Akşam karanlığında dünya

Bilimkurgu edebiyatının en büyük ismi sayılan Isaac Asimov, felsefe hariç tüm bilim dallarında eser vermiş bir bilim adamıydı ama o kendisini özgürleştirdiğini söylediği bilimkurgu yazarlığını seçti. Vakıf, Robot ve İmparator serilerinde yazdığı yüzlerce kitapla dev bir uzay destanı yarattı. Nightfall, Akşam Karanlığı adlı öyküsü, “gelmiş geçmiş en iyi bilimkurgu öyküsü” seçildi.

Değişiklik apansız olmadı. Bütün her şey yavaş yavaş, kendini göstere göstere gelişti ve bu, olup bitenleri fark ettiklerinden beri dehşet içinde izlemekte olan insanları,  her geçen zaman diliminde biraz daha çıldırttı.

Oysa başlangıçta her şey sıradandı. Galaktik İmparatorluğun en büyük ve kalabalık gezegenlerinden biri olan Lagash, sahip olduğu altı güneşin ışıkları altında sıcacık ve pırıl pırıl dev bir top gibi, ucu bucağı belirsiz boşlukta öylece uzanıyordu. Lagash’ın Onos, Dovim, Trey, Patru, Tano ve Sitha adlı güneşleri, büyüklükleri, gezegene uzaklıkları ve kat ettikleri yörüngeler nedeniyle birbirinden farklı renkte olan ışıklarını gezegene gönderiyor, onu yüzlerce yıldır yapmakta oldukları gibi, ısıtıp aydınlatıyorlardı.

Güneşler kusursuz birer makine gibiydiler. Işıkları ve sıcaklıkları asla bitmiyor ve asla değişmiyordu. O nedenle gezegende yaşayan milyarlarca kişi “karanlık” kavramını bilmiyordu. Gezegende ve atmosferinde asla karanlık olmadığı için gökyüzünde altı güneşten başka hiçbir gök cismi de görülmüyordu. Lagashlılar ortalama üç yüz yıl kadar olan uzun sayılabilecek yaşamlarında hiç yıldız görmemişlerdi. Ay görmemişlerdi. Göktaşı görmemişlerdi. Başlarını gökyüzüne çevirdiklerinde tüm gördükleri sadece kendi güneşleriydi. En yakın olanların kırmızıya çalan bir portakal rengi, biraz daha uzakta olanların limoniden samaniye kadar uzanan bir sarı ve en uzaktakilerin de soluk yeşilden iyice uçuk bir maviye doğru değişen renkleri olan bu güneşlerden başka hiçbir şey görmemişlerdi. Herhangi bir kitapta ‘yıldız’, ‘ay’, ‘akşam’, ‘gece’ ve ‘karanlık’ gibi kelimeler de okumamışlardı. Bunları anlatan bir kimse görmemişlerdi. Bu kelimeleri duymamışlardı ve sonuç olarak onların zihinlerinde, bunlar yoktu.

Kısacası Lagash’ta akşam yoktu. Gece yoktu. Burada asla ‘akşam vakti’ olmazdı. Burada asla ‘akşam karanlığı’ olmazdı. Burada asla gece olmazdı. Burada akşam çökmezdi, gece bastırmazdı. Gecenin zifiri karanlığında milyarlarca yıldız, simsiyah bir gökte birer ışık topu gibi patlamazdı. Yıldız kümeleri, alacalı yıldız tozlarını savurarak gökyüzünde dans ederken görülemezdi. Yıldızlar, portakal kırmızısı ışıklar saçarak kayıp düşerlerken izlenemezdi. Karanlık olmazdı. Siyah renk bilinmezdi. Yıldızlar, aylar ve öteki tüm gök cisimleri hayal bile edilemezdi. Sadece altı güneş ve onların altın sarısı, ateş kırmızısı, elektron yeşili renkleri bilinirdi...

Köşe yazısının tamamını aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz.

İLGİLİ HABERLER