CHP lideri Özel’den Cumhurbaşkanı Erdoğan’a İstanbul resti: "Var mısın? Kaybedersem siyaseti bırakırım"

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İyi Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu’nu ziyaretinin ardından gündemi sarsacak açıklamalarda bulundu. Yargıdaki "çifte kapı" uygulamasına ve muhalefete yönelik baskılara sert tepki gösteren Özel, konuşmasının en çarpıcı bölümünde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a meydan okudu. İstanbul yerel seçimlerinin 29 Mart'ta yenilenmesini teklif eden CHP lideri, "Erdoğan’ın göstereceği aday kazanırsa ben ve Ekrem İmamoğlu siyaseti bırakacağız. Ancak biz kazanırsak derhal erken seçime gidilecek" diyerek iktidara net bir çağrıda bulundu.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İyi Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu'nu, İyi Parti Genel Merkezi'nde ziyaret etti. Görüşmenin ardından yapılan ortak basın açıklamasında konuşan Özel, "Milletin kapısından milletin seçtiği belediye başkanları ve milletin son seçimde birinci parti yaptığı CHP'nin genel başkanı giriyor. Diğer kapıdan ise Tayyip Bey'in atadıkları giriyor. Bu iftiraları iddianameye bile koyamayanlarla onun itirafçısı aynı kapıdan girip çıkıyorlar. Aziz İhsan Aktaş'ın etrafından ana muhalefet partisini koruyan devletin korumalarından daha çok koruma var. Kimi kimden koruyorsunuz, kimi, hangi kapıdan sokuyorsunuz? 770 yılla yargılanan ve iddianamede suç örgütü lideri olarak tanımlanan kişinin etrafında 15 devlet korumasının işi nedir, bu kişinin hâkim-savcı kapısından girmesinin gerekçesi nedir? Erdoğan kapısı orada, millet kapısı burada. Biz milletin kapısını aşındırmaya devam edeceğiz, onlar da devletin kapısını utandırmaya devam etsinler" ifadelerini kullandı. Özel, İyi parti ile iktidarın değişmesi için ayrı kulvarda ama aynı amaçta birleştiklerini dile getirdi.

Konuşmasında Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'a da meydan okuyan Özel, genel seçimlerin yenilenmesini teklif etti. Özel, "Erdoğan varsa ben Erdoğan’la eşzamanlı olarak İstanbul’da bütün belediye meclis üyelerimi istifa ettirmeye ve İstanbul seçimlerini yenilenmesine varım. Cesareti varsa kararı İstanbullular versin. Eğer Erdoğan’a inanıyorlarsa, Ekrem Başkan’ın suçlu olduğuna inanıyorlarsa Erdoğan’ın göstereceği adaya oy verirler. Ben o gün siyaseti bırakacağım. Mart ayının 29’unda, pazar günü yapılacak bir İstanbul yerel seçiminde adayım Ekrem İmamoğlu’dur. İstanbullular iki sene öncesine göre farklı düşünüyorlarsa, Ekrem Başkan’ı seçmezlerse ben siyaseti bırakıyorum, Ekrem Başkan siyaseti bırakıyor" ifadelerini kullandı. 1 milyon değil, 1,5 milyon farkla seçimi kazanacaklarını söyleyen Özel, "Elimde olan belediyeleri sana teklif ediyorum. Gel yarışalım. Seçimi sen kazanırsan ben yokum. Ben kazanırsam, erken seçime gidelim. Var mısın?" diyerek Erdoğan'a seslendi.
 

Dervişoğlu'nun ardından konuşan Özel'in açıklamalardan satır başları şöyle:

"En kötü günümüzde, kardeşlerimizi, evlatlarımızı kaybettiğimiz günlerde İyi Parti'nin tüm kadrolarını ve genel başkanını telefonun ucunda ilk arayan, acımızı ilk paylaşanlar arasında gördük. CHP, darbe dönemlerini aratmayacak bir saldırı altındadır. 19 Mart darbesi CHP'yi tek başına hedef alan ve CHP'nin cumhurbaşkanı adayını, CHP'nin iktidar olma hedefini ortadan kaldırmaya çalışan bir darbeydi. Bu süreçte tüm muhalefet partilerinin hakkını teslim etmem gerekir ki İyi Parti de bunun en iyi örneklerden bir tanesini vermiştir.

'Ana muhalefet partisi saldırı altında, ortadan kalkarlarsa bize bir şeyler düşer' kolaycılığı yerine bu yapılan saldırıyı tüm muhalefet partileri ve İyi Parti demokrasiye, siyaset kurumuna, çok partili rejime yapılan, geleceğe yapılan bir saldırı olarak okumuş ve üzerine düşen dayanışmayı en iyi şekilde göstermiştir. Bu anlamda sayın genel başkanımıza ve onun şahsında CHP ile 19 Mart partisinden sonra dayanışma içinde olan tüm muhalefet partilerinin liderlerine ve partilerine bir kez daha teşekkürü borç bilirim.

Bu zorlu süreçte CHP'ye yapılan yargı darbesi, arkadaşlarımıza yapılan haysiyet suikastları tartışılırken bir yandan da toplum alınan ve alınmayan her kararla biraz daha ezilmeye devam etmiştir. Yukarıda da konuştuk; 20 bin liralık bir emekli maaşının karşısında yer alan, iyileştirilmesi için mücadele edenler olarak bile bu 20 bin liranın utancını yaşıyoruz. Birileri utanıp sıkılmadan bunu savunmaya devam ediyorlar. 28 bin lirayla çocuk okutmanın, evi geçindirmenin, barınmanın ne kadar zor olduğunu bilirken ve yoksulluk sınırının üstüne çıkamadığı bugünlerde biz utanç duyarken birileri utanıp sıkılmadan kendi iktidarlarını sürdürmeye çalışıyor. Bu konuların üzerinde durduk. Bizim hayal ettiğimiz ülke ile AK Parti'nin dayattığı ülkenin ne kadar birbirinden farklı olduğunu ve hayallerimin nasıl bizi bir arada tuttuğunu konuşma imkanı bulduk.

“Erdoğan'ın Trump ile kurmuş olduğu muhtaçlık ilişkisi üzerinden ortaya çıkan tablodaki riskleri değerlendirdik”

Çözüm süreci ile CHP'nin ilk günden beri olduğumuz değil, olmadığımız komisyondan korkmamız lazım yaklaşımının başta bu sürece endişeyle yaklaşan tüm kesimler açısından varlığımızın nasıl bir teminat olduğunun bir kez daha altını çizme imkanı bulduk. Bu süreçle ilgili ABD'nin, İsrail'in, ve önümüzdeki süreçte İran'da yaşanabilecekler, Suriye'de ortaya çıkan tablo ve ABD ile İngiltere'nin kazanması için Türkiye'ye kaybettirmeye çalışan ve Sayın Erdoğan'ın Trump ile kurmuş olduğu muhtaçlık ilişkisi üzerinden ortaya çıkan tablodaki tüm riskleri değerlendirme imkanı bulduk.

Biz bundan sonraki süreçte CHP olarak; emekli, işçi, çiftçi ve esnafın bu iktidardan bir umudunun kalmadığını, tek umudun artık bir erken seçim sandığı olduğunu ifade ettik. Örnek bir misafirlikle karşılandık. Ümit ediyorum hep birlikte Türkiye'deki iktidar değişimini sağlayacak, herkesin yüzünü güldürecek yolda ayrı ayrı kulvarlarda ama aynı amaç ve ümitle yürüyoruz. Yolları açık olsun, bir kez daha kendilerine teşekkür ediyorum."

“Dokuz ay boyunca iftiralar atıldı, gerçeklerin yanıtlarının verilmesi noktasında bir canlı yayından mahrumuz”

Basın açıklamalarının ardından liderler basın mensuplarının sorularını cevapladı. Bugün üçüncü günüde ilk duruşması devam eden Aziz İhsan Aktaş davası hakkında konuşan Özel, şunları söyledi:

"Dokuz ay boyunca iftiralar atıldı, gerçeklerin yanıtlarının verilmesi noktasında bir canlı yayından mahrumuz. Sayın Bahçeli ve Erdoğan'a bunu hatırlatmak lazım. Siz iddianamelerde ne olacak zannediyordunuz? CHP'nin genel başkanının belediye başkanlarına bu kadar güvenmesinin altında blöf mü var sandınız? Yoksa yapılan şantaj boşa mı çıktı? Duyup da beni mahcup edecek olsam ben duruşma salonlarına girebilir miyim, beni o yolda yürütürler mi? Nerede o A Haber'in, ATV'nin, TGRT'nin; dört saat boyunca bir iftiranın üstünde tepinen ve köpürtenlerinin nerede mikrofonları, kameraları?

“O salona bir AK Parti milletvekili gelse, iddiaları dinleyip de 'Bakın neler olmuş' dese ya”

O iddialar doğru olsaydı Ekrem Başkan ve arkadaşlarımızın bulunduğu, boş valizlerle girip dolarlarla çıktıkları toplantıların görüntüleri olsaydı ben sokakta yürüyebilir miydim? İBB'de parkenin altından 2 milyon Euro çıkan görüntüler olsaydı ben o mahkemeye gidebilir miydim? Söyledikleri gibi 1200 cep telefonunun alınıp delegelere dağıtıldığı olsaydı, 560 milyar yolsuzluk olsaydı ben o salona gidebilir miydim? O salona bir AK Parti milletvekili gelse ya. O iddiaları dinleyip de 'Bakın neler olmuş' dese ya. Hiçbiri yok arkadaşlar. Dün fiziken netleşti. Milletin kapısından milletin seçtiği belediye başkanları ve milletin son seçimde birinci parti yaptığı CHP'nin genel başkanı giriyor. Diğer kapıdan ise Tayyip Bey'in atadıkları giriyor. Bu iftiraları iddianameye bile koyamayanlarla onun itirafçısı aynı kapıdan girip çıkıyorlar. Aziz İhsan Aktaş'ın etrafından ana muhalefet partisini koruyan devletin korumalarından daha çok koruma var. Kimi kimden koruyorsunuz, kimi, hangi kapıdan sokuyorsunuz?

“Biz milletin kapısını aşındırmaya devam edeceğiz, onlar da devletin kapısını utandırmaya devam etsinler”

770 yılla yargılanan ve iddianamede suç örgütü lideri olarak tanımlanan kişinin etrafında 15 devlet korumasının işi nedir, bu kişinin hâkim-savcı kapısından girmesinin gerekçesi nedir? Erdoğan kapısı orada, millet kapısı burada. Biz milletin kapısını aşındırmaya devam edeceğiz, onlar da devletin kapısını utandırmaya devam etsinler. En çok da rüşvet verdiği kişi olarak iddia ettiği Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı AK Parti'ye geçti diye o salonda olmayan, Aziz İhsan Aktaş'ı korumaya, kollamaya, hâkim-savcı kapısından sokmaya devam etsinler. Millet görüyor. Biz boyun eğseydik, dedikleri gibi Ankara'da partinin başında olsaydık onlar rahattı. Biz meydanda olmaya devam edeceğiz.

Hâkim var, heyet var. Erdoğan’ın AK Toroslar çetesi tarafından dizayn edilmiş. Doğal hâkim ilkesi yok. Zaten iki mahkeme numarası veriyorlardı, ikisinden birine düşecek. Düşünün ki 40 mahkemeye düşebilir, ikisini ayarlamışlar. Nasıl geçmişte benim ‘seyyar giyotin’ dediğim yöntemde Akın Gürlek hangi mahkemeye konuyorsa kritik davalar o mahkemeye düşüyordu. İki tane mahkeme vardı, o iki mahkemeden dediklerine düşürdüler. Önceden heyeti de ayarlamışlar. Savcı zaten ellerinde. Buradan bir yargılama yapıyorlar. İddianame tel tel dökülüyor. Bu yargılamayla da adalet aradıklarını söylüyorlar.

“Mart ayının 29’unda, pazar günü yapılacak bir İstanbul yerel seçiminde adayım Ekrem İmamoğlu”

Ben de Erdoğan’a diyorum ki bu davanın siyasi olduğuna milletin yüzde 60’ı inanmış. Ekrem Başkan’ı da bir şekilde, bu şekilde yargılamaya çalışacaksın. Gel şöyle bir şey yapalım… Hani diyor ya ‘Bunlar İstanbul’u iyi yönetmediler’, billboardlara koyuyorlar. Millete diyor ya ‘Senin ömründen gidiyor’ diye. Diğer taraftan diyor ya ‘Efendim bunlar çaldılar, çırptılar ama bulamıyoruz, ispatlayamıyoruz.’ İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin tüm iştirakları ve kendisinde bir kuruş kamu zararı olmadığı resmi belgelerle de ortaya çıktı. Halen daha bir sürü iftira atıyor ve bizi suçluyor. Ben de diyorum ki ‘O zaman yapacağımız iş basit. Ben erken seçim istiyorum, ona yanaşmıyorsun.’ 360 milletvekili lazım. O rakamımız yok. Ya da kendisinin karar vermesi lazım, onu da yapmıyor. Ama benim elimden bir şey gelir. Eğer Erdoğan varsa ben Erdoğan’la eşzamanlı olarak İstanbul’da bütün belediye meclis üyelerimi istifa ettirmeye ve İstanbul seçimlerini yenilenmesine varım. Cesareti varsa kararı İstanbullular versin. Eğer Erdoğan’a inanıyorlarsa, Ekrem Başkan’ın suçlu olduğuna inanıyorlarsa Erdoğan’ın göstereceği adaya oy verirler. Ben o gün siyaseti bırakacağım. Mart ayının 29’unda, pazar günü yapılacak bir İstanbul yerel seçiminde adayım Ekrem İmamoğlu’dur. İstanbullular iki sene öncesine göre farklı düşünüyorlarsa, Ekrem Başkan’ı seçmezlerse ben siyaseti bırakıyorum, Ekrem Başkan siyaseti bırakıyor. Buyursunlar, oynasınlar.

“Ben kazanırsam erken seçime gidelim; var mısın?”

İddia ediyorum ki 1 milyon değil, 1,5 milyon farkla o seçimi kazanacağız. Gelsinler, o seçimi yenileyelim. Bir tek şartım var. Eğer İstanbul seçimini biz kazanırsak yakamızdan düşecekler. Hemen getirecekler erken seçim sandığını. Türkiye’de yönetimi devralmaya hazırız. Erdoğan iddia koyan bir siyasetçiydi. Eskiden yıllarca gireceği her seçimden önce ‘Ben birinci parti olacağım, olmazsam siyaseti bırakırım’ diyordu. Dönüyordu, ‘Rahmetli Türkeş’ten görevi alan, oraya da çöreklenen Devlet Bahçeli’ye söylüyorum’ diyordu. ‘Sen birinci parti olamazsan bırakacak mısın?’ Dönüyordu Cumhuriyet Halk Partisi’nin Genel Başkanına sesleniyordu. ‘Bırakacak mısın?’ Şimdi söylüyorum: Ben birinci partiyim. 29 Mart Pazar günü İstanbul’da seçimleri yenileyelim. Elimde olan belediyeleri sana teklif ediyorum. Gel yarışalım. Seçimi sen kazanırsan, ben yokum. Ben kazanırsam, erken seçime gidelim. Var mısın? Bu kadar net bir soruya Erdoğan’dan net bir cevap istiyorum.”

 

İLGİLİ HABERLER