İstanbul
Kapalı
10°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
44,4709 %0.1
51,0268 %-0.44
6.438,52 % 0,32
66.653,19 %0.005
Muhalif. GÜNDEM Bakkal amca

Bakkal amca

Okunma Süresi: 2 dk

Bakkal Amca

Unun var , şekerin var mı?

Ne duruyorsun? Helva yapsana!”

Diye, bir şarkı modaydı bir zamanlar da; işte o bir zamanlar, mahalle, denilen kavramlarında içinin henüz boşaltılmadığı zamanlara denk geliyor. Hatırlayan var mı?

Hani çocukluğumuzda, eskiler ne kadar anımsar ya da ne kadar, eskidirler? Eski denileni, eskimesin diye pamuklara sarıp, saklamışlardır? Yenileyen, durmadan yenilendiğini haykıran ama esas değerler sisteminden yoksun. Üstüne üstlük, bizim toplumun öğelerinden uzaklaşmış, modernleşmenin yenileri, öncüleri, sözcüleri elbette böyle söylemiyor. Onlar çağ atladı. O güzelim gökkuşağının üzerinden, basa basa hem de.

Eskinin ip atlamasına, ya da lastik oyununa da pek benzemiyor, bu arsızca atlayışlar.

Teneke kutular içinden alınan, bisküvi çeşitlerinden, kaybolup giden mahallerimiz ve içindeki bakkal amcalarımız. Annelerimiz, komşuyu bulamazsa bizi emanet ettiği, bakkal amcalar.

Bakkal amcalar, seksen darbesinden sonra sözde, “yenilenme” çığırtkanlıkları arasında üstelikte küçümsenerek, küçümsetilerek, kaybolup gitti hayatlarımızdan.

Çocukluğumdan beri benim mahallemde; beş mahalle bakkalı var. İçlerinden sadece biri en dirayetli olanı çıktı. Benim kuşağın çocuklarının; bazıları da şanslı kesim olarak tanıyıverdi, bu iyimser, yardımsever, bizim insanlarımızı.

Nerelidir, kimdir, kimin nesidir, diye sorup sorgulamadan. Çünkü biz çocukken; insanların nereli olduğunu hiç sormazdık. Öyle terbiye görmüştük ayrı ama aklımıza gelmezdi, çünkü “İnsanların nereli olduğu, ne kadar para kazandığı,…” gibi gibi ayıp denilen gayet insani ve medeni kurallarımız vardı. Biraz da doğal refleks olarak gelişmişti...

Köşe yazısının tamamını aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız