İstanbul
Açık
14°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
49,5586 %0.06
55,6733 %-0.09
6.666,80 %0.51
82.805,33 %1.27

Kalkışma

YAYINLAMA:
Kalkışma

Yaklaşık üç hafta önce bir liseli hareketi olarak başlayan ama giderek toplumun diğer katmanlarına da yayılan ve bir çatışma haline dönüşen isyanı Fransa da, başkent Paris başta olmak üzere çok sayıda şehirde hayretle izlemekteyiz. Aslında hayret mi ibret mi sorusunu da sormadan edemiyoruz.

Malum Fransızlar protest bir halk, işler yoluna gitmeyince olayları bir kalkışma moduna çevirmekte üstlerine yok. İlk görüntüler akmaya başladığında ister istemez Kızıl Danny aklımıza geldi. 5 Mayıs 1968’de de Gaulle rejimine karşı başlayan olaylar, yanlış hatırlamıyorsak 20 gün içinde Devlet Başkanının makamını terk etmesine yol açmış, görev Pompidou tarafından devralınmıştı. Peki alevi yakmak görevi üniversitelilerden liselilere geçen bu kalkışma aynı sonucu doğurur mu, diğer ifadesi ile alınacak bir erken seçim kararı ile mevcut Devlet Başkanı Macron koltuğunu terk etmek zorunda kalır mı? Şu aşamada başkanlık seçimlerine yaklaşık altı ay kaldığından ötürü (Nisan 2027) pek ihtimal verilmiyor. Peki altı ay bu kaotik durumun önüne geçmek için çok uzun değil mi? Bilemiyoruz.

Öncelikle gelelim liselilerin ne istediğine. Özellikle alt kesimlerin yaşadığı banliyölerdeki yıkık dökük okul binaları, iyi eğitime cevaz vermeyen kalabalık sınıflar, öğretmen yetersizlikleri. Şu anda hükümetin en önemli şansı okulların tatil ara dönemine girmesi gibi gözükse ve eğitim bakanı 3 bin yeni öğretmenin işe alınacağının müjdesini verse de olaylar pek durulacak gibi gözükmüyor. Daha önce de belirtildiği gibi olaylar artık sadece liselilere ait olmaktan çoktan çıktı. Özellikle “sarı yelekliler” olarak tanıdığımız protestocuların da katılımıyla artık farklı bir vandalizm düzeyine varmış gözüküyor.

Peki olup bitenin ardındaki esas neden ne? Hiç kuşkusuz Fransız ekonomisinin performansının baş aşağı gitmesini bir numaraya yazmak gerekiyor. Kamu borçlarının katlanılamaz boyutlara ulaşması, kemer sıkma zorunluluğu Fransa’nın bir sosyal refah devleti olmaktan giderek uzaklaşmasına neden oluyor. Yüksek refah seviyesine alışmış olan yığınlar ekonomik güçlüklerle karşılaştıkları oranda kendilerini farklı isyan noktalarında ifade etmeyi seçiyorlar. Özellikle giderek artan gelir seviyeleri özellikle düşük gelir gruplarında Fransa’nın simgesi olan “özgürlük, eşitlik, kardeşlik” mottosunun sorgulanmasına daha fazla yol açıyor. Adeta “hangi eşitlik?” “hangi kardeşlik?” soruları gösteri özgürlüğünün abartılmış halini beraberinde getiriyor. Özellikle daha önce Fransız vatandaşlığını kazanmış eski göçmenlerin yeni göçmenlere karşı duydukları nefrete varan yaklaşımları, yeniler geldi biz işsiz kaldık yada kalacağız duygusunun yerleşmesine de neden oluyor.

Peki bu durumdan çıkmanın yolu var mı? Fransız ekonomistlere göre vergilerde yüzde dört mertebesinde bir artış ekonominin düzelmesi için yeterli olabilir. İyi de yaşam koşullarını daha da kötü hale getirecek böyle bir hamle siyasetin göze alabileceği türden olabilir mi?

Hani çok değil üç yıl önce benzeri ekonomik güçlüklerle karşı karşıya gelen İngiltere bir model olarak düşünülebilir mi? Bu sorunun yanıtı da olumsuz. Euro alanına hiç girmeyen ve Brexit yolu ile AB’den ayrılan İngiltere çözümü parasını devalüe etmek yolu ile bulmuştu. Euro alanı içinde yer alan Fransa’nın bu yola başvurması şu an için imkansız. Hani aşırı sağ iktidarı ele geçirir ve AB’den olmasa bile Euro alanından ayrılırsa ihtimali ister istemez akla geliyor. Bu durum AB’nin sonunu mu getirir endişesi Brüksel koridorlarında hakim. Peki Fransa başta olmak üzere benzeri sorunlarla karşı karşıya gelen AB ülkelerini rahatlatmak için Avrupa Merkez Bankası göze alacağı enflasyonist tırmanma tehlikesine karşı Euro’da bir devalüasyona gider mi? Çok zor.

Mevcut durumun suçunu 5inci Cumhuriyetin eksik başkanlık rejiminde arayanlar da yok değil. Özellikle Fransız Parlamentosu’nun üç ana farklı siyasi görüşe bölünmüş olmasından ötürü radikal adımları atmakta zorlanan devlet başkanının yetkilerinin gerektiğinde Parlamentoyu dinlemeyecek hale getirmesini öngören 6ncı Cumhuriyet önerileri de gündeme taşınıyor. Bu durumu bir daha düşünmeleri için ülkemiz örneği oldukça yol gösterici olabilir!..

İlk seçimlerde kim Fransa devlet başkanı olabilir sorusu iki farklı kutup adayını öne çıkarıyor. İki turlu yapılacak seçimin ardından ikinci tura kalacak adaylar ya aşırı sağın adayı Marine le Pen ya da sosyalist aday Jean Luc Melenchon. Le Pen’e daha fazla şans verenler şimdilik ağırlıkta. Mevcut olayları kışkırtma suçlamasıyla karşı karşıya olan Melenchon seçmen yaşını 16’ya düşürmek vaadi ve liseli gençlerin yanında yer almasından ötürü gençlerin gözdesi ama önümüzdeki seçimlerde gençlerden ziyade giderek yaşlanan Fransa’nın yaşlıları esas kararı verecek kitle olacak. Hoş Fransızların genel eğilimi bugüne kadar aşırı sağa geçit vermemek oldu. Bundan sonra aynı eğilim sürer mi? Hep beraber göreceğiz.

Bugüne kadar enseyi hep Türkiye için kararttık. Şimdi de Fransa ve diğer AB ülkeleri için karartma zamanı geldi gibi duruyor. Artan enerji maliyetlerinin, artan savunma giderlerinin önüne geçmeden refah dolu günlerin sonuna geldiği anlaşılıyor.

Neyse, biz kendi işimize bakmaya devam edelim. “El alemin kalkışmasından bize ne?” diyeceğim de,iç içe geçmiş dünya ve Türkiye-AB ilişkileri bağlamında maalesef dilim varmıyor.

Kalın sağlıcakla…  

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız