Tuğçe Özcan

Tuğçe Özcan


Kendi şehrinde turist olmak

Kendi şehrinde turist olmak

İstanbul bana göre resmen büyülü bir şehir. Roma İmparatorluğu’ndan, Bizans’a, Osmanlı Devletine kadar önemli tarihlere tanıklık etmiş, birçok hükümdara sahibi olma hayalleri kurdurmuş, en çok iz bırakan dönemleri kucaklamış görkemli şehir İstanbul..

Gezmeyi çok sevsem de, finalde her seferinde yeniden İstanbul’un kollarına koşuyor olmak bile çok heyecanlandırır beni. Bir başka severim ben şehrimi.

Çok sevdiğin ama çok kimselere anlatmadığın bir arkadaşın gibi. Kullanmaya kıyamayıp sedef kutuda sakladığın mücevher gibi. Büyüsün diye gözünün içine baktığın bir saksı çiçeği gibi…

Kendi şehrime turist olmaya bayılırım. Ayasofya benim için gezilecek bir yer değil, yaşamsal bir ihtiyaç gibidir mesela. Hoş, halıların döşenmiş halini hiç beğenmedim ya, o ayrı. Her köşesi pot, basamak yerleri asimetrikti ve özensiz buldum biraz da üzülerek.

Doların yaşama sevincimizden daha yüksek olduğu şu günlerde, ben de Pazartesiye kalbimizi ısıtacak bir girizgah yapmak için İstanbul’dan güzel şey bulamadım.  Bu yüzden şimdi koltuklarınıza iyi yaslanın, çünkü sizi İstanbul’da en favori köşelerime götüreceğim…

 

Beşiktaş’ın Çırağan Caddesi

Yürümeyi en sevdiğim yol. Deniz görmeden deniz kokusu alarak yürünebilen, Atamızın en güzel resimlerinin yol boyu duvarları süslediği şehrin en güzel iç sesini dinleme caddesi.

 

Kültür ve Sanatı kucaklayan semt Kadıköy

Süreyya Operası, Barış Manço Müzesi, Haydarpaşa Garı ile hayatın ritminin kalp atışlarınızdan çok daha yüksekte seyrettiği, sokaklarındaki kalabalığın hiç eksilmediği karınca yuvası.

Galata Kulesi

Cenevizliler’den İstanbul’a taşınan tarih, beni hep başka dönemlere alıp uçurur. Taksime inersem, ne yapar eder Galata Kulesinden yolumu geçirmeden dönmek istemem. İstanbul’un bu seyir terasından şehre bakmak bir başka keyif verir bana. Bir keresinde kulenin içinde kahvaltı da etmiştim. Birçok kafenin çeşit üstüne çeşit yığdığı kahvaltılarına inat çok zarif, az sayıda kaliteli bir serpme kahvaltı gelmişti önümüze. Beyaz peynir, yeşil zeytin, domates, salatalık, bal ve kaymak yanında kızarmış ekmek.

 

Santralİstanbul

Bir enerji müzesinin, sanat yuvası haline gelmiş hali. Hem konser hem de sergi alanı olarak kullanıldığı için şehrin meraklı ve müziksever  kitlesinin son dönem en popüler uğrak yerlerinden.

Ayasofya

Genelde Dolmabahçe Sarayı,  Yerebatan Sarnıcı, Ayasofya gibi önemli yerlere her zaman okul gezilerinden öte adım atılamıyor ne yazık ki. Oysa böyle tarihe damgasını vurmuş, şehrin sembolü olmuş yerleri anlamak ve detaylıca sindirebilmek için bana göre defalarca gidip gelmek gerekiyor. Ayasofya’ya her gelişimde kapısından içeri girmeden önce ilk Ayasofya’dan kalan merdivenlerin olduğu alanda durur, bir nefeslenir, sakinleşmeyi beklerim.

Kapıların görkemi, sütunların güzelliği, zemindeki kusurların bütünde yarattığı kusursuzluk, iki yarım kubbe üzerine oturtulan tam kubbe, sarafimler, ziyarete kapalı olan kapıların ardındaki gizemler, yerin altındaki dehlizler, Kubbedeki Nur Suresi, Apsisteki Mozaik...

Düşünürken bile kalp atışım hızlanıyor. Ayasofya mütemadiyen ziyaretimi bekleyen bir çocuk benim için. Gitmezsem ya aklım kalacak, ya da bana gönül koyacakmış gibi sanki.

 

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi

Hayatımın en güzel günlerinde bana kucak açan şahane okul. Ödevlerimi yaptığım kütüphanesi, kahvemi içtiğim rıhtımı, pencereden içeri buram buram deniz kokusu taşan sınıfları.

Hayır bu okulda okumadım ama bütün araştırmalarım için buranın kütüphanesini kullandım. Hatta haftasonu ders olmadığı günlerde izin alarak tüm yazılarımı denize bakan sınıflarında yazıp, geçen gemilere göz kırparak yazılarımı yazdım. Harika bir başarı öyküsü olan Philippe Petit’in hayat hikayesini bu okulda sinema kulübü ile beraber izledim. Öğrencileri ne kadar şanslı olduğunun umarım farkındadır.

 

Çiçek Pasajı

Taksim diyince benim için iki önemli durak var. Biri Atlas Pasajı, diğeri Çiçek Pasajı. Atlas pasajında gezer, tozar, bütün dükkanları talan edersin. Sonrasında Çiçek Pasajına kıvrılıp kokoreç ve midye tavanı yersin. Durun hemen dönmeyin, bu lokasyonda uğramadan geçilmeyecek bir yer daha var.

 

İstiklal Caddesi Markiz Pastanesi

Tarihe tanıklık etmiş, duvarlarını birbirinden kıymetli çini mozaiklerin süslediği, bir dönem içeriye eldivensiz ve şapkasız girilmeyen efsane yer.

Beyoğlu’na takım elbisesiz girilmeyen zamanlardan, bugüne dek naif bir geçiş yapmış fakat asla asimile olmamış, kimliğini ve karakterini koruyan  bir zaman kapsülü sanki.

 

Boğaziçi Üniversitesi Güney Kampüs

Son dönemde kapısında polis ordularının ve olayların hiç eksik olmadığı, İstanbul’un en eşsiz yerlerinden biri olan Boğaziçi Üniversitesi bana lise yıllarımı hatırlatıyor. Çünkü lisedeyken Boğaziçi Üniversitesi’nin Edebiyat Kulübü etkinlikleri için her hafta Albert Long Hall binasındaki söyleşi ve okuma günlerinde katılırdım. Etknilikler bittiğinde çimenlere yayılıp kitap karıştırmak, ya da kantinden tost alıp denize karşı yemek nasıl da güzeldi. Bir kere bile binasına girmediyseniz, inanın büyük bir güzellikten mahrum kaldığınızı bilmelisiniz.

 

Bakırköy

Bu madde kesinlikle yaşanmışlıklarla ilgilidir. Yoksa Bakırköy’ün kalabalığı, gürültüsü aslında çekilir şey değil. Ama ömrümün 10 senesinde burada yaşayınca, tuhaf şekilde o kalabalığı da, gürültüyü de bir zaman sonra özlemeye başlıyorsun. Ne ararsan bulacağın çarşısı, dönercisi, meşhur turşucusu, sahil yolundaki dükkanlar, caddeyi çan sesleri ile selamlayan Ermeni Kilisesi, deniz otobüsleri ile bence şehrin harareti en yüksek semtlerinden biri kesinlikle burası.

 

Belgrad Ormanı

İstanbul’un içinde saklı kalan cennet diyerek dilimi ısırıyorum, binlerce kere maşallah diyorum. Koskoca şehrin neredeyse tüm oksijen  ihtiyacını sırtına yüklemiş, her adımında bir ağaç gibi hür ve bir orman gibi kardeşcesine şehri kucaklayan bu şahane yere gelmek ruhumu besliyor.

 

Baylan Pastanesi

Kadıköy’de Kup Griye yerken, derdinizi unutacağınız, siparişinizin gelmesini beklerken yıpranmış yer zemininde kim bilir kimlerin ayak izi olduğunu düşüneceğiniz İstanbul’un saklı kalmış nostaljik mekanlarından biridir. Aslında buradaki Adis Ababa’da çok meşhur ama benim favorim yine de Kup Griye.

 

Bebek Sahili

Deniz kokusunun iyi gelmeyeceği ruh hali var mı?

Çözemeyeceği problem, olduramayacağı hayal?

Kesinlikle yok. Biraz deniz havası yüklersen bünyeye, hemen kendinin bir üst versiyonuna geçersin. Bunun için de benim en sevdiğim şey Bebek Sahilden başlayıp, boğazın rüzgarlarına saçlarınızı savura savura Rumeli’ye doğru yürümek.

 

Şimdi size bir Pazartesi egzersizi, bakın lütfen ev ödevi değil sadece modunuzu yükseltecek bir egzersiz. Yaşadığınız şehrin turisti olsanız, sizi en çok hangi mekanlar etkilerdi liste yapıp, sonra da o listeden şehrinizi bir kere daha gezmek çok keyifli olmaz mı?

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar