İstanbul
Hafif yağmur
8°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
44,4712 %0.11
51,1589 %-0.13
6.487,13 % 1,07
67.639,85 %1.426
Muhalif. GÜNDEM Parça parça Sadun Aksüt

Parça parça Sadun Aksüt

Okunma Süresi: 2 dk

İsmini ilk nerede duyduğumu, daha doğrusu okuduğumu bile hafızama nakşettiğim biriydi Sadun Aksüt… Yaş altı… Okuma yazmayı yeni yeni öğreniyordum.. Evimiz ansiklopedi doluydu. Gelişim Hachette, Göksel Ansiklopedisi, Yeni Resimli Bilgi Ansiklopedisi vesaire… Aralarından en fazla ilgimi çekense nedense daima Büyük Larousse olmuştu. Harfleri tanımanın verdiği şevkle vitrine yaklaşıp, orada Büyük Larousse’un bulunduğu raftan yirmi dört cildin ilkini çekivermiş ve incelemeye başlamıştım… “A” harfiyle başlayan kelimeler, şehirler, ülkeler, ünlüler… Ve “Aksüt” soyadıyla Sadun Aksüt! Doğum tarihi ve yeri hâlâ ezberimde: 1932-Merzifon… Sayfanın kenarında da renkli, yalnız epey solgunca, tambur çalarkenki bir resmi mevcuttu… Gözlüklü, şık ve vakur bir duruşu olduğunu hatırlıyorum…

Sonra seneler geçti… Okumayı değil yazmayı da sökmüştüm. Yazarlığı meslek olarak ele almış; hayat beni hayranlıkla takip ettiğim Safa Önal’la tanıştırmıştı. Piyes ve espri yazarlığından sonra senaryo yazarlığını da öğreniyordum.

Etiler’de bir İngilizce kursuna gidiyordum. O sıralar Mecidiyeköy’de oturuyordum. Sabahları çok erken kalktığımdan Şişli’den Etiler’e yürüyerek gitmeyi, bir nevi spor da yapmış olduğumu düşündüğümden, tercih ediyordum. Sabahları yürüyüp önünden geçerken, sekiz-dokuz civarı, Levent otobüs durağında, hep o gözüme aşina gelen beyefendiyi siyah pardösüsüyle ve elinde baston-şemsiyesiyle otobüs beklerken görüyordum. “Hep” diyerek yanlış söylemeyeyim çünkü bazen O’nu otobüs beklerken değil, otobüse binerken görüyordum. Konuşmak istiyordum ama hangi vesileyle, bilemiyordum…

O göz aşinalığı zamanla birbirimize kafa selamı vermeye doğru ilerledi. Artık sanki tanışıktık. Sabah, günaydın mahiyetinde, birbirimizi, başlarımızı hafifçe öne eğmek suretiyle selamlıyorduk. Derken nasıl oldu bilmem bir muhabbet açıldı ve Sadun Bey, beni, o zamanlar ders verdiği Haliç Üniversitesi konservatuarına çağırdı. Meğer hemen her sabah erkenden yola düşmesinin sebebi Şişhane’deki okula ders vermeye gidebilmekmiş…

Köşe yazısının tamamını aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız