Kalp sağlığını doğrudan etkileyen ve toplumda yaygın olarak görülen atriyal fibrilasyon, basit bir çarpıntıdan çok daha karmaşık ve tehlikeli bir tabloya dönüşebiliyor. Kalbin düzensiz ve hızlı atmasıyla karakterize olan bu durum, özellikle ileri yaş gruplarında ciddi bir inme riski oluşturuyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Dursun Aras, dünyadaki tüm inmelerin yaklaşık yüzde 20'sinin bu ritim bozukluğundan kaynaklandığını belirterek, hastalığın sessiz ilerleyebilme özelliğine dikkat çekiyor.
Belirti vermeyen ritim bozukluğu tehlikesi
Atriyal fibrilasyonun her zaman çarpıntı veya nefes darlığı gibi belirgin şikayetlerle ortaya çıkmadığını ifade eden Prof. Dr.
Aras, bazı hastaların hiçbir semptom hissetmeden bu süreci yaşadığını vurguluyor. Ritim bozukluğunun hissedilmemesi, vücuttaki inme riskinin ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.
İstatistiklere göre 65 yaşından sonra görülme sıklığı yüzde 5 ile 10 arasında değişen bu rahatsızlık, 80'li yaşlarda yüzde 20'lere kadar çıkabiliyor. Bu nedenle, hastaların ritim bozukluğunu fark etmemesi, olası bir pıhtı oluşumu ve beyne sıçrama riskini azaltmıyor.
Erken teşhis için 65 yaş üstüne tarama çağrısı
Tanı sürecinde EKG'nin temel bir yöntem olduğunu belirten uzmanlar, aralıklı gelişen ritim bozuklukları için Holter cihazları veya modern akıllı saat teknolojilerinden faydalanılabileceğini belirtiyor. Prof. Dr. Aras, 65 yaş üzerindeki tüm bireylerin en az bir kez kardiyolojik muayeneden geçmesi ve nabız düzenlerinin kontrol edilmesi gerektiğini savunuyor. Erken teşhis, hastalığın yönetilmesinde ve inme gibi kalıcı hasarların önlenmesinde en büyük koz olarak görülüyor.
Tedavide doğru ilaç kullanımı kritik
Tedavi stratejilerinde en önemli hedefin inmeyi engellemek olduğunu belirten Prof. Dr.
Aras, aspirin kullanımının bu tür ritim bozukluklarında etkisiz olduğuna dikkat çekiyor. İnme riskini azaltmak için kullanılan kan sulandırıcıların, hastanın bireysel risk faktörlerine göre özel olarak belirlenmesi gerektiğini ifade ediyor.
Ayrıca, kateter ablasyon gibi yöntemlerin yanı sıra; kilo kontrolü, diyabet yönetimi, sigara ve alkolün bırakılması gibi yaşam tarzı değişiklikleri, tedavinin başarısını artıran temel unsurlar arasında yer alıyor.