Sosyal medyada yükselen yeni trend, gençleri telefonlardan ve sürekli bildirimlerden uzaklaşıp bilinçli biçimde “hiçbir şey yapmamaya” davet ediyor. Akım kapsamında paylaşılan videolarda bazı kullanıcılar 15 dakika boyunca hareketsiz kalırken, bazıları saatlerce sessizce oturdukları anları kayıt altına alıyor.
Bu paylaşımların temel hedefi, dijital uyaranlar nedeniyle parçalandığı düşünülen dikkat süresini yeniden kazanmak. Akımı savunanlara göre, zihnin hiçbir uyarana maruz kalmadan durması bir tür zihinsel yenilenme sağlıyor.
“Zihinsel reset” etkisi yarattığı savunuluyor
ABD merkezli The New York Times’a konuşan içerik üreticileri ve yaşam tarzı yazarları, hiçbir şey yapmamanın zihinde bir “reset” etkisi yarattığını öne sürüyor. Sürekli tüketilen içeriklerin aksine, bu duraksamanın farkındalığı artırdığı ifade ediliyor.
Virginia Commonwealth Üniversitesi öğrencisi 20 yaşındaki Sean Panjsheeri de akıma katılan isimlerden biri. Hiçbir şey yapmadan geçirdiği anları paylaştığı videoların ardından kendini daha enerjik hissettiğini belirten Panjsheeri, “Eğer harekete geçmezsek, telefonlar bizi tamamen ele geçirecek” diyor.
Can sıkıntısı yeniden değer kazanıyor
Akım yalnızca TikTok’la sınırlı değil. Yaşam tarzı yazarları ve düşünürler de can sıkıntısının faydalarına dikkat çekiyor. Yazar Helen Russell, Substack’te yayımladığı “Hiçbir Şey Yapmamanın Sessiz İsyanı” başlıklı yazısında can sıkıntısını “kaybolmuş bir sanat” olarak tanımlıyor.
Arthur C. Brooks ve Robert Greene gibi isimler de sosyal medyada benzer paylaşımlarla, can sıkıntısının yaratıcılığı ve içgörüyü beslediğini savunuyor.
Uzmanlara göre beyin farklı bir moda geçiyor
Uzmanlara göre uyarıcıların kapatılması, beynin “varsayılan mod ağı”nı devreye sokuyor. Sinirbilim altyapısına sahip terapist Morgan Starr-Riestis, bu durumun yaratıcılığı, iç gözlemi ve problem çözme becerilerini desteklediğini belirtiyor.
Starr-Riestis’e göre özellikle akıllı telefonlarla büyüyen kuşaklar, neredeyse hiç gerçek anlamda “sıkılma” deneyimi yaşamadı.
Herkes aynı fikirde değil
Öte yandan bu trende temkinli yaklaşan uzmanlar da bulunuyor. Kanada’daki Waterloo Üniversitesi’nde “can sıkıntısı laboratuvarı”nı yöneten James Danckert, can sıkıntısının tek başına olumlu bir durum olarak sunulmasını eleştiriyor.
Danckert’e göre can sıkıntısı, hayatta anlam ve amaç eksikliğine işaret eden bir sinyal. “Amaç bu duygunun içinde oyalanmak değil, onu giderecek yollar bulmak” diyen Danckert, dışarı çıkmak, yeni bir hobi edinmek ya da kitap okumanın da etkili yöntemler olduğunu vurguluyor.