Memet Yula

Memet Yula


Kürt Sorunu'nda yakıcı gerçek

Kürt Sorunu'nda yakıcı gerçek

Milliyetçilik -Ulusçuluk ve ulus devletlerin ortaya çıkması kapitalist gelişmenin sonucudur- Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarında kapitalizmin geliştiği ve ulus devletlerin kurulduğu Avrupa Kıtası’nın Osmanlı egemenliğindeki; 19.Yüzyıl Balkanları da -Yunanistan, Bulgaristan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan gibi ülkeler- içine alan, bölgedeki milliyetçi hareketlerden Anadolu’nun kadim halkalı, Kürtler ve Ermeniler de etkilenmişlerdir.

Osmanlı İmparatorluğu’nun egemenliğindeki bu bölgede uluslar birer birer ayrılarak devletlerini kurmuşlardır. Bu gelişme aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanması sonucunu doğurmuştur. 1800’lü yılların son çeyreğinden itibaren Kürt milliyetçi hareketlerin Paris’te ve İstanbul’da Kürtlerin örgütlenme girişimlerini görmekteyiz. Saidi Nursi’nin yöneticisi olduğu Kürt Teali Cemiyeti bunlardan en tanınmışıdır.

Daha ‘Ulus’ bilinci gelişmemiş, aşiret yapısı içinde; ağaların, şeyhlerin, aşiret reislerinin yönetimleri (feodalizmin egemenliği) altında olan Kürt halkından, o dönemde ulusçuluk adına bir hareket beklemek olanaksızdı elbette. Bu nedenle Kürt milliyetçiliği halktan ve halk tabanından uzak, okumuş Kürt aydınlarının hareketi olarak gelişmiş ve güdük kalmıştır.

Lozan Barış Antlaşması öncesi ve sonrasında başını İngiltere’nin çektiği emperyalist ülkeler -ki Fransa, İtalya ve ABD de bir hayli aktifti- Irak, Suriye, İran ve ülkemizde yavaş yavaş filizlenen Kürt milliyetçiliğinin Osmanlı İmparatorluğu yerine kurulan ulus devlet, yani Türkiye Cumhuriyeti’ni parçalamak, en azından zayıflatmak amacıyla sürekli kullanmak istemiş ve başarılı olmuşlardır.
Bu amaçla da 1925 tarihinden itibaren bu güçler birçok Kürt isyanının başlaması ve bu kalkışmaların başarıya ulaşması için büyük maddi-manevi destek vermişlerdir. 

Emperyalist ülkelerin bu tutumları, Türkiye Cumhuriyeti bayrağı altında yaşayan Kürtleri de Türkleri de olumsuz yönde etkiledi. Bu isyanlar ve kalkışmalar Türkiye Cumhuriyeti’nin bakışını da etkilemiş ve ‘ASİMİLASYON POLİTİKASI’ uygulamaya yöneltmiştir. Asimilasyon politikası Kürtlerin milliyetçiliğe yönelmesi sonucunu doğurmuştur. ‘İki yanlıştan bir doğru çıkmaz’ deyiminin tam anlamıyla bu olgu için olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Tek parti iktidarının olduğu o yıllarda CHP bir yandan laik ve çağdaş eğitim politikası uygularken, emperyalist ülkelerin kışkırttığı isyanları bastırmak için hayli sert yöntemler kullandığı bir gerçektir. Zaten çok partili döneme geçildiğinde, Demokrat Parti ırkçı, asimilasyoncu algısının yaygınlaşması için o dönemdeki uygulamaları kullanmış ve konuda hiçbir fırsatı kaçırmamıştır.

O yıllarda etnik aidiyetten önce tarikatların, şeyhlerin, Şıhların etkisiyle din geliyordu. Büyük bölümü köylülerden oluşan dinine sımsıkı bağlı Kürt halkını ‘Laiklik dinsizliktir’, ‘İslam, ümmet arasında ayrım yapmaz’ propagandası ve o algı başarılı olmuş, Demokrat Parti (DP) iktidara gelmişti. 

Türkçe okunan ezanı tekrar Arapça yapan Demokrat Parti dini vakıf, tarikat ve cemaatlere çıkar sağlayarak, dindar vatandaşlar ve tabii ki feodalizmden çıkamamış dindar Kürtler arasında takdirle karşılanmıştır. İnançlar açısından baktığımızda topluma pek bir şey katmayan hiçbir hizmet sunmamasına karşın oluşan bu Kürt kitlesi desteği günümüze kadar da devam etmiştir. Özellikle Alevi toplumuna karşı yürütülen ve uygulanan Sünni-mezhepçi politika, Sünni Kürt kesiminin desteğine önemli bir faktördür.

Günümüzde Ortadoğu devletlerini; halklarını sömürgeleştiren emperyalist ülkeler, Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ile yeni politik hedeflerin yaşama geçirilmesi ve ulus devletlerin parçalanarak ’küçük lokmalar’ haline getirilerek rahatlıkla yutulması için gereksinim duydukları desteği bir kısım Kürt halkından görmüşlerdir.

Ortadoğu’da dört ayrı devlet içinde büyük nüfusa sahip Kürtleri bu amaçla nasıl kullanmak istedikleri açıktır. Özellikle ABD hem silahlı Kürt gruplarını (YPG-PYD gibi) hem de demokratik mücadele veren grupları amaçları doğrultusunda kullanmak için değişik yol ve yöntemler uygulamaktadır. Çıkış gerekçeleri emperyalizme karşı olan silahlı Kürt grupları bile şimdi tamamen emperyalist ülkelerin stratejik ortağı ve iş birlikçisi haline geldiler. Üzücü ama günümüzün hakikati budur…

Bu  yeni gelişmenin ayrıca  etraflıca değerlendirilmesi ülkemiz açısından hayati önemdedir.
12 Eylül 1980 darbesi aşağıdaki sıralanan nedenlerle Kürt silahlı hareketinin (PKK terör örgütünün) güçlenmesi ve kitle tabanı bulmasına büyük bir katkı sağlamıştır.

--Kitleler halinde tutuklamalar ve işkenceler yapılması

--İşkenceyle öldürülen onlarca insandan haber alınamaması

--Diyarbakır cezaevinde dünyada eşi benzeri bulunmayan gestapo kamplarına rahmet okutan işkence ve uygulamalar yapıldı.

--Kürt köyleri mezralar yakıldı ve  yıkıldı.

-- Kürt liderlerine ve önderlerine suikastlar yapıldı, failleri bulunamadı.

Bu durum yani devletin yanlış uygulamaları PKK terör örgütünün güçlenmesine yol açtı.Ülke kalkınmasına ayrılacak bütçe terörle  mücadeleye ayrıldı.Binlerce askerimizi ve polisimizi şehit verdik.Bir çok savaş zengini (uyuşturucu-silah kaçakçısı milyon dolarlar kazandı) çıkar grupları toplumsal barışın sağlanmasını engelledi.CHP’nin Toplumsal barışın sağlanması toplumsal mutabakatı içeren önerisi bugün  içinde çok değerlidir çözümün adresi TBMM…

Makale Yorumları

  • Neşe Özdemir Yula14-04-2021 02:45

    Kalemine sağlık abi.

  • Mustafa yavuz13-04-2021 20:02

    Kaleminize sağlık başkanım.

  • Özge koluman13-04-2021 13:55

    Her zamanki gibi cok guzel tespitlerde bulunmusunuz saygilarimla✌✌

  • Adıgüzel13-04-2021 13:50

    Kürt sorunu demokrasi ve insan hakları sorunudur. Demokrasisi gelişemeyen ulkelerde sorunlar eksik olmaz. Konuyu emperyalist güçlere bağlamakla sorun çözülemez.

  • Sevim13-04-2021 11:21

    Kaleminize sağlık doğru bir analiz ✌

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar