde yapar ki, gürültülü tren raylarında giderken bile kendini bulutların üstünde uçuyor gibi hissedersin.

Yol seni ne kadar muhteşem bir yere götürürse götürsün, tüm bu seremoninin en güzel tarafı finalde eve dönmektir. Üstelik yol yorgunluğu, ruhunuzu müthiş bir dinlenmişliğe teslim eder.

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar