Bitkisel sütler, mutfakta ve günlük beslenme rutinlerinde hayvansal sütün yerini hızla almaya devam ediyor. Çorbalardan kahvelere, hamur işlerinden soslara kadar geniş bir kullanım alanına sahip olan bu alternatiflerin performansı ise ham maddelerine göre değişiklik gösteriyor. Örneğin badem gibi yemişlerden elde edilen sütler sosları daha hızlı koyulaştırırken, her markanın içeriği ve katkı maddesi oranı farklı olabiliyor. The Vegan Chef School'un kurucusu şef Day Radley, aynı temel malzemeyi kullansalan bile markalar arasında büyük kalite ve tat farkları olabileceğine dikkat çekiyor.
Etikette nelere dikkat edilmeli?
Hayvansal süt, insan vücudu için oldukça zengin bir kalsiyum ve protein kaynağıdır. Beslenme uzmanı Charlotte Radcliffe, hayvansal süt yerine bitkisel alternatiflere yönelen tüketicilerin, vücudun ihtiyaç duyduğu önemli besin maddelerini eksiksiz aldığından emin olması gerektiğini vurguluyor. Bu doğrultuda, market alışverişlerinde özellikle kalsiyum, B12 vitamini ve iyot ile zenginleştirilmiş bitki bazlı sütlerin tercih edilmesi öneriliyor. Radcliffe, inek sütüne en yakın besin değerlerini yakalamak isteyenlere ise soya ve bezelye sütlerini tavsiye ediyor.
Bitkisel sütler ultra işlenmiş gıda mı?
Bitki bazlı sütlerin üretim süreçleri de tüketiciler tarafından merak edilen konuların başında geliyor. Leeds Üniversitesi Gıda Bilimi ve Beslenme Fakültesinden Prof. Janet Cade, piyasadaki bitki bazlı sütlerin yüzde 90'ından fazlasının ultra işlenmiş gıda kategorisinde değerlendirilebileceğini belirtiyor. Ev mutfaklarında normal şartlarda kullanılmayan aroma, stabilizatör veya koruyucu maddeler içermelerine rağmen Prof. Cade, bunun beslenme açısından bir sorun teşkil etmediğini ifade ediyor. Söz konusu katkı maddeleri, ürünlerin raf ömrünü uzatırken inek sütüne benzer bir kıvam ve tat hissi sunmasına yardımcı oluyor.
Çevre ve iklim krizi açısından en doğa dostu seçenekler
York Üniversitesinden gıda ve iklim değişikliği uzmanı Sarah Bridle, iklim krizi göz önünde bulundurulduğunda, tüm bitki bazlı sütlerin inek sütünden çok daha avantajlı olduğunu ifade ediyor. Yapılan bilimsel araştırmalar, inek sütünün litre başına 3,7 kilogram sera gazı emisyonu ürettiğini gösteriyor. Buna karşılık çevreye verilen zarar soya sütünde 0,98 kilogram, badem sütünde 0,66 kilogram, yulaf sütünde ise 0,45 kilogram seviyelerine kadar düşüyor. Ancak bu çevresel fayda; tarım yöntemleri, lojistik hatları ve işleme biçimlerine göre farklılıklar gösterebiliyor.
Popüler bitki bazlı sütlerin karakteristik özellikleri
Soya Sütü: Besin değerleri açısından nötr bir tada sahip olan soya sütü, inek sütüne en güçlü alternatif olarak öne çıkıyor. Doymuş yağ oranı düşük, sağlıklı doymamış yağ oranı ise yüksek olan bu besin, yüksek protein barındırıyor. Soya üretimi Amazon'daki ormansızlaşma ile anılsa da küresel ölçekte yetiştirilen soyanın yüzde 77'sinin hayvan yemi olarak tüketildiği, doğrudan insan gıdası olan kısmın ise yalnızca yüzde 7 olduğu biliniyor.
Yulaf Sütü: Oldukça kremsi bir yapıya sahip olan yulaf sütü, özellikle kahve gibi sıcak içeceklerde mükemmel bir uyum yakalıyor. Toprak, su ve sera gazı emisyonu açısından çevreye etkisi oldukça düşüktür. Ancak protein yönünden zayıf olmasının yanı sıra, diğer alternatiflere göre daha yüksek kalori barındırıyor. Ayrıca yulafın işlenmesi sırasında açığa çıkan serbest şeker miktarının yüksek olması nedeniyle uzmanlar, tüketim miktarında kontrollü olunması gerektiğini belirtiyor.
Badem Sütü: Kendine has fındıksı bir tada sahip olan badem sütünün yoğunluğu, markaların kullandığı badem oranına göre değişiyor. Kalori, doymuş yağ ve protein açısından oldukça düşük değerlere sahip olan badem sütü, kilo kontrolü yapanlar için ideal bir seçenek. Sera gazı emisyonu düşük olsa da badem ağaçlarının yetişme sürecinde diğer bitkilere kıyasla aşırı miktarda su tüketmesi çevresel bir dezavantaj oluşturuyor.
Pirinç Sütü: Oldukça akışkan ve tatlı bir yapıya sahip olan pirinç sütü, besin değerleri açısından zayıf bir profil çiziyor. Doymuş yağ ve protein oranı düşük olan bu süt, yüksek kalori ve serbest şeker içeriyor. Şef Radley, pirincin yapısı gereği topraktaki arseniği diğer tahıllara göre daha fazla emdiğini belirterek, pirinç sütlerinin beş yaş altındaki çocuklara içirilmemesi gerektiği konusunda kritik bir uyarıda bulunuyor. Ayrıca pirinç üretimi, yüksek su tüketimi ve sera gazı emisyonu nedeniyle çevre dostu listelerinde geride kalıyor.
Bezelye Sütü: Sarı bezelyeden elde edilen proteinle üretilen bezelye sütü, kremsi ve hafif tatlı yapısıyla dikkat çekiyor. İnek sütüyle neredeyse aynı oranda protein içeren ve doymuş yağ oranı düşük olan bu alternatif, özellikle soya alerjisi olanlar için kurtarıcı bir rol üstleniyor. Minimum sera gazı emisyonu ve çok düşük su ihtiyacı sayesinde, çevreye en az zarar veren seçeneklerin başında geliyor.