ABD Ulusal İstihbarat Direktörlüğü koltuğunu bırakmaya hazırlanan Tulsi Gabbard’ın kamuoyuna sunduğu raporlar, uluslararası güvenlik ve tıp çevrelerinde hararetli bir tartışmanın fitilini ateşledi. Bazı kısımları sansürlenerek yayımlanan belgelere göre, ABD hükümetinin küresel ölçekte finanse ettiği ya da operasyonel süreçlerini desteklediği 120'den fazla gizli biyolojik laboratuvar bulunuyor. Söz konusu tesislerin varlığı, biyolojik güvenlik ve devletler arası şeffaflık konularını yeniden gündeme taşıdı.
Yüksek riskli patojenler ve "işlev kazandırma" araştırmaları
Gabbard tarafından paylaşılan belgelerde, bu gizli tesislerin birçoğunda bulaşıcılık oranı son derece yüksek olan ve küresel sağlık güvenliğini tehdit edebilecek nitelikteki ölümcül patojenler üzerinde araştırmalar yapıldığı savunuldu. Rapordaki en çarpıcı iddialardan biri de bilim dünyasında uzun süredir etik ve güvenlik açılarından tartışma konusu olan “işlev kazandırma” (gain-of-function) çalışmalarına yönelik oldu. Tesislerde, mikroorganizmaların belirli biyolojik özelliklerinin yapay müdahalelerle güçlendirilmesini amaçlayan projelerin yürütüldüğü ileri sürüldü.
Listede Ukrayna başı çekiyor: 40'tan fazla tesis iddiası
Yayımlanan belgelerde faaliyet yoğunluğu açısından en çok dikkat çekilen ülke Ukrayna oldu. İddialara göre, ABD finansmanı ve koruması altında kurulan ya da işlerliği sağlanan 40’tan fazla biyolojik laboratuvar Ukrayna topraklarında konuşlandırılmış durumda. Bu tesislerde şarbon, Ebola, SARS, MERS ve veba gibi kitlesel ölümlere yol açabilecek tehlikeli hastalık etkenleri üzerinde çalışıldığı iddia edildi.
Raporda, Ukrayna’nın Harkiv kentinde yer alan Deneysel ve Klinik Veterinerlik Enstitüsü’ne de özel bir parantez açıldı. Enstitüde Sovyetler Birliği döneminden kalan eski araştırma programlarıyla bağlantılı bazı riskli biyolojik etkenlerin muhafaza edildiği ve tesiste biyogüvenlik standartları açısından ciddi eksiklikler tespit edildiği öne sürüldü. Belgeler, ABD'nin bu laboratuvarlara sadece bütçe ayırmakla kalmadığını; Ukraynalı uzmanlara ileri düzey biyogüvenlik eğitimleri verdiğini ve kuş gribi gibi yüksek riskli salgın hastalık projelerini de fonladığını gösteriyor.
Geçmiş yönetimlere ve sağlık otoritelerine suçlama
Gabbard, belgeleri ifşa ederken geçmiş ABD yönetimlerini ve federal sağlık yetkililerini de sert sözlerle hedef aldı. Amerikan kamuoyunun bu laboratuvarların kapsamı, bütçesi ve faaliyet alanları hakkında on yıllardır kasıtlı olarak dezenformasyona maruz bırakıldığını ve yeterince bilgilendirilmediğini savunan Gabbard, özellikle Covid-19 salgını döneminde bu tür biyolojik çalışmaları ve laboratuvar sızıntısı ihtimallerini gündeme getiren bilim insanları ile araştırmacıların sistemli bir şekilde susturulmaya çalışıldığını iddia etti.
İstifanın perde arkasındaki Washington iddiaları
Bu kritik belgelerin sızdırılması, Gabbard'ın istifa kararı alarak görevini devretmeye hazırlandığı döneme denk gelmesi açısından manidar bulundu. Mayıs ayında resmi istifasını sunan Tulsi Gabbard, bu radikal kararına gerekçe olarak eşinin yaşadığı ciddi ve ani sağlık sorunlarını göstermişti.
Buna karşın, ABD medyasında yer alan bazı analizlerde, Gabbard’ın özellikle dış politika stratejileri, sınır ötesi operasyonlar ve askeri harcamalar konusunda Beyaz Saray yönetimiyle derin fikir ayrılıkları yaşadığı ve bu durumun yönetim kademesinde uzun süredir büyük bir huzursuzluk yarattığı ileri sürüldü. Bahsi geçen siyasi uyuşmazlık iddiaları ise Washington'daki resmi yetkililer tarafından doğrulanmadı.