Emin Çölaşan: Ve bir “Gazeteciler” Cemiyeti!

Sözcü gazetesi yazarı Emin Çölaşan, “Ve bir Gazeteciler Cemiyeti!” başlıklı yazısında Ankara Gazeteciler Cemiyeti’nin yönetim düzenini ve üyelik süreçlerini ele aldı.

Sevgili okurlarım, dünkü yazımın başlığı “Gelen Gitmiyor Acep Nedendir” idi. Türkiye’de bazı kurumların, sivil toplum kuruluşlarının ve özellikle sendikaların başına gelen kimselerin ekipleriyle birlikte oralara nasıl çöktüklerini kısaca anlatmaya çalışmıştım.

Bunlar önceden ayarlanan delege oyunlarıyla seçiliyor, kuruluşların başına çöküyor ve bu ballı kaymaklı görevden uzun yıllar boyunca ayrılmaları artık söz konusu olmuyor. Avantalı koltuklara her biri adeta kıçlarından zamkla yapışıyor.

Şu anda bazıları 36 yıldan, bazıları 25 yıldan bu yana o koltuklarda oturuyor.

Dün bir okurumdan mesaj aldım... ”Emin Bey yazınızda Ankara Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin’e değinmemişsiniz. Kendisi tam 36 yıldan bu yana, kesintisiz olarak o kuruluşun başkanlığını yapmaktadır. Onu değiştirmek asla mümkün değildir” diyordu.

Doğrudur, okurum haklıdır... Ve aynı dümenler ve ayak oyunları bizim gazetecilik mesleğinde de vardır. Şimdi size benim yaşadığım bir olayı kısaca anlatayım.

 

Yıl 1977... Bu mesleğe Milliyet’te başlamış çiçeği burnunda bir muhabirim. Dönen dümenleri bilmiyorum. Cemiyetin o günkü başkanı olan Beyhan Cenkçi’nin Milliyet’te foto muhabiri olan kardeşi Engin Cenkçi yanıma geldi, cemiyete üye olmamı istedi. Bunun için iki kıdemli üyenin referansı gerekirmiş. (Bu arada isminden yola çıkıp karıştırmayalım, Beyhan Cenkçi erkektir.)

Bu durumda rahmetli Nilüfer Yalçın ve Orhan Duru’dan referans aldım ve cemiyete üyelik başvurusunda bulundum. Ancak aradan aylar geçiyor, başvuruma yanıt gelmiyordu. Merak edip araştırdım, bilenlere sordum ve bilmeceyi çözdüm!

Cemiyet Kaş’ta devlete ait büyük bir yarımadayı ele geçirmiş ve kendisine sadık kalacak üyelerine parsel parsel armağan ediyormuş. Bu durumda, ötekilerin payı azalmasın diye, araya bizim gibi ‘yabancıları’ sokmuyormuş. Yani cemiyet işi iyice cıvıtmış ve arsa vaatleriyle delege avına çıkmıştı.

Ankara Gazeteciler Cemiyeti ilginç bir yerdi. Kaş’taki orman arazisine oteller yaptırıyor, Beyhan Cenkçi kendisine acayip şatolar dikiyor, altyapı yatırımlarını devlet yapıyordu. Ayrıca kısmetine arsa düşenler ya hemen inşaata başlıyor ya da arsaları yüksek fiyatlarla başkalarına satıyordu.

Gazeteciler Cemiyeti bir ticarethane olmuştu.

Cemiyetin mal varlığı ise müthişti. Ankara’da, Çankaya semtinde aynı zamanda erkekler lokali olarak kullanılan görkemli bir binası, ayrıca turistik bir oteli falan vardı. Değişmez, değiştirilmesi asla söz konusu olmayan Beyhan Cenkçi bir de “24 Saat” isimli bir gazete çıkarıyordu!

Tamamen naylon, hayali bir gazete... Günde birkaç yüz adet basılıyor ama devletten bol kepçe reklam alıyordu.

Cenkçi’nin vefatından sonra yerine başkan seçilen Nazmi Bilgin de tam 36 yıldır bu görevi sürdürüyor — hatta genel başkan yardımcılığıyla birlikte toplam 47 yıldır cemiyet yönetiminde. Bu gerçekten akıl alacak gibi değildir.

Ben bu mesleğe 49 yıl önce başladığımda üye yapılmamıştım; bugün de hâlâ Ankara’da görev yapan birçok meslektaşımız üye olamıyor. Görünen o ki cemiyet, uzun yıllardır değişmeyen bir düzene sahip. “Gelen Gitmiyor Acep Nedendir.” Türkiye’de böyle örnekler çok… Nice başkanlar ve sadık ekipleri. Avanta boldur; yerlerini başkalarına bırakmazlar. Bizim meslekte bile böyleleri var; öteki sektörleri siz düşünün. Hayrını görsünler.

İLGİLİ HABERLER