İstanbul
Parçalı bulutlu
10°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
44,4854 %0.06
51,0975 %0.17
6.514,81 % 1,03
67.688,41 %0.731
Muhalif. GÜNDEM Hatay’ı deprem değil siyasiler yıktı

Hatay’ı deprem değil siyasiler yıktı

Okunma Süresi: 2 dk

Doğduğum yer değil Antakya ama “Doyduğum” yer. 2004 yılının Mart ayında yerleştim eş sebebi ile. Yani bir Antakya geliniyim.  18 yıldır yaşadığım yorgun şehir Antakya. Antakya’yı hep zarif, görgülü, zamanında çok varlıklıyken paşa babasının varlığını kaybetmesiyle, eskimiş ama kaliteli giysileri olan bir hanımefendiye benzetirim. Ağır ağır içer Antakya kahvesini. İşte o hanımefendi artık öldü.

Bu köşe bana iklim krizi üzerine yazılar yazmam için ayrıldı MUHALİF ailem tarafından. Ama bu hafta yastayım sevgili dostlar. Onlardan da izin istedim, içimi dökmek için. Çok büyük laflar etmişim “en büyük kriz, iklim krizi”, “hiçbir gündem onun önüne geçemez”, “iklim krizi çözülmez ise ne çözülürse çözülsün bir anlamı yok” falan filan…. Öyle değilmiş dostlar. Elbette tüm söylediklerim doğru insan varlığı açısından ama en doğrusu, insan olarak değer görmekmiş onu anladım ben.

Bu pazar, geçen hafta kızımın yelken başarısını paylaşmak için güle oynaya gittiğim Brezilya’dan dönerken uçak saatleri denk gelmeyince; 2 gün Frankfurt’ta yeğenim Gizem’in yanında kalıp öyle döneyim dedim Antakya’ya. Yeğenim evlilik hazırlığında ona da yardım ederim diye düşünmüştüm. Pazartesi günü sabaha doğru odamın kapısından “teyze” diyen endişeli sesi ile uyandım. “Antakya’da deprem olmuş”

Gizem’in annesi kardeşim Selma, eşim Levent ve annem. Önce onlar geldi aklıma. Hemen Levent’i aradım ve anında ulaştım erken saatler olduğu için. Sonraları çok kolay olmadı. Kendisinin, annem ve kardeşim ile eşinin de iyi olduğunu öğrendikten sonra, merak ettim depremin şiddetini ve süresini. 1999, 17 Ağustos depremini yaşayan biri olarak daha kötüsü olamazdı hep aklımdaki. Şiddetini henüz bilmiyordu Levent ama “şu anda  Arsuz Oteli’nin (aile oteli) enkazının yanındayım. Yengem, yardımcısı ve Ali Kılıç enkaz altında” deyince kavradım ne olabileceğini.

Ardından kardeşimi aradığımda evin duvarlarının yıkıldığını, giriş katta oturdukları için balkondan atlayarak kurtulduklarını, evi kardeşime çok yakın olan anneme ulaştıklarında ise annemin çoktan dışarıya çıkmak üzerine hazır olduğunu söyledi. Tecrübe işte, annem de benim gibi 1999 daki büyük depremi yaşamıştı.  Sevinç, üzüntü birçok duygu içinde olmak bu işte. Ve kedim evde bıraktığım kedim acaba ne oldu? Bizim ev kim bilir ne halde? sonraki sorular…

Köşe yazısının tamamını aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız