Cihan Altınöz

Cihan Altınöz


Türkiye Yönetilemiyor

Türkiye Yönetilemiyor

16 Nisan 2017 referandumuyla kabul edilen ve Temmuz 2018 tarihi itibariyle uygulanmaya başlanan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi geçen dört yıl içerisinde neleri değiştirmiştir, hangi sorun alanlarını düzeltmiştir, ülkemize ne kazandırmıştır? Tarafsız bir gözle değerlendirmeye çalışalım.

Yeni sistem, cumhurbaşkanının partili olmasına olanak sağlamıştır. Cumhurbaşkanı artık hem devletin başı hem partinin başıdır. Bir yandan AKP Genel Başkanı olarak muhalefet partilerinin, yazarların, meslek kuruluşlarının eleştirilerini yanıtlayacak, öte yandan Cumhurbaşkanı sıfatıyla anlayışlı, birleştirici, bütünleştirici bir yaklaşım gösterecek. Ne yazık ki uygulama böyle olmadı. AKP Genel Başkanı olarak tüm muhalif kesimleri ötekileştiren bir söylem geliştirdi. Cumhurbaşkanı olarak da ötekileştirmeyi giderici bir yaklaşım içine girmedi, ülkenin herhangi bir sorununda bütün partilerden görüş alan onları bir araya getiren uzlaşmacı bir uygulamasına tanık olmadık. İllerde valiler de benzer uygulamaları sürdürdü.  Muhalefet partilerinin, eğer belediye başkanı muhalefet partisindense onların da dışlandığı birçok uygulama gerçekleşti. Parti devleti mi oluyoruz soruları boşuna değil.

Yeni sistemin, karar alma süreçlerine hız kazandıracağı, ülkenin gelişmesinin önündeki engelleri kaldıracağı, hatta ülkemizi uçuracağı bile söylendi. Gündemde olan bazı konulara bakalım, öylemi olmuş?

Pandemi Süreci 

Hatırlayacaksınız pandemi sürecinin başlarında vaka sayılarını, test sayılarını, ölüm sayılarını gizlediler, CHP’li belediyeler kentlerindeki ölüm sayılarındaki artışları, Türk Tabipler Birliği vaka sayılarını bildirmeye başlayınca, suç üstü yakalandılar, bilgi gizlemenin halkın yararına olduğunu büyük bir pişkinlikle söylediler. Maske dağıtımını bile beceremediler bir öyle bir böyle sonunda herkes maskelerini kendisi satın aldı. 

Kapanma konusu ayrı bir rezaletti, işyeri kapanan esnafa ve çalışana verilen destekler çok yetersiz kaldı. Parklar kapatıldı, AVM ler açıldı. 
Aşı konusu ise tam bir yalan rüzgârı. Pandemi sürecinde ayda birkaç kez televizyonlara çıkıp 2021 yılı başında kendi aşımızı üretmiş ve kullanıyor olacağımız söylendi, ama sonra yerli aşımızın kullanımı Nisan 2021’e ötelendi. Bugünlerde de Eylül, Ekim 2021’de aşımız hazır deniyor. İnanan inansın. 
Öte yandan Çin’den getirilen Sinovac aşısında verilen süreler ve miktarların hiçbiri doğru çıkmadı. Ya Çinli firma bize sürekli yalan söyledi, ya da bizi yönetenler yalan söylüyor. 

Maske mesafe temizlik diye boş stadyumlara posterini astıran Cumhurbaşkanı, aynı sloganı televizyonlarda hemen hergün tekrarlayan Sağlık Bakanı bir yandan halkı uyarma görevlerini yerine getirirlerken, lebalep doldurulmuş maskesiz mesafesiz AKP kongreleri de aynı halkın gözünün önünde yapıldı. Bu en hafifinden bir yılı aşkın süredir gece gündüz çalışan sağlık çalışanlarına yapılan saygısızlıktı, halka saygısızlıktı.

Bu kısa özetten hareketle pandemi sürecinde Türkiye (doğru) yönetilmiş mi diye sormak gerekiyor.

Merkez Bankası Döviz Rezervi

Merkez Bankasının ihtiyat akçeleri de dahil tüm döviz rezervini harcaması konusunu ele alalım. Muhalefet bu konuyu 128 milyar dolar nerede sorusuyla gündemde tutuyor. En başından başlayalım, Cumhurbaşkanı damadını Maliye Bakanlığına atamıştı. Ekonomi iyi gitmiyordu ve bakan sürekli yeni ekonomi programları açıklıyor, Türk lirasının değerleneceğini, dövize yatırım yapanın zararlı çıkacağını falan söylüyordu. Cumhurbaşkanı da bu söylemlere ek olarak, bizi kıskanan ülkelerin artık önümüzü kesemeyeceğini şahlanma dönemine girmekte olduğumuzu ifade ediyordu. Yandaş kanallarda da ekonominin ne kadar iyi yönetildiğini ellerine verilmiş metinler üzerinden anlatan konuşmacılar. Ama ekonomi bir türlü düzelmedi, düzeltemediler. Hiçbir zaman kendilerinde hata bulmadıkları için, suçu yine dış güçlere ve onların içerideki işbirlikçilerine bağladılar. 

Ne olduysa bilinmiyor, damat bakan aniden sosyal medya üzerinden istifa etti ve ortadan kayboldu. Herhangi bir ülkede baş haber olması gereken bu konu, bizim yandaş gazete ve televizyonlarımızda iki gün kadar haber yapılmadı ve konuşulmadı. Bu arada döviz kurları bu istifaya olumlu karşılık verdi ve bir miktar düştü. Daha sonra yeni Maliye Bakanı atandı ve Merkez Bankası Başkanı değiştirildi, dört ay geçmeden değişen başkan yine değiştirildi. 

Muhalefet, akraba bakan döneminde Merkez Bankasının ihtiyat akçeleri de dahil olmak üzere döviz rezervlerini tükettiğini eksi 45 milyar dolar düzeyine gerilediğini belirterek, dövizin nerelere harcandığı, kimlere hangi kur üzerinden satışların yapıldığı gibi birçok soruyu gündeme taşıdı. Bu sorulara Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanından başlayarak AKP’nin çeşitli isimlerinden farklı açıklamalar yapıldı ama kamuoyunu tatmin edici bir yanıt verilemedi. “Pandemi neyle yönetildi” diyen de oldu,” iha’lar siha’lar” bedava yapılmıyor” diyen de “kur artışını engellemek için kullanıldı” diyen de oldu, “para bir yere gitmedi el değiştirdi, bir kısmı vatandaşın cebinde” diyen de.

Sonuç ne, döviz kurları da arttı, faizler de düşmedi. Merkez Bankasının kaynakları heba edildi, ekonomi yönetilemedi.

Hesap Verebilir Yönetim

Yatırım kararları verilirken, kimlere danışılıyor, hangi meslek kuruluşlarından bilgi ve görüş isteniyor, destek alınıyor? Büyük projelerin ihaleleri yapılırken fiyat nasıl oluşuyor, müteahhit seçimi nasıl yapılıyor? Danışma ve teknik değerlendirme süreçleri olmayan yatırım kararlarının alındığı, bütün büyük işlerin beş on müteahhit arasında paylaştırıldığı, adrese teslim ihalelerin yapıldığı bir ülkede saydam ve hesap verebilir bir yönetim anlayışından söz edebilirmiyiz? Türkiye bu alanda (doğru) yönetiliyor mu?

Ticaret Bakanının kendi şirketinden bakanlığına ürün satması, bir AKP’li belediye başkanının kendi beton şirketinden belediyenin işlerine, belediyenin müteahhitlerine beton satması, eşe dosta akrabaya verilen fiyatları şişirilmiş işler, gri pasaportla insan kaçakçılığı gibi gün yüzüne çıkmış çıkmamış birçok uygulama, bizi ahlaki değerleri zaafa uğramış bir yönetim anlayışına mı götürüyor? Bunlar ne kadar yaygın ne kadar büyük bir çöküntü var; hesabı çok zor. Düşünmek bile ürkütüyor.
Dış Politika

Dış politikada da işler iyi gitmiyor

Ama önce sorularımız var. Görüş farklılığı içinde olduğumuz farklı düştüğümüz ülkelerin liderlerine “Ey” hitabıyla hadlerini bildirmek dış politikada doğru bir yaklaşım mıdır ve dünya lideri sıfatını kazanmak için bu hitap şekli bir zorunluluk mudur? Yoksa, iç politikada “herkese ders veren haddini bildiren bir liderimiz var” duygusunu pekiştirmek için yürütülen bir algı operasyonu mudur?  

Yeni seçilen ABD Başkanından birkaç ay telefon gelmesini beklerseniz, telefonun bir gün sonrası ABD’nin Ermeni Soykırımını kabul etmesiyle ilgili ciddi bir tepki gösteremezseniz, yine parasını ödediğimiz halde ABD’nin bizi F35 programından çıkartmasına güçlü bir karşılık vermezseniz, Halk Bankası’yla ilgili yaptırım kararlarından çekindiğinizi belli ederseniz, S400’ü çalıştırmayacağınızı ima ederseniz dünya liderliği balonu bir anda sönebilir. ABD’ye, neden eyyy diyemediğiniz sorgulanabilir. 

Kıbrıs Barış Harekatı’nda ABD karşısında dik duran, ambargolara boyun eğmeyen rahmetli Ecevit’in, dönemin ABD Başkanı karşısındaki oturuşunun fotoğrafını, yandaş basına servis eden anlayışa, dik durmanın dik oturmakla ilgili olmadığı, gelinen bu aşamada ders niteliğindedir.

Mısır, Rusya ve sınır komşularımızla, ötesi Avrupa Birliği ile olan ilşkilerimizde sorunlar vardır, tutarsızlıklar vardır. Birkaç ülke dışında güvene ve dostluğa dayalı istikrarlı bir ilişkimiz neredeyse kalmamıştır. 

Dış politika önce asıp kesme, bağırıp çağırma sonra anlaşma zemini arama sürecine dönüşmüştür. Ülke çıkarlarını öne alan seviyeli, karşılıklı saygı ve güveni esas alan dış ilişkiler zemini neden oluşturulamamıştır?

Bu soruyu da samimiyetle yanıtlamalıyız. Türkiye’nin dış politikası (doğru) yönetiliyor mu?
Türkiye (doğru) yönetiliyor mu?

Makale Yorumları

  • Sevim22-05-2021 19:17

    Kalemine sağlık çok okunanlar listesine girmişsin tebrikler

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar