Kamyonlar kavun taşır ve ben boyuna onu düşünürdüm

Akşam enikonu bastırıp insan ve ağaç suretlerinin gölgeleri ortalıktan çekilince, adam biraz daha yüreklendi. Vızır vızır geçen kamyonlara tepeleme yüklenmiş, kandil sarısı, yavruağzı, balköpüğü renkli kavunları gördü. İlk söylediğinden biraz daha duyulur bir sesle konuştu. “Benim doğduğum köylerde / Kuzey rüzgarları eserdi / Hep bu yüzden dudaklarım çatlaktır / Öp biraz”…

“Etrafımda olup biten başka hiçbir şeyle ilgilenmiyorum. Sadece ve doğruca sana bakıyorum. Oysa yanı başımdan kamyonlar geçiyor ve durmadan kavun taşıyor. Taksiler kurşun gibi gelip geçiyor, troleybüsler salınıyor. Ben sana bakıyorum.

Akşamın alacakaranlığı çökmüş bile. Birazdan tek tük kadınlar caddeyi aydınlatacak. Genç kızlar beyaz neonlar gibi, ortancalar gül renkli ışıklar saçacak. On beşine varmamışların saçtığı ışık ise masmavidir, biliyorsun.

Ben de yalnızlık saçıyorum. Yine efkar basacak diye içmeye korkuyorum. Ayıplarlar diye ağlayamıyorum. Hiç anlatmış mıydım, sana benzeyen bir sevgilim vardı. Gözlerinde rüzgarlar eserdi. Halden anlardı. Sevecen bir İstanbul’da yaşardık o zamanlar. Bütün Şehzadebaşı, Gülhane parkı, yaşlı gemiler hikayemizi bilirdi. Gelip geçen herkes bize bakardı. Baharda, gariptir, saçları uzardı. Şimdi adını bile unuttum. Bazen asfalt caddelerde yüzü aklıma geliyor, hepsi o kadar.

Köşe yazısının tamamını aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz.

İLGİLİ HABERLER