İstanbul
Hafif yağmur
11°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
44,4750 %0.11
51,0573 %-0.33
6.503,66 % 1,33
67.733,61 %1.591
Muhalif. GÜNDEM The Years Of Self-Deception - Kendi Kendimizi Aldatma Yılları

The Years Of Self-Deception - Kendi Kendimizi Aldatma Yılları

Okunma Süresi: 2 dk

İngilizcede bazı deyimler vardır ki, onları Türkçeye çevirdiğiniz zaman tam anlamları ile ifade edilmesi, İngilizcedeki gücünü koruması zorlaşır. Bunlardan birisi de “Self-Deception-Kendi Kendini aldatma” deyimidir. Türkçede kendi kendini aldatma deyimi bazen iyi ve olumlu anlama da gelebilir. Yani “şakacıktan aldatma, şaka yapma” türünden. Ama İngilizcesi kesinlikle bir olumsuzluk ifade eder. Yani kafayı kuma gömmek, olmamış şeyleri olmuş gibi kabul etmek, bir anlamda olumsuzlukları göre göre olumlu imiş gibi davranmak gibi sözlerle anlatılabilir. Bu deyimin kökeninde bir anlamda kişilerdeki veya toplumdaki algılama hatası da belirlenmiş olur.

40 yılık yurt dışı yaşamımda yaklaşık her yaz(son 8 yıl hariç), üniversite tatil iken Türkiye’ye geldim. Eski dostlarımı gördüm, özlediğim Türk yemeklerini yedim. Doktorların yasakladığı “işkembe çorbası, ayak paça, kokoreç” türü yiyeceklerden tattım. Yaz meyvelerini yedim. Ülkede oluşan siyasi gelişmeleri izledim. Bazen tatilde iken bile gazetecilik yaptığım oldu.

İnanır mısınız en kötü mali yıllarda, anayasa kitabı fırlatılan tarihlerde, bunalımlı siyaset günlerinde ülkemizde idim. Ama bu ülke giderek batağa saplanan yeteneksizliğin tarafgirliğin tavan yaptığı haksızlığın helal olduğu bir ülke oldu.   Ülkede iktidara sahip olanların katı, tarafgir ve kavgacı tavrı, halkı kamplara bölen yandaş basın, beni karamsarlığa itti. Hele üstüne üstlük ülkede aydınlara yönelik olduğu izlenimi veren telefon dinlemeleri, gizli olması gereken özel yaşamları yandaş basına çarşaf çarşaf tefrika ettiren uygulamalar, yıllardır savunduğum demokrasi ideallerinin Türkiye’de yaşayıp yaşamayacağını sorgulamama bile neden oldu. Dine dayalı siyasi oluşumların, yani özelikle siyasi İslamcılığın demokrasi ve insanlık idealleri ile bağdaşıp bağdaşmayacağı konusunu yeniden aklıma getirdi.

Filistin de Hamas ile El Fetih arasındaki laik-islamcı kavgası, Lübnan’da aşırı dincilerle katı Hristiyanlar arasındaki çekişmeler, İran rejiminin muhaliflerine reva gördüğü uygulamalar beni ister istemez "din-siyaset-ekonomik çıkar-tarikat" dörtleminde gerçek demokrasinin yaşatılıp yaşatılamayacağı sorgusunu her defasında sormama neden oldu...

Köşe yazısının tamamını aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız