Aslı Öymen

Aslı Öymen


Türk İşi Kapanma!

Türk İşi Kapanma!

17 gün kapanmayı duyar duymaz kendimi berbere attım. Çehreyi toparlatıp, önümüzdeki haftalarda idare edecek şekle girmek için. Televizyon programım olmasa onu da yapmayacağım. Pandeminin tek beğendiğim tarafı bu; salıvermek. İnsanlar ne der, ayıptır öyle gezilir mi, yok. 

Bir; zaten gezemiyoruz. İki; çoğunluk aynı durumda. Kesemize de faydası var. Çevreye de faydası vardır muhtemelen. Yakın çevremize faydası olmadığını tahmin edebilirim. Ama bahanemiz var, böyle gayet iyi.. 

Berberde tatlı bir telaş var, normalden kalabalık. Buralarda haberler hızlı yayılır. Kim ne yapar, nereye gidecektir, kim korona olmuştur, saklamıştır, çabuk öğrenirsiniz. Ben de o gün orada “herkesin” yazlıklarına gittiğini öğrendim. Bana da “sizin yolculuk nereye” diye sordular tabi. “Herkes” gidiyor ya. Bakırköy’e, dedim. Mecazi anlamda olmadığını belirterek. Yani kanalın bulunduğu yer olarak Bakırköy. 

Bu arada berber dediğime bakmayın. Çoktandır kuaför deniyor, farkındayım. Bizde berber denir. Anne nerdesin? Berberdeyim kızım, gibi. Annemden kalma bir alışkanlık. 

Neymiş efendim, berber erkeklerin gittiği yermiş, kuaför kadınların... Daha kibar oluyormuş. Bakınca sorunlu “bayan” kullanımına benziyor sanki. Aynı kafadan çıkma gibi.. Hele “bayan kuaförü”ne ne demeli. Madem kuaför kadınlar için, bir de bayan eklemeye ne gerek var? Erkek kuaförü diye bir şey olmadığına göre.

Zaten kuaför Fransızcadan “uyarlama”. Özgün hali “coiffeur”. Yazılışına dikkatinizi çekerim. Bir Fransız arkadaşım gelmişti yıllar önce beni ziyarete. Frasızcadan uyarlama sözcüklerin Türkçe yazılışlarını gördükçe çok eğleniyordu. Ama kuaför kelimesi bunların arasındaki en garibine giden olmuştu. 

Türkçe karşılığı olmayan sözcüklere bir şey dediğim yok. Ama karşılığı varsa pek gereksiz. 

Neyse, buradaki konumuz Türkçemizin sorunları değil. 


Karikatür: Murat ÖYMEN


Uğurlu sayı

Meselemiz “17 günlük kapanma”. Alkol satışının yasaklanması. Ve bu sürecin nasıl yönetildiği. 

Bir kere, 17 gün nedir? Neye tekabül eder? Dünyada 17 günlük başka bir kapanma örneği var mıdır? Bilim insanları en az üç hafta, bir ay demiyorlar mıydı? Ben mi yanlış hatırlıyorum? 17 gün iki hafta da değil, üç hafta da değil. İdeali olan dört hafta hiç değil. 

Bilim insanları, bu üç ya da dört haftalık kapanma süresini ilginçlik olsun diye söylemiyorlar. Bilerek konuşuyorlar. Salgınla ilgili verileri analiz ediyorlar, modellemeler yapıyorlar, sonra salgının ileriye dönük seyrinin ne olabileceğine dair sonuçlara varıyorlar. Onların işi bu. Dolayısıyla verdikleri kapanma süreleri bilimsel verilere dayanıyor. 

Ayrıca bu kapanma kararı her zamanki gibi geç alınmış bir karar. Gidişat belliydi. Daha önce yapılması gerekiyordu. Vaka sayıları düşmekle beraber, ölüm sayıları yükseliyor, dikkatinizi çekerim.

Özetle, ben bu 17 günü anlamış değilim. Belki de birilerinin uğurlu sayısıdır, kim bilir?

İki, 17 gün kapanma kararını, kapanmadan üç gün önce öğrenmemize ne demeli? Bu son serbest üç günümüzde ne oldu peki? Tabii ki genel bir izdiham oldu. Her yerde. Yollarda, marketlerde, otogarlarda.

Şaşırdık mı? Hayır. Çünkü biz bunu daha önce yaşamıştık. Ve öğrenmiştik. 

Neydi? Bu tip şeyleri önceden düşünüp, planlamak sonra duyurusunu düzgün bir şekilde ve doğru zamanda yapmak gerekiyordu. 

Gene olan oldu. Kimse “kapanmanın” ne olduğunu anlayamadı. Kim muaf, kim izinli, nereler açık, nereler kapalı belli değil. Sonuç olarak memleketin yarısı dışarda.

Hatırlatmak gerekirse, tam bir yıl önceydi, ilk karantinamız bir cuma akşamı saat 20.00 sularında duyurulmuştu. Üç saat sonra tüm hafta sonu kapanacaktık. Duyurunun yapılmasıyla birlikte insanlar panikle sokağa döküldü. Ki sokağa çıkma yasağı vardı. İtiş kakış, izdiham. Gofret alan da oldu, 40 adet ekmek de. Görüntüler hala gözümün önünde. O arada fırınların açık olacağını duyurmamışlardı ya da sonradan akılları başlarına geldi. 

Başka ülkelerde olsa hükümet düşer. 

Bizde ise Bakan Soylu istifa eder gibi oldu, istifası kabul edilmedi, sitkom benzeri bir olay yaşandı. 

İzdihamın sonucu neydi, hatırlayalım; bulaş! Evet doğru cevap bulaş, tebrikler! Ama bazıları dersine çalışmamış belli ki. Onlar sınıfta kaldı. 

Hatalarımızdan ders almamamız çok ilginç.

Gelelim alkol satışının yasaklanmasına. O da garip bir hareket oldu. Karar sosyal medyadan duyuruldu. Yasal dayanağı olmayan bir yasaklama geldi.  

Peki olaylar nasıl gelişti? Ben nasıl önce berbere koştuysam -ki sonradan sembolik bir takviyede bulundum- bazıları da marketlere, tekel bayiilerine koştu. Ve alkollü içecek stokladı. Satışlar patladı. Yılbaşındaki satışlar katlandı. Tezgahlar tekrar tekrar takviye edildi. Normalden çok daha fazla satış oldu. Durduk yerde.

Daha enteresanı, son sıralarda en çok konuştuğumuz, tartıştığımız konu haline geldi. Televizyonlarda, gazetelerde, sosyal medyada herkes, her ortamda bunu konuşuyor. 

Bunun Ramazan ayına denk gelmesi, talihsizlik tabii. 

Belki de kaderin bir cilvesidir. 

Bir şeyi yasaklamanın her zaman ters teptiğini, beklenen yarardan daha fazla zarara neden olduğu biliniyor. 

27 Mart’ta BBC Türkçe’de alkol satışının yasaklanmasının diğer ülkelerde Covid’le mücadelede ne kadar etkili olduğunu araştıran geniş bir makale yayınlandı. Alkol yasağının ne ev içi şiddeti azalttığı ne hastane yatak sayısını etkilediği, tam aksine karaborsa ve merdiven altı üretime yönlendirdiği, ekonomiye de büyük zarar verdiği anlatılıyor.

Tabii esas endişeler bunlar değil. “Hazır Ramazan ayındayız, salgın da var, 1 Mayıs da geliyor, bir de şu 19 Mayıs’ı da içine aldık mı tamam, bu zaman zarfında içki de satılmasın” oldu bitti! 

Hatta mümkünse içki hiç satılmasın. Milli Bayramlarımızı hiç kutlamayalım. Yavaş yavaş bu vesilelerle de unutturalım. Biz yeni bayramlar da icat ederiz. 

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar