Leyla Emeç Tavşanoğlu

Leyla Emeç Tavşanoğlu


Montreux'den çıkmak isteyenlere...

Montreux'den çıkmak isteyenlere...

Daha iki hafta önce bu köşede yazdım. “ABD 2020 sonunda Yunanistan Hükümeti’nden Dedeağaç limanı işletmesini aldı; orada bir de deniz üssü kuruyor. Bütün derdi Montreux Boğazlar Antlaşması’na taraf olmadığı için Karadeniz’e çıkamamak” dedim. ABD ancak belli bir süre, en fazla bir ay,  o da belirlenmiş tonajda gemileriyle Karadeniz’de bulunabilir. Yıllardır ABD Genişletilmiş Karadeniz Projesi üstünde çalışıyor. Romanya ve Bulgaristan’da deniz üsleri kurdu. Nasıl mı? Bu iki Karadeniz sahildarı ülke, Sovyetler Birliği dağılıp, Varşova Paktı lağvedildikten yaklaşık on yıl sonra NATO üyesi olmuştu da ondan. 

Şimdi bir de duyuyorum ki TBMM Başkanı sıfatını taşıyan Mustafa Şentop Beyefendi İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıldığı gibi Montreux Sözleşmesi’nden de çıkılabileceğini buyurmuş. Nasıl olacakmış bu? Onu söylemiyor. Benim kafam kızdı, okul tiyatro kulübünden çıkıyorum, der gibi... Acaba 1936 yılında Montreux Sözleşmesi neden TBMM tarafından onaylanarak yürürlüğe girdi? Hiç merak ettiniz mi Sayın Şentop? 

Bilmiyorsanız, size kısaca bir anlatsam acaba zahmet edip okur musunuz? Efendim, Montreux Boğazlar Sözleşmesi Türk Boğazları’ndan geçiş rejimini ve boğazlar bölgesinin güvenlik işlerini düzenleyen sözleşmedir. 1923’te Lausanne Antlaşması’yla birlikte imzalanan Boğazlar Sözleşmesi’nin yerine geçmiştir. Yani Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik haklarını koruyan ve kollayan bir sözleşmedir. Bilmem anlatabildim mi efendim? 

Durup durup Lausanne Antlaşması’nı tartışmaya açalım ya da Montreux Sözleşmesi’nden çıkalım gibi uç sözler söylemek acaba bir devlet adamına, devlet adabına yakışır mı? Bence yakışmaz. Bir zaman fesli diye herkesin sarakaya aldığı bir Kadir Mısıroğlu vardı. Kurtuluş Savaşı için, keşke Yunan kazanmış olsaydı, türünden bir söz söylemişti. Tabii hiç kimse ciddiye almamıştı, çünkü bir devlet görevi yoktu. Devlet görevinde bulunanların söyledikleri sözlere son derece dikkat etmeleri gerektiğini hepimiz biliyoruz.

Kadir Mısıroğlu’nun ülkesini teslim etmeye teşne olduğu Yunanistan’dan bir devlet adamlığı örneği vereyim isterseniz. Birinci ağızdan, olayı birebir yaşamış bir Yunan eski büyükelçi dostumdan dinledim. Yıl 1991. Yer New York BM Merkezi. O dönem Yunanistan’ın Dışişleri Bakanı, daha sonra Başbakanlık da yapacak olan Antonis Samaras. Yunan büyükelçi dostumsa ülkesinin BM nezdinde daimi temsilcisi. 

Bir Cuma günü öğleden sonra Yunan büyükelçi dostum (kendisinden izin almadığım için ismini yazmıyorum) eşiyle birlikte hafta sonu tatili için New York dışına gitmeye hazırlanıyor. Derken, birden eline Atina’dan, Dışişleri Bakanlığı’ndan Bakan Samaras tarafından gönderildiği anlaşılan bir kripto ulaşıyor. Kriptoda aynen şu cümleler yazılı:
“Türkiye son günlerde gene kıta sahanlığı ve hava sahası sorunlarını gündeme getirmek için yeni manevralar peşinde. Artık Lausanne Antlaşması’nı tartışmaya açmamızın zamanı geldi. Gerekli çalışmaları BM nezdinde yapınız…”

Büyükelçi dostum neye uğradığını şaşırıyor. Hemen Atina’ya bir kripto gönderiyor:
“Lausanne’ı BM’de tartışmaya açmak ülkemiz için intihar anlamına gelir. Türkiye çok sert tepki gösterecek, hatta bu manevramızı casus belli (savaş nedeni) olarak ilan edecektir. Bu fikrinizden vaz geçmenizi tavsiye ederim…”

Ancak Samaras ısrarlıdır, mutlaka dediğinin yerine getirilmesini istemektedir. Aradan bir kaç saat geçer. Yunanistan’ın BM nezdindeki daimi temsilcisi büyükelçi dostum kararını vermiştir. Atina’ya gönderdiği son kriptoda Yunanistan Dışişleri Bakanlığı’ndaki bütün görevlerinden istifa ettiğini Samaras’a bildirir. Görevinden affını istemez, istifa eder. 

Ya Sayın Şentop bu sorumluluk sahibi devlet adamları, diplomatlar sayesinde Lausanne Antlaşması 98 yıldır, Montreux Sözleşmesi de 85 yıldır ayakta; dokunulmazlıklarını sürdürüyorlar. Bilmem anlatabildim mi?

telif

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar