2008 yılında Kaliforniya’da yürütülen primat araştırmalarında evrimsel antropolog Katie Hinde, rhesus makak annelerinden alınan yüzlerce süt örneğini analiz etti. Veriler sıradan görünse de, tekrar eden bir desen dikkat çekti: Erkek yavru büyüten annelerin sütünde yağ ve protein oranı daha yüksek, dişi yavru büyüten annelerde ise miktar artıyor ve besin dengesi değişiyordu.
Araştırma ilerledikçe tablo daha da karmaşıklaştı. İlk kez anne olan genç bireylerin sütünde kalori düşük, kortizol seviyesi yüksek bulunuyordu. Stres hormonu içeren sütle beslenen yavrular daha hızlı gelişiyor ve tetikte davranışlar sergiliyordu. Hinde’nin çalışmaları, anne sütünün yalnızca bedeni değil, davranış biçimini de şekillendirdiğini ortaya koydu.
Emzirme sırasında biyolojik diyalog
Emzirme anında mikroskobik miktarda tükürük meme dokusuna geri akıyor. Tükürük, bebeğin bağışıklık durumuna dair sinyaller taşıyor ve enfeksiyon riski belirdiğinde annenin bedeni süt içeriğini saatler içinde değiştiriyor. Beyaz kan hücreleri ve makrofaj sayısı artarken, hedefe yönelik antikorlar devreye giriyor. Sağlık dengesi geri geldiğinde süt içeriği eski seviyesine dönüyor.
Bu mekanizma milyonlarca yıl boyunca evrimleşmiş bir “çağrı ve yanıt” sistemi olarak kabul ediliyor. Anne sütü, insanlık tarihindeki ilk gıda olmasına rağmen uzun süre detaylı incelenmemişti.
Anne sütü bağışıklık ve sağlık üzerinde etkili
İnsan sütü oligosakkaritleri sindirilmiyor; yararlı bağırsak bakterilerini besleyerek bağışıklık yanıtlarını düzenliyor, inflamasyonu baskılıyor ve patojen tutunmasını engelliyor. Erişkinlerde de bağışıklık destekleyici etkiler taşıdığı düşünülüyor.
Araştırmalar sırasında tesadüfen keşfedilen HAMLET adlı molekül, kanser hücrelerini hedef alırken sağlıklı dokulara zarar vermeden etkili oluyor. Anne sütündeki bakteriler, bağışıklığı baskılanmış bireylerde destekleyici rol üstlenebiliyor. Nazal yolla uygulanan anne sütü çalışmaları ise prematüre bebeklerde beyin hasarının iyileşmesine yardımcı olabileceğini gösteriyor.