Tugay Uluçevik: Hamas'ın İsrail'e başlattığı saldırı akıl tutulmasının en bariz örneklerinden biridir

  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
Tugay Uluçevik: Hamas'ın İsrail'e başlattığı saldırı akıl tutulmasının en bariz örneklerinden biridir
Abone ol
İsrail - Filistin çatışması hakkında paylaşımda bulunan emekli büyükelçi Tugay Uluçevik, "Hamas’ın 7 Ekim sabahı İsrail’e baskın şeklinde başlattığı saldırı, akıl tutulmasının en bariz örneklerinden biridir." ifadelerini kullandı.

Hamas'ın 7 Ekim sabahı İsrail’de düzenlediği saldırılar, örgütü daha önce hiç olmayan bir boyutta dünya gündemine taşıdı.

Örgütün 1987’deki kuruluşundan bu yana gerçekleştirdiği bu en kapsamlı saldırıları hem İsrail’de hem de dünyada şaşkınlık yarattı.

Hamas’ın tanımıyla Aksa Tufanı operasyonu ve ardından İsrail’in başlattığı operasyonların, İsrail-Filistin meselesinde yeni bir dönüm noktası oluşturacağı düşünülüyor.

Emekli büyükelçi Tugay Uluçevik'in X hesabından yaptığı paylaşım dikkat çekti;

Görüşüme göre, Hamas’ın 7 Ekim sabahı İsrail’e baskın şeklinde başlattığı saldırı, akıl tutulmasının en bariz örneklerinden biridir.

Bu hareketiyle Hamas, Gazze’de yaşayan Filistin halkını, İsrail’in, Filistin ve Orta Doğu sorunlularının seyri içinde korkunç örneklerini gördüğümüz, zulüm ve vahşetinin önüne atmıştır.

İsrail Devleti de karşılık olarak hem akıl hem vicdan tutulması içinde Gazze’deki masum ve korumasız Filistin halkını, kadın, erkek, yaşlı, çocuk ayırımı yapmaksızın temel ve hayatî ihtiyaç maddelerinden ve hizmetlerden mahrum bırakan yollara, tedbirlere başvurmuştur.

İsrail bununla da yetinmemiş, seferberlik ilân etmiş; havdan ve uzun menzilli silâhlarla Gazze’yi ateş altında tutmuş; bir haftalık bir hazırlıktan sonra bugün Gazze’ye zırhlı birliklerle saldırmak için saf tutmuştur.

Ajanslar İsrail’in Gazze’ye karadan saldırmak için sınıra 300 bin asker yığdığı ve saldırının başlamasının an meselesi olduğunu bildirmektedir. (Bu satırları yazarken İsrail'in kara harekâtı henüz başlamamıştı.)

BM’nin İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Martin Griffiths, Gazze'deki insani durumun "hızla devam edemez hale geldiğini" söylemiş ve "Gazze'de elektrik, su, yakıt yok ve gıda da tehlikeli bir şekilde kıtlaşıyor" demiştir.

Terör örgütleri saldırılarında hedef bakımından asker sivil ayırımı yapmaz, amacına uygun olan hedefi vurur.

Devletler ise terörizmle mücadelede sadece teröristi ve teröristlerin kullandığı malları, silâhları, yapıları kullandığı vasıtaları hedef alırlar. Devletler terörizmle mücadelede esas itibariyle Uluslararası İnsancıl Hukuka uygun hareket ederler.

İsrail ve ABD ve AB Hamas’ı terör örgütü kabul etmişlerdir. Bu durumda bir devlet olarak İsrail’in de Hamas ile mücadelesinde sırf Hamas unsurlarını hedef alması gerekirdi.

Oysa İsrail, on yıllardır yaptığı uygulamaları bir yana bıraksak da, sırf 7 Ekim sabahından bu yana Hamas’ın saldırısına gösterdiği mukabeleyi dikkate aldığımız zaman, sivil halkı da hedef almaktan kaçınmadığını görmekteyiz. İsrail BM Yasası’nın temel ilkelerini ve Uluslararası İnsancıl Hukuk pervasızca çiğnemektedir.

Bu tutumuyla İsrail bir “terör Devleti” hüviyetine bürünmektedir. İsrail Gazze’ye yönelik kara harekâtını başlattığı ve Hamas unsurlarıyla siviller arasında ayırım yapmadan hareket ettiği takdirde kendisine yöneltilen “terör devleti” ithamlarının doğru olduğu kanıtlamış olacaktır.

Uluslararası barış ve güvenliği korumakla, bozulması halinde yeniden tesis etme yollarını araştırmakla görevli BM sistemi ve özellikle BM Güvenlik Konseyi (BMGK), BMGS Guterres’in bir iki çağrısı dışında, ateşkes kararı alamamış;  Uluslararası İnsancıl Hukukun gözetilmesi çağrısında bulunamamıştır. BM Güvenlik Konseyi sınıfta kalmıştır.

Bilindiği üzere, barışa yönelik bir tehdit veya barışın ihlali gibi görünen herhangi bir durumda BMGK’nin Daimî üyeleri arasında oy birliği bulunmaması, yani veto kullanılmış olması halinde, konunun BM Genel Kurulu’nun Âcil Özel Oturumunda ele alınması BM üyesi Devletlerce talep edilebilir.

Bu mekanizma Haziran 2018’de BM Genel Kurulu’nun 10’uncı Âcil Özel Oturumu çerçevesinde Türkiye’nin de girişimiyle “Filistinli sivil halkın korunması” konusunda işletilmişti.

Bu sefer de aynı yoldan BMGK’deki tıkanıklık aşılabilir. Ancak, konu henüz BMGK’nin resmî toplantısında ele alınmış ve bir karar tasarısı üzerinde oylamada “veto” kullanılmış değildir.

Belki de Daimî üyeler, özellikle ABD, İngiltere ve Fransa, konunun BMGK’nin resmî toplantısında ele alınmasını, Âcil Özel Genel Kurul yolunu kapatmak maksadıyla engelliyor olabilirler. Bu durumda Âcil Özel Genel Kurul toplanması girişimi yapılabilir mi, emin değilim.

11 Ekim tarihli makalemde “Gazze halkının İsrail’in orantısız tepkisine terkedilmiş olduğunu” ifade etmiştim. Ne hazindir ki gelişmeler bu değerlendirmemi teyit eder mahiyette olmaya devam etmektedir.

 

 


Yorum Yazın