Masal masal matitas

Yok. “Bin Bir Gece Masalları”nı anlatacak değilim. Masallardaki o akide şekeri gibi tatlı ve ağdalı dili sizlere hatırlatmaya çalışacağım. Ben sadece masalları anlatmaya uğraşacağım. Hani o çocukluğumuzda dinlediğimiz masalları. Kah Kaf Dağı’nın ötesine uçan halılarla gittiğimiz, kah Keloğlan’la güldüğümüz masalları.

Gece olmuş, Bağdat Sarayı’nın altın kaplı abanoz kapıları kapanmıştı. Nöbetçiler karanlığın arkasından belli belirsiz görünen İpek Yolu’nu gözlüyorlardı. Koca Bağdat şehri derin bir sessizliğe bürünmüştü.  Ara sıra bir baykuş ötüyor, Dicle kıyısındaki kamışlıklarda yanık bir bülbül sesi duyuluyordu.

Sarayın yüzlerce odasından en görkemlisi olan harem odasında yüzlerce tunç kandil yanıyor, bunlardan yükselen kızıl bakır renkli dumanlar, yüksek tavanlarda oynaşıyordu.

Acem ve Çin ipekleri ile kaplı yatakta Sultan Şehrazad uzanıyordu. Uzun kirpikleri, bakır renkli kandil ışıklarını, fildişi renkli yüzünün gizemli karanlığına dağıtıyordu.

Ağır Çin halılarının üzerine oturmuş olan Harunreşid, yarı kapanmış gözlerle Sultanı süzüyordu. Kandillerin alevi duvarlara vuruyor ve onlara çok eskilerin kanatlı ejderhalarını resmediyordu…

Köşe yazısının tamamını aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz…

İLGİLİ HABERLER