Basın Özgürlüğü Günü: Baskılara, davalara, cezalara, sansüre rağmen gazetecilik sürdürülüyor

  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
Basın Özgürlüğü Günü: Baskılara, davalara, cezalara, sansüre rağmen gazetecilik sürdürülüyor
Abone ol
Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü Türkiye temsilcisi Erol Önderoğlu, yargının gördüğü müdahale dikkate alındığında bazı olumlu kararlara dikkat çekiyor.

Bugün 3 Mayıs, Dünya Basın Özgürlüğü Günü. Gazetecilere hapis cezası, gözaltı, tehditler devam ederken hemen her hafta adliyelerde gazetecilerin davalarının görüldüğü de bilinen bir gerçek.

Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütü bu yıl açıkladığı Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nin başlığına “Kutuplaşmada Yeni Çağ” adını verdi. 180 ülkede yapılan ölçümlerle oluşturulan endekste, 2021 yılında 153'üncü olan Türkiye bu yıl dört sıra üste çıkarak 149'uncu sırada yer aldı. Türkiye 2010 yılında 138. sıraya, 2015'te 149. sıraya 2020'de ise 154. sıraya kadar düşmüştü.


Endekste, Türkiye ile ilgili olarak şu ifadeler yer alıyor:

“Recep Tayyip Erdoğan'ın aşırı yetkilerle donatılmış Cumhurbaşkanlığı’na ve otoriterliğine, basın özgürlüğünün hiçe sayılması ve yargı sistemine müdahaleler eşlik etti. Yargı, Erdoğan'ın talebi üzerine tutuklamalar yapsa da bazı hakimler 'aşırıya kaçan baskıya' ses çıkarmaya başladı.

Son iki yılda Türkiye'de iki gazeteci öldürüldü: Ses Kocaeli gazetesi sahibi Güngör Arslan 19 Şubat 2022'de; Bursa Rahmet FM çalışanı Hazım Özsu da Mart 2021'de uğradıkları silahlı saldırılar sonucu yaşamlarını yitirdiler. Cinayet zanlıları tutuklandılar.”

BAZI MAHKEMELER CESUR KARARLAR ALABİLİYOR
Gerçek Gündem’e konuşan, Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü (RSF) Türkiye temsilcisi Erol Önderoğlu, öncelikle 2021’de hem sivil toplumun hak arama mücadelesine karşı hem de gazetecilerin yargılandıkları bazı mahkemelerde, yargı üzerindeki baskıların çok ileri gitmesine rağmen ülkenin bilgi almada daha kör bir karanlığa gitmemesi gerektiğine dair refleksler gözlemlediklerini ifade ederek şunları söylüyor:

“Özellikle hak arama anlamında basın kartı, resmi ilan veya polis müdahalelerinin görüntülerinin engellenmesine ilişkin genelgeye karşı verilen mücadele buna bir örnek. Bunun yanı sıra Anayasa Mahkemesi’nin, çok stratejik dosyalar olmasa da gazetecilerin keyfi şekilde gözaltına alınması, internet sansürü veya hakaret iddiası ile yapılan keyfi yargılamalarla ilgili verdiği pozitif kararlar bizi ileriye dönük olarak ihtiyatlı bir iyimserliğe sevk edebilecek gelişmelerden diyebiliriz.”

Önderoğlu, bugün yargının gördüğü müdahale dikkate alındığında bazı olumlu kararlara da dikkat çekiyor:

“Bazı mahkemelerin Cumhurbaşkanına hakaret, örgüt üyeliği ya da örgüt propagandası ile ilgili yaygın keyfi prosedürlere karşı -bugünkü yargının gördüğü müdahale dikkate alındığında- cesur addedilebilecek kararlara imza attığını da görüyoruz. Van’da iki köylüye işkenceyi haberleştirmiş beş gazetecinin savcılık mütalaasıyla beraat ettirilmesi buna bir örnek. Cumhuriyet tarihinin getirdiği demokratik yapılanma içinde hak arama anlamında azımsanmayacak bir mücadele var. Sınır Tanımayan Gazeteciler’in son endeksinde Türkiye’deki bu olumlu parametreler fark yarattı.”

ÇAKIRÖZER: RTÜK, BİK, İLETİŞİM BAŞKANLIĞI HEPSİ SANSÜR KURUMU
CHP Eskişehir Milletvekili ve aynı zamanda eski gazeteci olan Utku Çakırözer, Gerçek Gündem’e yaptığı açıklamada, Türkiye’deki gazetecilerin saldırı ve tehditler altında görev yapmaya çalıştıklarını ifade ederek şunları dile getiriyor:

“Geçtiğimiz aylarda bir gazeteci öldürüldü. (Güngör Arslan) Sürekli fiziki saldırılar var. Yargılamalar, soruşturmalar sürüyor. Niçin? İnsanlar haber yaptığı için. Soruşturma ve davalarla baskı kurulmak isteniyor. Yüksek tazminat cezaları, hapis cezaları ile gazeteciler sindirilmek isteniyorlar.

Gazete ve televizyonlar üzerinde ise Basın İlan Kurumu’nun (BİK), RTÜK’ün (Radyo ve Televizyon Üst Kurulu) ağır sansür, para cezaları sürüyor. İsteniyor ki insanlar gerçekleri bilmesin…

Hukuk devleti olmayan, temel hak ve özgürlüklerin korunmadığı ülkelerde basın özgürlüğü kısıtlı olur ya da hiç olmaz. Bu bir yorum değil. Türkiye’de maalesef uluslararası sıralamalarda gerilerde ve birçok rapora yansıyor.

Sınırlı sayıda gazete, televizyon, internet sitesi sayesinde insanlar gerçeklerden haberdar oluyorlar ama çok büyük baskılara rağmen oluyorlar. Her şeye rağmen, halkın haber alma hakkı için çalışan meslektaşlarımın 3 Mayıs, Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü yürekten kutluyorum.

AKP iktidarına, onun yargıdaki uzantılarına, gazete ve televizyon aldırdığı patronlara, iktidarın sopası haline dönüşmüş düzenleyici kurumlarına rağmen büyük bir cesaretle gazetecilik sürdürülüyor. RTÜK, Basın İlan Kurumu, İletişim Başkanlığı basının özgür bir şekilde çalışmasını sağlayan kurumlar olması gerekirken hepsi bir sansür kurumuna dönüşmüş durumda.”

BARIŞ PEHLİVAN: HÜZNÜMÜZ HUZURUMUZA EVRİLECEK ELBET BİR GÜN
Türkiye’deki basın özgürlüğü mücadelesinin, bir başka boyutu da hapishaneler. Gazeteci yazarı Barış Pehlivan, mesleğini yaparken aylarca tutuklu kaldı. Pehlivan, 14 Şubat 2011'de, gözaltına alınıp Odatv davası kapsamında Silivri Cezaevi'nde 19 ay tutuklu kaldıktan sonra, 14 Eylül 2012'de görülen duruşmada tahliye edildi.

Pehlivan’ın ikinci tutukluluğu ise Mart 2020’de oldu. Yayımladıkları bir haber nedeniyle tutuklanan Pehlivan, bu sefer 6 ay tutuklu kaldıktan sonra tahliye edildi.

Hayatının iki yılını demir kapılar ardında geçiren Pehlivan, Gerçek Gündem’e verdiği mesajda, ödenen bedellere rağmen gazetecilik yapmakta inat edilmesi gerektiğini vurguladı:

“Bu topraklarda gazetecilik, Abdi İpekçi’nin kalbinin üstündeyken kurşunla parçalanan kalemini, Uğur Mumcu’nun şarapnelle kırılan gözlüğünü, Hrant Dink’in yerde yatan yırtık ayakkabısını taşımaktır hep yanında.

Bize düşen tüm bu ağır hafızamıza rağmen inatla yazmak, okura düşense bu bedelleri göğüsleyenlerin elini bırakmamak. Hüznümüz huzurumuza evrilecek elbet bir gün…”

TERKOĞLU: BİR GÜN ÖZGÜR OLACAĞIZ VE O ÖZGÜRLÜK TARLADAKİ KÖYLÜNÜN ÖZGÜRLÜĞÜNDEN BAŞKA BİR ŞEY OLMAYACAK
Barış Terkoğlu da Barış Pehlivan’la aynı kaderi paylaşan bir gazeteci. Odatv davası kapsamında 19 ay tutuklu kaldı. Mart 2020’de Pehlivan’la birlikte tutuklandı ancak 3. ayın sonunda tahliye edildi.

Gerçek Gündem’e konuşan Terkoğlu, basın özgürlüğünün toplumun özgürlüğünün yansıması olduğunu savundu:

“Basın özgürlüğü, milletin özgürlüğünün aynasıdır. Zira örgütlenme özgürlüğünün, protesto özgürlüğünün, hesap sorma özgürlüğünün, soru sorma özgürlüğünün olmadığı yerde basın özgürlüğü de yoktur. Bir suçlunun tanıkları ortadan kaldırma arzusu gibi...

Yozlaşmış iktidarlar, suça bulaşmış çeteler, yolsuzluk düzenleri; gazetecilerin kalemini elinden almaya çalışır. Toplumu da yoksulluğuyla, hukuksuzluğa baş başa bırakır.

Bir gün özgür olacağız. Ve o özgürlük; tarladaki köylünün, fabrikadaki işçinin, yüksek binalarda emek verenin özgürlüğünden başka bir şey olmayacak.”


Yorum Yazın