Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Meclis grup toplantısında gündeme dair sarsıcı açıklamalarda bulundu. İstanbul’daki demokrasi nöbetlerinden vergi sistemindeki adaletsizliğe, köprülerin özelleştirilmesinden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın diploma davasına kadar birçok kritik başlık Özel’in gündemindeydi.
"Vergi adaleti değil, utanç tablosu"
Vergi Haftası dolayısıyla Türkiye'deki mevcut sistemi eleştiren Özel, dolaylı vergilerin halkın sırtındaki en büyük yük olduğunu vurguladı. Türkiye’deki vergi toplama modelini şu verilerle paylaştı:
- Dolaylı Vergiler (%62.4): İşçiden emekliye, herkesin tükettiği elektrik, doğalgaz ve temel ihtiyaçlardan alınan dünyanın en adaletsiz vergisi.
- Gelir Vergisi (%25.5): Maaşlı çalışanların cebine girmeden kesilen stopaj ve gelir vergileri.
- Kurumlar Vergisi (%11): Esas parayı kazanan zengin kesimden alınan en düşük oranlı vergi.
Özel, "Lüks vergisi diye getirilen ÖTV; tırnak makasında, mutfak tüpünde var ama pırlantada, elmasta yok" diyerek vergi sistemindeki eşitsizliğe dikkat çekti.
"Milletin köprüsü millete bedava olacak"
Boğaz köprüleri ve otoyolların özelleştirilme hazırlıklarına sert tepki gösteren Özel, iktidarın "giderayak" 25 yıllık geliri peşin paraya satmaya çalıştığını savundu. 59 lira olan mevcut geçiş ücretlerinin özelleştirme sonrası 350-400 lira bandına çıkacağını iddia eden Özel şu tarihi sözü verdi:
"Gün gelecek CHP'de bir balyoz operasyonu olacak. Elimize alacağız balyozu tüm gişeleri kıracağız. Milletin köprüsü millete bedava olacak!"
Diploma davasında "Reddi Hakim" hamlesi
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın diploması üzerine süren davada yeni bir gelişmeyi kamuoyuyla paylaşan Özgür Özel, mahkeme hakiminin diplomanın dosyaya sunulmasını istemesi üzerine Erdoğan’ın avukatlarının "reddi hakim" talebinde bulunduğunu açıkladı. Özel, "Hakim diplomanın dosyaya sunulmasına karar verdi, avukatlar 'hakim tarafsız değil' diyerek reddi hakim istedi. Milletin merak ettiği diplomayı mahkemeye sunmak bu kadar mı zor?" dedi.
Gazze ve Filistin: "Aynı masaya nasıl oturdunuz?"
Trump tarafından kurulan ve Filistinlilerin yer almadığı "Barış Kurulu" toplantısına değinen Özel, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın, İsrailli mevkidaşı Gideon Sa'ar ile aynı karede yer almasını eleştirdi. Gazze’nin işgal planlarının konuşulduğu iddia edilen masada Türkiye’nin temsil edilmesini "vicdanlara şikayet ettiğini" belirtti.
Türkiye'de Teknoloji ve Vergi Tablosu (Örnek: Akıllı Telefon)
| Kalem | Tutar / Oran |
| Telefonun Çıplak Fiyatı | 53.040 TL |
| Toplam Vergi (ÖTV, KDV, TRT, Kültür Fonu) | 54.959 TL |
| Toplam Satış Fiyatı | 107.999 TL |
Özel, bir gencin bu telefona sahip olması için babasının 4 ay çalışması gerektiğini, Avrupa'da ise bu sürenin sadece 19 gün olduğunu vurguladı.
Özgür Özel'in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:
"Hep beraber yoğun bir haftayı geride bıraktık. İstanbul'da 39 ilçemiz var. 19 Mart'tan sonra 26 Mart Çarşamba akşamı Saraçhane'deki son mitingimizi yaptığımızda bir karar ilan etmiştik. Demiştik ki, "Burayı Ekrem Başkan'ı tutukladılar ama bir seçilmişe, belediye meclisi içinden seçilen bir Cumhuriyet Halk Partiliye emanet ediyoruz. Buradaki 7 günlük zorunlu ikametimiz ve hep birlikte demokrasi nöbetimiz Saraçhane'de bitti.
Ama Cumartesi günü Maltepe'ye, yani Anadolu'ya ayak basıp bundan sonra her Cumartesi Türkiye'de bir şehirde ve her Çarşamba akşamı İstanbul'da bir ilçede olacağız. O gün buna başladığımızda birkaç hafta sonra, "Ya yaz gelince ne olacak? O sıcakta üniversiteler boşalınca, İstanbul boşalınca nasıl olacak? Sonbahara gelince, kış geliyor nasıl olacak? Yağmuru, dolusu, fırtınası, karı nasıl olacak?" dendi. Biz dedik ki, "Gerçekten dediğiniz şartlarda miting olmaz. Miting dediğin hava şartlarını gözetir. Miting dediğin katılımın en yüksek olacağı yeri, coğrafyayı, siyasi atmosferi gözetir. Ama biz İstanbul'da her akşam bir ilçede miting yapmayacağız. Biz İstanbullu seçtiğine ve seçme iradesine, yani Cumhuriyetin en önemli kazanımı sandığa sahip çıkacak, seçtiğine sahip çıkacak." Biz orada miting değil eylem yapacağız dedik. 46 derecede yaptık, -4 derecede yaptık. Bir miting, bir eylem sırasında 12 kişinin bayıldığı da oldu. Üzerimize kar yağdı, dolu yağdı da oldu. Ama geçen hafta 39. ilçeyi Ataşehir'de tamamladık istisnasız bir şekilde ve 91. eylemde de Kocaeli'ndeydik.
Hukuksuzluklar, adaletsizlikler, haksızlıklar, tarihin görülmediği bu zulüm... Görmediği bu zulüm ve üzerimize yargı erkini elinde bulunduranların yürütme erkinin emrine girmesiyle birlikte yaptıkları siyasi operasyonlar sürdükçe mücadelemiz devam edecek. Ben İstanbul il örgütümüze, 39 ilçe başkanımıza ve örgütümüze bugüne kadarki mücadeleleri, İstanbul'da katılan milyonlar için Anadolu'da katılan milyonlar için her bir sadece Cumhuriyet Halk Partiliye değil Türkiye İttifakı'nın mensubu tüm demokratlara yürekten teşekkür ediyorum.
Tarih bu tarihi mücadeleyi yazacak ve yarın akşam ilçe mitinglerini tamamladık 3. bölge mitingiyle, 3. bölgedeki ilçeler adına yapacağımız Bakırköy'deki bölge mitingiyle devam ediyoruz. 3, 2, 1 diye bölgeleri sayıp 18 Mart akşamı da hep birlikte o tarihi gecede İstanbul'da ayakta olacağız.
Cumartesi günü İstanbul'da mübarek Ramazan'ın üçüncü gününde Saadet Partisi'nin düzenlediği iftara katıldık. Genel Başkan Sayın Mahmut Arıkan'a bir kez daha teşekkür ediyorum. DEVA Partisi'nin, Gelecek Partisi'nin ve Yeniden Refah Partisi'nin Sayın Genel Başkan yardımcıları ve Genel Başkanları oradaydı. Adalet ve Kalkınma Partisi'nin Genel Başkan vekili oradaydı ve oturduk bir iftar yaptık. İftarda kürsüde siyaset yoktu, sadece Gazze, Filistin vardı. Her konuşan Türkiye'nin özlediği bu güzel masa dedi. İftar bitti dağıldık. Artık iktidarda kalmayı sadece kötülüğe endekslemiş olanlar kendilerinin içinde olduklarını dahi fark etmeden muhalefetin bir arada olmasını, birlikte iftar yapmasını, hal hatır sormasını, beraber Filistin davasına sahip çıkmasını öylesine gözlerini köreltmiş ki kötülük, masadaki AK Parti Genel Başkan vekilini bile görmeden o masaya döndüler ve dediler ki, "Bu iftarı Saadet Partisi yapmadı. Bu iftarı İstanbul Büyükşehir Belediyesi yaptı, onun kaynaklarıyla yapıldı." Tabii bu Saadet Partilileri, Milli Görüş hareketinin sadık savunucularını çok üzdü, biz de çok rahatsız olduk. Aslında sonra da bu tartışmalar sürerken bir Saadet Partili bana böyle tuttu kolumu dedi ki geçen "Genel başkanım, genel başkanım sen onlara bakma. Zaten iftarı İBB kasasından verenler AK Parti'ye gitmişti, kendi cebinden dayanışmayla iftar yapabilenler Milli Görüş'ün Saadet Partisi'nde devam ediyorlar."
Kişiler kendinden biliyor işi ama iktidar öyle zor bir durumda ki meydanlardan korkuyor, tartışmaktan korkuyor, karşıma çıkmaktan korkuyor. Belediyelerimize çöküyorlar "Ya ne yapıyorsun?" diyorum. Gel mesela Aydın'da koyalım sandığı, Aydınlılar karar versin Aydın'ı kimin yöneteceğine. Geçen sefer bir karar verdiler sen tehditle ya bize katılacaksın ya Silivri'ye atılacaksın diye topuklayıp kaçana karşı koyalım sandığı. Gaziosmanpaşa'da koy bakalım sandığı, Hakan'ı mı seçiyorlar yoksa senin o bilmem ne yöntemiyle oraya getirdiğin kabiliyetsizi mi seçiyorlar? Koy bakalım Cumhuriyet Halk Partisi'nden seçilip de sizin tehditle, şantajla, onunla bununla parti değiştirmeye zorladığınız yerlerde sandığı, ondan kaçıyorlar. Emekliden korkuyorlar, işçi sesini yükseltiyor irkiliyorlar, en sonunda muhalefetin iftar sofrasından korkar olmuşlar. Köşe yazarları yazıyor ki "Baktım oraya neyi gördüm?" Neyi gördün? Altılı masayı gördüm, yok üstünde şu vardı altında bu vardı. O masada Adalet ve Kalkınma Partisi'nin Genel Başkan vekilinin olduğunu dahi göremeyip bir iftar masasından husumet çıkarmaya çalışanlara sözüm şudur: Vallahi de billahi de iyilik kazanacak, kötülük kaybedecek. Helal lokma yiyenler kazanacak, haramzadeler kaybedecek. O masada kardeşliği görenler kazanacak, o masadan düşmanlık çıkaranlar tarihe gömülecek.
İktidara vergi tepkisi
Her yıl Şubat ayının son haftası Vergi Haftası. Bu hafta Vergi Haftası’nın içindeyiz. Tabii bu hafta Türkiye’nin, Avrupa’nın en adaletsiz vergi düzeni olan ülkesi olmasından dolayı kutlanacak bir hafta değil, utanılacak bir haftaya dönüştü. Zaman zaman meydanlarda söylüyorum, söyledikçe daha fazla ilgi uyandırıyor. Türkiye’nin AK Parti’nin kara düzenindeki vergi meselesini olabilecek en basit şekilde anlatan bir grafiğimiz var. Türkiye’de 100 lira vergi toplanıyor. Gerçekleşmesi 65 falan oluyor da, buradan beklediğini alamayınca buradan yüzdeye yansıyor. Bu seneki niyetleri: Dünyanın en adaletsiz vergisi dolaylı vergiler; %62.4. Kim veriyor bunu? Bu işçi kardeşim veriyor, bu elinde çocuğuyla ev hanımı kardeşim veriyor, bu çiftçi veriyor, bu emekli veriyor, hemşire hanım veriyor, doktor hanım veriyor. Bu vergiler, dünyanın en adaletsiz vergisini toplam verginin %62,5’i. Elektrik yakınca verdiğin vergi, doğalgaza verdiğin vergi, çocuğuna üst baş ayakkabı alırken verdiğin vergi... Parayı verip karşılığında fişi aldığında, parayı verdiğin anda ödediğin vergi %62.5. Kalanı gelir vergisi. Şuradaki üzgün, maaşının 12 maaşın 3’ünün vergiye gittiği maaşından vergi kesilen herkes veriyor. İçinde bir miktar stopaj var; bankadaki paradan kazanılandan kesilen stopaj gelir vergisinin içinde. Ve maaşlardan kesilen vergi... Bu iki mavi yakalı ya da devlet memuru, maaşından kim maaş alıyorsa ondan kesilen %25.5.
Geriye ne kalıyor? %11 kurumlar vergisi. Bu sırıtan zengin kardeşimden... Esas parayı kazanandan... Dünyada esas vergiyi verenlerden Türkiye’de %11 alınıyor. İşçiden, emekliden, emekçiden, memurdan, çiftçiden alınan vergilerin toplamı %62; kazanandan ve kâr edenden, para kazanandan alınan vergilerin oranı %11. Böyle bir adaletsizliğin içindeyiz. Ve Türkiye’de ayrıca Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) alınıyor. İlk çıktığında 'lüks vergisi' demişlerdi. Duyunca da şey diye düşünüyorsun; 'E lüks harcama yapanlar çok versin, hiç olmazsa zorunlu harcama yapandan, çocuğuna mont alandan, okul için kırtasiye alandan daha makul vergi alınır.' Şu anda lüks vergisi diye başlayan, adı Özel Tüketim Vergisi olan vergi alınıyor; ne de var? Tırnak makasında var, mutfak tüpünde var, doğalgazda var. Yani olmazsa olmaz, herkesin ihtiyaç duyduğu her şeyde ÖTV var.
"Lüks vergisi diye getirdikleri vergi elmasta yok, pırlantada yok"
Neden yok? Lüks vergisi diye getirdikleri vergi; elmasta yok, pırlantada yok, o hani milletvekilinin -AK Parti Eskişehir milletvekilinin- oyları Eskişehir’de İYİ Parti’den alan, sonra AK Parti’ye kaçan milletvekilinin taktığı o saatin saatinde lüks vergisi yok ama sen gidip de mutfak tüpü aldığında, doğalgaz parası ödediğinde Özel Tüketim Vergisi var. Türkiye’de vergi öyle bir hale geldi ki anlatılması, farkındalığının yaratılması ve hesabının sorulması belki Türkiye’nin önümüzdeki dönem hem seçimine damga vuracak hem de gelen iktidara kimden vergi alacağını, kimden daha az alacağını, kimi kayıracağını ortaya koyan ilk ve en önemli temenni olacak, görev olacak; o iktidarın birinci görevi bu olacak.
Bugünlerde piyasaya gençlerin çok sahip olmak istedikleri bir cep telefonu çıktı, yeni bir model, pahalı bir model. Bu cep telefonunun yurt dışında yarı fiyata satılıyor, Türkiye’de fiyatı 107.999 lira, 108 bin lira. Telefon alıyor ya, doğal devlet bu alışverişten bir vergi alır; %10 alır, 15 alır; dünyada, Amerika’da %8 alıyor, 4’ü eyalete 4’ü merkezi yönetime. Türkiye’de 108 bin liralık telefonun 54.959 lirası vergi, 53 bin lirası telefon. Dünyada bir tek Türkiye’de vergisi telefondan fazla. Telefon alacaksın; 55 bin lira vergi ödüyorsun, 53 bin lira da o dünyanın en gelişmiş her bir gencimizin sahip olmak istediği telefona sahip oluyorsun.
Tabii buna sahip olmak için Türkiye’de o gencin babasının 4 ay çalışması lazım, Avrupa ülkelerinin bazısında 19 gün; bir ay bile değil, 19 gün çalışması lazım. İşte bu telefonda %50 Özel Tüketim Vergisi var (30 bin lira), %20 KDV var, %12 TRT bandrol ücreti var (Neden? Telefondan radyo açar ya da TRT’yi açar izlersen diye 6.400 lira TRT bandrol ücreti alıyor), %1 de Kültür Bakanlığı payı var (530 lira). Toplam 54 bin lira. Ve işin enteresanı, bu ÖTV’den sonra KDV uygulandığı için verginin de vergisini alıyor. Geçen gün mitingde söyledim; benim memleketim Manisa çok sevdiğim, çok özlediğim, çok anlattığım bir yer. Lidyalılar, şimdiki Salihli’nin Sard mahallesinde -beldeydi mahalle oldu- Sardes’te ilk parayı bulmuşlar. Parayı basmışlar ve ilk kullanmışlar; paranın mucidi Lidyalılar. Sonra Sümerliler vergiyi bulmuşlar; yani bir alışveriş yapıyorsun para kazanıyorsun bunun bir kısmını devlete vermen lazım, bunu bulmuşlar.
Hepimizin övünmesi gereken değilse de birazcık böyle acı acı tebessüm etmesi gereken bir şey; bu konuda en büyük icadın sahibi Sayın Erdoğan. O, vergiden vergi almayı bulmuş. Geçen gün ben bunu söyledim, gençler hızlı şekilde sosyal medyada yapay zekayla birtakım çizimler, karikatürler yaptırıyorlar. Bir köşede Sümerliler vergi topluyor parayla, Sayın Erdoğan da gelmiş; 'O iş o kadar kolay değil, onun da vergisi var' diyor. Vergiden vergi...
Bir cep telefonu alırken Sayın Erdoğan'ın bulduğu yöntemle verginin, vergisinin, vergisinin, vergisi alınıyor. Aynı paraya dört kere devlet bir paranın üzerine üç kez daha vergi koyuyor ve onun sonunda verginin, vergisinin, vergisinin, vergisini alarak bir cep telefonunun parasından, fiyatından daha fazla vergi almanın yolunu buluyor. Maaş alanların, gençler eskiden işe giriyordu, "Kaç para maaş alıyorsun?" "Ya maaşı çok değil ama" bugünkü parayla der ki bir mühendis işe girer, "55 bin lira maaşı ama yılda dört kere de ikramiye var." "Aaa iyiymiş" diyorduk. Güzel, 12 değil 16 maaş. Şimdi öyle işler pek kalmadı, duymuyoruz. Şimdi 12 maaş alıyorsun; o mavi yakalı ya da beyaz yakalı genç kardeşimin 55, 60, 70 bin lira alacağı maaşın üç tanesi vergiye gidiyor. Yani 12 tane maaş alıyor, 9'u cebine kalıyor, üç tanesi vergiye gidiyor. Böyle bir durumla karşı karşıyayız.
Özelleştirmelere tepki
Vergi haftasındayız dedik ve vergi haftasında tabii önemli bir farkındalık; hem vergi vermek hem verginin nereye gittiğini görmek. Sağ olsun Gelir İdaresi Başkanlığı'nın sosyal medyası, "Vergi deyince akla ilk ne gelir? Devlet vergi alır ama köprüler yapar, yollar yapar" diye İstanbul'da güzel bir Boğaz Köprüsü fotoğrafını koyarak "Vergi haftası kutlu olsun" demiş. Mesaj şu: Verginle köprü yapıyoruz. Güzel bir paylaşım. Hemen arkasından, hemen arkasından o köprülerin satılmak üzere bir hazırlık yapıldığını bir kez daha hatırlatmak isterim. Tarihteki tüm kazanımların, yani Cumhuriyet ne yaptıysa bunlar daha sonra özelleştirildi. 1980'lerin sonunda başladı, şu ana kadar 100 liralık özelleştirme yapıldıysa 86 lirasını AK Parti yaptı, %86'sını. Yani AK Parti, Cumhuriyet döneminde kendisinden önce yapılmış her şeyin satışının %86'sını aldı, cebine koydu; güya onlarla bize hizmet edecekti.
Şimdi gelmişler, iki köprünün, Boğaz'daki iki köprünün... Üçüncü köprüyü biliyorsunuz; hem geçiş ücreti çok pahalı hem bizim değil. Herhalde daha 22 sene yapanlar o geçişten para alacaklar, bekledikleri kadar alamazlarsa da aradaki farkı geçiş garantisiyle devlet ödeyecek kendilerine. Ama birinci ve ikinci köprü ve yedi otoyol; devletin yaptığı, şu an bizim olan ve geçiş ücretleri de diğerlerine göre makul olan yerleri satmaya niyet ettiler.
"Tayyip Bey'in 'cebimizden beş kuruş çıkmayacak' dediği köprü 959 lira"
Örneğin; devletin yaptığı köprü şu an 59 lira. Tayyip Bey'in kendi bulduğu, "Cebimizden beş kuruş çıkmayacak" dediği ama geçiş garantisi verdiği Kocaeli'ni Yalova'ya bağlayan köprü 959 lira. Biri 59 lira, biri 959 lira. Bu ucuz, 59 lira olan geçiş ücretinden, örneğin İzmir'den Çeşme'ye kadar gidiyorsun; rahmetli Özal'ın Semra Hanım'la kaset dinleyerek açtığı, "Koy bakalım Semra kaset, bir keyfimize gelelim" dediği yerde 103 kilometre 59 lira. Bu taraftan Akhisar'aka kadar gidiyorsun, Tayyip Bey'in yaptırdığı yerde 103 kilometre bu sefer 359 lira. Şimdi bu köprüleri alıp satmaya ve 59 lira olan geçiş ücretini 300-350 lira yapmaya niyetliler. Bu köprülerin dikkatinizi çekiyorum, bu ucuz fiyatlarla yıllık getirisi 600 milyon dolar. Bu ucuz fiyatlarla... Dedikleri gibi beşe, altıya, yediye katlandığında 3-4 milyar dolar olacak. Bugünkü geçiş paralarıyla 600 milyon dolar olan bu köprüleri Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı özelleştirmeye niyetli ve niyet ettikleri para 3 milyar dolar lira. Yani beş yıllık kirasıyla 25 yıllık gelirini satacaklar.
25 yıllık... Beş yılda gelecek parası zaten; birini bu sene alıyoruz, ikincide sen bu işi yapana kadar gelecek sene gelecek. Üç senelik parayı peşin almak için 25 senelik kazancı bırakıyor. Ve işin kötüsü, bıraktıkları 59 liralık köprüyü 359 lira yaparak verdikleri parayı belki de bir senede, 9-10 ayda alacaklar. Kalan zamanda hepimizi kendi köprümüzden geçerken ki alternatifi yok ki bunun; yani İstanbul'da bir bedava devlet köprüsü olur, ikiyi üçü dördü özelleştirirsin, parası olan oradan geçiş yapsın ama olmayana devletimizin hizmeti de bu dersin. Öyle bir köprü yok.
"Belgelere gık demediler!"
Adam Anadolu yakasında oturuyor, İstanbul'da Avrupa yakasında çalışıyor; mecbur geçeceği köprüye bugün 60 lira veriyor, bence o da saçma ama yarın 359 lira ödeyecek. Bunu söylüyoruz, soruyoruz. Geçen hafta sordum, "Bu soruya net bir cevap ver." Her şeye cevap veriyorlar, bir kelime yok. AK Parti'nin sözcüsünden yok, bakanlarından yok, Sayın Erdoğan'dan bir kelime cevap yok. Belgeleri söyledim, arkadaşlara verdim, basınla paylaştılar. Basında iki tane belge çıktı; üç ay önceden birisi Karayolları'na diyor ki: "Köprüler, yollar üzerinde bir şeyi özelleştirirsin; tut işte kafeterya, benzin istasyonu, yolun bir kısmı... Onlara baştan yaz ki buralar özelleştirilince sözleşmen bitecektir, tazminat da vermeyiz." diye. İkincisi de diyor: "Yabancı bir şirket gelecek, köprüleri görecek, altyapısını inceleyecek; yardımcı olun, her türlü kolaylığı yapın." Bu belgelere de gık demediler.
Bir değerli gazeteci kardeşimiz bakanı aramış, bakanlığı aramış sormuş, "Satacak mısınız?" demiş. "CHP'nin kuvvetli iddiaları var" demiş. Onlar da demişler ki: "Kesin satacağız diyemeyiz, piyasasını araştırıyoruz." Buradan bu Ramazan mübarek günde Türkiye'deki bütün, bütün vatandaşlarımıza sesleniyorum: Köprülerin satılacağından haberdar olan vatandaşlarımızın oranı anketlere göre %35-40. Bir kere bunu duyan duymayana duyursun. Haberdar olup da köprü satışını destekleyenlerin oranı %10, %90 karşı.
Köprü satışı iddialarına tepki
Altın yumurtlayan tavuğu yabancılara satmak istiyorlar. Dediğim gibi adam fiyatı beş katına çıkardığı gün, bir yılda bütün parayı toplayacak; 25 yıl boyunca gelecek paradan hepimiz mahrum kalacağız. Benim ona itirazım şudur: O para bana lazım, o para Cumhuriyet Halk Partisi'ne lazım, o para Türkiye İttifakı'na lazım. Seneye yaparsan 24 sene, öbür sene yaparsan 23 sene o paranın geleceği Cumhuriyet iktidarlarında... Biz o parayla en düşük emekli maaşını asgari ücrete çıkaracağız, sonra bir buçuk asgari ücret yapacağız. Biz o parayla, biz o parayla asgari ücreti yükselteceğiz; oradan zorlanacak olan küçük esnafa, KOBİ'ye, sanayiciye sosyal güvenlik destekleme yardımı yapacağız, destekleme primi vereceğiz. Biz o parayla kanunda %5 yazarken 1 verdiğiniz çiftçiye hakkı olan 5 desteklemeyi ödeyeceğiz. O parayla biz, o parayla biz bu telefonu almak isteyen öğrenciye; ilk telefonunda, ilk bilgisayarında vergi yok kardeşim, bu telefon sana 50 bin lira (yani gerçek fiyatı üzerinden) diyeceğiz.
Yeni anketler geldi. Birinci parti CHP. Farkı kiminde koruyoruz kiminde açıyoruz ama CHP önde. AKP'nin gittiği görünüyor.
"Milletin köprüsü millete bedava olacak"
İktidarın yeni hedefinin milli parklar olduğunu söyleyen Özel, bu parkların kiralanması için kanun teklifi verileceğini kaydetti.
Köprülerin satılması için yürütülen çalışmalara da tepki gösteren Özel, "Gün gelecek CHP'de bir balyoz operasyonu olacak. Elimize alacağız balyozu tüm gişeleri kıracağız. Milletin köprüsü millete bedava olacak" ifadelerini kullandı.
Özel, "İktidar gidişini giderayak yaptıklarıyla gösterir. Şimdi giderayak 25 yıllık parayı hemen alayım, seçim öncesi bir şeyler yapayım milleti kandırayım. Milletin o işlere karnı tok, kış geçer kurt yediği ayazı unutmaz" diye konuştu.
"Çocuğun dininden aile sorumlu"
MEB'in okullardaki Ramazan etkinliklerine de değinen Özel, şunları söyledi:
"Çocuğun dininden aile sorumlu. Çocukları çetelendirecek, sınıfta ayrılık çıkaracak sonra aynı yalana sarılacaklar. Seçmenini bilinçaltına şunu söylüyor; açsın, yoksulsun, güvencesizsin ama tehlike büyük. Oyu bize ver onlara verirsen ezanı dindirecekler, bayrağı indirecekler. Bu oyunla emeğini sömürdüğü adamın bir de oyunu sömürüyor. Bunun üzerinden siyaset yapıyor. Sandık bugün gelse CHP yarın da gelse CHP diyecek. Bunun üstünden kavga çıkaracak."
"Made In Europe" için Avrupa'ya çağrı
Avrupa Birliği (AB), kamu alımlarında Avrupalı şirketlere öncelik tanıyacak tartışmalı "Made in Europe" planına değinen Özel, "Bir kez daha buradan Avrupa'ya sesleniyoruz: Avrupa, Türkiye gördüğünüz hak ihlalleriyle, hukuksuzluklarla, adaletsizliklerle meşgul bir ülke olmanın ötesinde... Yüzyıl önce demokrasiye geçmiş, hepinizden önce kadına seçme hakkını vermiş, bugün genç nüfusuyla bütün potansiyelleriyle Anadolu'daki çok yetkin girişimcileriyle, önemli coğrafyasıyla güçlü varlıklarıyla Avrupa'nın da çıkışıdır. Türkiye'yi AK Parti'den ibaret görmeyin, Türkiye'nin yarınlarında Türkiye'nin kurucu partisi Cumhuriyet Halk Partisi vardır. Bizi Avrupa'nın dışında bırakmayın!" dedi.
AKP seçmenine Gazze için seslendi
Özel, Saadet Partisinin iftar yemeğinde iç siyasete dair konuşmadıklarını ve gündemde Gazze olduğunu belirterek şunları söyledi:
"Saadet Partisi'nin iftarında oturduk, özellikle iç siyasetten uzak durduk ve bir konuda ortaklaştık. Neydi o? 71 binden fazla insan öldürüldü Gazze'de. Bunların çoğu kadın ve çocuktu. Bu konuda değerli genel başkanlar önemli yaklaşımlarda bulundular. Sayın Davutoğlu bu konuda meclis grupları birlikte bir çalışma yapsın dedi, olumlu yaklaştığımızı kendisine ifade ettim.
Kürsüde de hepimizin üzerinde ortaklaştığı önemli bir nokta vardı; o da Filistin'in, Filistinlilerin güvenliği, Gazze'nin, Batı Şeria'nın güvenliği ve bu konuda Türkiye'nin doğru bir yerde durması. Malum Trump, 'Barış Kurulu' diye bir kurul kurdu. Adı barış; düşünün ki Barış Kurulu'nda Filistinliler yok. Kim var Barış Kurulu'nun başında? 'Gazze'yi gördüm, güzelmiş, önü deniz. O şeritte yüksek, güzel oteller yapacağım, kasinolar, kumarhaneler yapacağım. Orası bir eğlence merkezi olmalı, önünde de doğal gaz var. Gazze'yi sevdim, orayı istiyorum' diyen Trump, Barış Kurulu koymuş başına geçmiş.
62 ülke davet etti, aklı başında hemen hemen hiçbir ülke gitmedi. 41 ülke reddetti. Örneğin İspanya, Pedro Sanchez; 'Gazze Gazzelilerindir, siz kim oluyorsunuz? Oranın kararını Filistinliler verir' dedi. Aynı fikirde olduğumuzu ifade ettik, 'gitmeyin' dedik. Adı Barış Kurulu, orada Filistin yok dedik, 'İsrail de yok' dediler. Sonra tam Trump'lık bir iş; önce İsrail'i çağırdığını söylemedi. Tam Barış Kurulu'na millet gitti, yani gideceğini söyledi; aklı başında, güçlü dünya devi ülkeler burada yer almadı. Orta Doğu ülkeleri, kendini Trump'ın karşısında güçsüz hisseden kim varsa oraya gitti. Kendini Trump'a muhtaç hissedenler gitti. Bizimkiler de 'biz de geleceğiz' dedi.
Toplantıya üç gün kala Trump çağırdı Netanyahu'yu. Hangi Netanyahu? Elinde 71 bin kişinin, 40 bin çocuk ve kadının kanı olan Netanyahu. Trump'ın deyişiyle 'savaş kahramanı'. Ya savaş kahramanı nedir? Savaş kahramanı nedir? Bir savaşta başarılı olan birisidir. Filistin'de 71 bin kişi ölmüş, 40 bin çocuk, kadın ölmüş; ona kahraman diyor. Onun o kanlı ellerini tuttu, onu Filistin'in olmadığı 'Gazze Barış Kurulu'na oturttu.
Bakın, aile fotoğrafı çektirmişler. Hakan Fidan, Erdoğan adına katıldı; Gideon Sa'ar, Netanyahu adına katıldı. Aile fotoğrafında birlikteler ve Filistin'in olmadığı bir Barış Kurulu'nda Gazze'ye kasinolar, kumarhaneler yapmaya, Trump'ın hayal ettiği çok katlı otelleri yapmaya, 'Beğendim, o plajda çok güzel turizm olur' dediği, 'Önündeki doğal gazı da istiyorum' dediği Gazze'nin işgal planına Hakan Fidan'la Netanyahu'nun -eli kanlı Netanyahu'nun, savaş suçlusu Netanyahu'nun- Dışişleri Bakanı birlikte katıldılar.
Buradan geçmişte 'Filistin davası bizim davamızdır' diyen, Erdoğan'a oy verenlere sesleniyorum. Köşelerinde 'Efendim, Erdoğan'ın güçlü yanı Filistin' diyenler; al sana Filistin, Erdoğan'ın güçlü yanı! Gazze'yi kana bulayanlarla oturup da 'Gazze'den Filistinlileri süreceğiz, etraftaki beş ülkeye oradan turizm yapacağız' diyenlerle aynı masaya oturanları bu Ramazan-ı mübarek günde milletimizin vicdanına şikayet ediyorum."
"CHP döneminde İBB'de Sayıştay denetimlerinde kamu zararı tespit edilmedi"
19 Mart operasyonlarına değinen Özel, Ekrem İmamoğlu'nun tutuklu yargılandığı soruşturmalara dikkat çekti. "Her türlü rezilliği göze aldılar, hiçbirinin arkasında duramadılar" diyen Özel, iddianamenin kanıtsız olduğunu vurguladı.
Sayıştay'ın İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne (İBB) yönelik denetim sonuçlarını paylaşan Özel, AKP dönemindeki denetimleri anımsattı. O dönemde konuyla ilgili soruşturma izni verilmemesi üzerine ilerleme sağlanamadığının rapor edildiğini kaydeden Özel, CHP dönemindeki denetimlerde ise kamu zararının tespit edilmediğini belirtti.
"Erdoğan'ın avukatları diploma davasında reddi hakim istedi"
"Diplomasız Erdoğan" sloganı attığı için Erdoğan'ın kendisine dava açtığını anımsatan Özel, Erdoğan'ın avukatının davada "reddi hakim" talebinde bulunduğunu söyledi.
Erdoğan'ın diplomasının dosyaya sunulmasını talep ettiklerini kaydeden Özel, hakimin diplomanın dosyaya sunulmasına karar verdiğini, Erdoğan'ın avukatlarının ise bunu kabul etmediğini vurguladı. Özel, bunun üzerine Erdoğan'ın avukatlarının hakimin "tarafsız olmadığını" savunarak "reddi hakim" talebinde bulunduğunu kaydetti.