Nursun Erel

Nursun Erel


Devlette 45 yıl

Devlette 45 yıl

Devlette tam 45 yıl geçirmiş, Turgut Özal, Süleyman Demirel, Recep Tayyip Erdoğan ile çalışmış, bürokraside ve siyasette yer almış, yurtdışında ülkeyi temsil etmiş birinden söz ediyorum, Vahit Erdem’den…Onu Devlet Planlama Teşkilatında görev yaptığı sırada tanımıştım, sonra da diyalogumuz yıllarca devam etti.

-Böyle bir isim söz konusuysa deneyimlerinden yararlanmak bir hazineye konmak gibi değildir de nedir? Diye soruyorsanız anlatayım:

-İşte o hazine şimdi elimde… Vahit Erdem’in devlette geçirdiği yılları açık sözlülükle kaleme aldığı hatıratını okuyorum bugünlerde. Her sayfada son derece ilginç bir değerlendirme, bir anektod, bir yorum bularak, “içinde yaşadığımız yıllarda meğer fark edemediğimiz neler olmuş, yeterince değerlendirememişiz” diyerek, olayların perde arkasını bir bir öğrenip aydınlanarak…

Devlette 45 yıl… Dile kolay, yarım asır… Dile kolay olsa da bunca yılı değerlendirip sayfalara dökebilmek acaba kolay mı? Kuşkusuz çok zordur, ama biz okurlara göre hava hoş, keyifle sayfaları çevirirken bizleri ilgilendiren, o zorluklar değil, yaşananlar… 448 sayfalık hatıratın her sayfası, Ankara’yı, bürokraside, siyasette yaşananları ilgi duyup, merak edenler için o kadar ilginç ki…

—Esad’dan Esed’e—

Örneğin AK Partinin yönetimde olduğu son 20 yılda Dış Politikamızda yaşanan savrulmalar… Türkiye “Yurtta sulh cihanda sulh” söyleminden kopup, bütün komşularıyla hatta dünya ile kavgalı hale gelerek acaba nereye vardı? Esad’ı karalayıp Esed yaparak, “One minute” diye haykırarak, Rabia işaretiyle kalabalıkları coşturarak hangi hedefe ulaştık? Ermeni açılımı mümkün olabildi mi? 10 milyon “geçici sığınmacı” (bu anlamsız lafı da kim ürettiyse!) bu politikaların bir sonucu değil mi? “Değerli yalnızlık” diye diye bu kalabalığı karşımızda bulmak kimi mutlu etti göçmenlerden başka?

Hep aklımda yer eden bu soruların çoğuna, Erdem’in kitabında yanıt bulabildim.

Vahit Erdem, Abdullah Gül’ün, Başbakanlığı sırasında AK Partide bir denge oluşturarak ve ılımlı yaklaşım ortaya koyduğunu ancak onun Cumhurbaşkanı olmasının ardından bu dengenin bozulduğunu anlatıyor, işte kimi alıntılar:

-Gül’ün cumhurbaşkanı olmasından sonra devlet yönetimi tamamen AK Partiye geçmişti, akademisyenlikten gelen, dış politikada deneyimi olmayan Ahmet Davutoğlu gerçekle bağdaşmayan bir tutum izliyordu, bunun bedelleri ileride ortaya çıkacaktı. 2009’da başlatılan Ermeni Açılımının sonuç vermeyeceği, Rusya’nın buna izin vermeyeceği açıktı.

-Suriye ve Araplarla kardeşlik ilişkisi de özünde karşılıklı menfaat değil de İslami ideoloji taşıdığı için tepkiye dönüşmüştü. Araplara dini motifle yaklaşmanın fayda etmeyeceği tecrübelerden biliniyordu. Türkiye’nin öncülüğünü kabul etmelerinin mümkün olmadığını tarih ve devlet hayatı bilen, dünyayı tanıyanların düşünmemesi mümkün değildi. Özal ve Demirel’le bu bölgelere olan ziyaretlerde yer almıştım, iki lider de Arap dünyası ile sadece karşılıklı menfaate dayalı, ticari, siyasi ve kültürel işbirliğinin konuşulması, ideolojik  konulara asla girilmemesinin doğru olduğunu biliyorlardı.

-Nedense Türkiye’de çoğu İslami oluşum Filistin sorununa Araplardan daha fazla müdahil olmakta ısrar ederek, Türkiye’nin menfaatlerini riske sokmayı bile göze aldılar. Bu çıkışların Filistin’e faydası olmadığı gibi Türkiye’ye de çok zararı oluyordu.

-Davos’ta Erdoğan ile Peres arasındaki tartışma  (One Minute olayı) Türk-İsrail ilişkilerinde gerginlik yarattı, (4 ay sonra) Gazze’ye ön hazırlık yapılmadan gönderilen Mavi Marmara gemisine İsrail’in el koyması ve 9 kişinin ölümüne yol açması önemli bir problem yarattı. Türkiye bu olaya meydan vermemeliydi. Bu olaydan sonra ilişkiler büyük darbe aldı ve koptu.

—-İran ambargosuna ret—

Vahit Erdem, Ahmet Davutoğlu inisiyatifinde yürütülen dış politikayı eleştirirken, BM’de alınan İran’a ambargo kararına sadece Türkiye ve Brezilya’nın karşı çıktığını da hatırlatıyor:

-Türkiye bu tutumuyla dünyadan kopmanın ve yalnızlığın yolunu açmış, dış politikada önemli bir kırılmaya imza atmıştı. Avrupa Birliği ile ilişkilerde de kopmalar  yaşandı, AB’de AK Parti yönetiminin batıyı kullandığı ve aslında batıdan hoşlanmadığı kanaati vardı.

-ABD’nin terörist dediği HAMAS liderinin Ankara ziyareti, soykırımla suçlanan Sudan Lideri El Beşir’in ülkemize gelişi Türkiye’nin imajını zedeledi.

-Özetle Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren dış politikada oluşturulan uluslararası bağlar tek tek kopuyordu.

Vahit Erdem’in “Devlette 45 Yıl” kitabının dış politikayla ilgili bölümlerinin yanı sıra, Özal ve Demirel döneminde ekonomide yaşananlara yer verdiği anektodlar o kadar ilginç ki, “şu soğuk kış günlerinde sıcak çayla, sayfaları çevirirken evlerde çok keyifli günler yaşanabilir” diye düşünüyor ve sizlere de öneriyorum.(*)

Tabii, kitapta adı geçenlerin, özellikle de yukarıdaki alıntılarda dış politikada kötüye gidişin odak noktası gibi görünen Ahmet Davutoğlu’nun yanıtları da ilginç olacaktır.

(*) Hatıralarla Devlette 45 Yıl, Vahit Erdem- Boğaziçi Yayınları

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar